31 Temmuz 2010 Cumartesi

bir nefes sıhhat gibi

"halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat" gibi demiş ya kanuni, ne kadar doğru. inanın sağlık sözkonusu olduğunda geri herşey teferrüat oluveriyor. ne sevmek, ne sevişmek insanın aklına geliyor o an.

perşembe akşam dışarı çıkmıştım. tam göztepe köprüsünden aşağı inerken kaza geçirdim. aceminin teki güm diye girdi sol arka tekerin ordan. toparlayayım istedim ama ben de refüje girdim. arkadaştan çıkmıştım, 5 dkya evde olurum diye de emniyet kemerimi takmamıştım. o beş dakikayı hatırlamıyorum. hızlı değildim ama kafayı cama vurunca o an ne olduysa artık. kısacık saçımın tam ortasına şekil olsun diye 4 dikiş atmışlar. tabii bizimkilere haber vermiş polis, annemler kızıl kıyamet kalkmış gelmişler. hastanede kendime gelirken onları görünce acaip şaşırdım. üzüldüm mutlu oldum. ağlamaya başladım o halimde. annem ağlıyor, kardeşlerim de. babam da ağlamamak için zor tutuyordu. o anı unutmayacağım. neyseki tetkiklerde kötü bişey çıkmadı. iç kanama nedeniyle korkmuşlardı doktorlar. ama dinlensin demişler diye annem işe salmıyor beni :) iki gündür evde yatıyorum. aslında yatamıyorum. ilk defa aile tam kadro bizim evdeyiz. ee bi de geçmiş olsuna gelenler var dostlarım, iş arkadaşlarım, hatta sevmediğim üst yönetimden bi kişi bile. bunlar güzel şeyler.

babamla kardeşim dönecekler yarın, kızkardeşim de onlarla gidip anneme ve kendine biraz kıyafet falan alıp gelecek. annem bi süre yanımda kalmak istiyor. hiç itiraz etmedim bu duruma tabi. hani önemsenmek güzel bişey hakkaten. hele bu sevgiyle oluyorsa ayrı bi güzel.

bu arada dün ahmet aradı, kazayı söylemedim telaşlanmasın diye. bi de şems aradı, önce açmadım ama ısrarla 3-4 kez arayınca açtım. nedense ona söyledim kazayı. yapabileceği bişey olup olmadığını falan sordu. teşekkür ettim. gidiyormuş istanbul'dan görüşmek istemiş. niye görüşmek istiyorsa artık. neyse, bunları düşünecek durumda değilim. inanın hastanede acilde yanımda yatanları hatırlayınca bu tür şeylerin geçici kaygılar olduğuna emin oldum ve tanrıya defalarca şükrettim bana sağladıkları için.

foto=deviantart, tuareg

28 Temmuz 2010 Çarşamba

batan güneş (şems)

dayanamadım tüm gün, gururumu yenip aradım. akşam tekrar görüşmeyi teklif ettim şems'e. "olur" dedi, saati zor ettim, gittim buluştuk. düne göre daha sakindik daha rahattık ikimizde. yemek yedik ve bu sefer benim bildiğim güzel bi yere geçtik. sonra çok geçmeden kalktık oradan da. sahile geçtik. yürüdük yol boyu. hava daha tam kararmamıştı. adalara baktık uzaktan. o bi ara şiir gibi şeyler söyledi, yüzüme vuran rüzgar, kızıl ufuk, yanan ışıklar falan üst üste binince oluşan atmosferden çok etkilendim. öyle biriyle yanyana olduğum için kendimi şanslı hissettim. tanrıya şükrettim. hatta daha ileri gidip yürürken kolumu koluna elimi eline değdirdim kazara birçok defa.

biraz ailemden bahsettim ona. o ise geçmişinden. garip bi konuşma şekli var zaten. bişey söylüyor yarım bırakıyor sonra bikaç dakika susup yine devam ediyor kaldığı yerden. sanki ilham bekliyor o arada. işte tam öyle bi arada ona "sana sarılmak isterdim" dedim. duyabileceğim bi seste "sarıl o zaman" dedi. gülümsedim ama o görmedi. yapamadım tabii. artık hafiften karanlıktı ama geçtiğimiz yol üstünde insanlar vardı. sonra boş bi durağın önünde tuttum kolundan sarıldım sıkıca. sanki yolcu edermişim gibi görünür diye yapabildim bunu. o da beni sardı sıkıca. o an zaman durdu sanki. ne kadar aç kalmışım birine böyle içten sarılmaya meğer. yürümeye devam ettik. arabayı park ettiğim yere vardık. "ben buradan gideyim" dedi. "ben bırakayım" diye ısrar ettim. zor bela bindi. o an tüm cesaretimi toplayıp arabayı çalıştırmak yerine dudaklarına yapıştım. tek istediğim onunda beni öpmesi yada en azından öper gibi yapmasıydı. hiç bi tepki vermedi. adeta bi duvarı öpmüşüm gibi hissettim. geri çekildim hemen ve arabayı çalıştırdım. ancak yolda kendime geldim, özür dileyebildim. "kızmadım. ama.." dedi. bu sefer ara vermesine dayanamadım ve lafını tamamlasın diye "..ama..ne?" dedim. "ama yanlıştı. ali ben dün biriyle tanıştım. benim gibi biriyle.." dedi. konuşmasına devam edecektiki daha fazla canım acımasın diye "tamam, açıklamak zorunda değilsin" dedim biraz sinirle. bi dahada ağzını açmadı zaten. gideceği yere gelince helallik isteyip indi.

sanırım bi daha görüşmeyiz. sorun da değil. asıl sorun yeniden kendimi mal gibi hissetmiş olmam. ben kafir veya dinsiz değilimki. ne demek "benim gibi biri". ben neyim acaba gözünde. benimde iki gözüm, iki kulağım, bi kalbim var, onun da. ne sanıyor beni acaba. çok uçlarda yaşayan biri mi. ben de kendimce temiz olmaya temiz kalmaya çalışıyorum. bi insan sadece dini şeylerle mi iyi olur, kendince değerleri olamaz mı? bunları ona sormak isterdim şimdi. ama buna gerek bile yok. göreceli humanist dünyasında beni çoktan tanımlamış zaten. kimsenin yargılarını değiştiremem. buna gerçekten gücüm yok.

foto=flickr, turker miletli

27 Temmuz 2010 Salı

akşam güneşi (şems)

şems istanbul'da. bugün öğleden sonra o aradı beni "bu hafta burdayım" diye. itiraf etmeliyim ki haberi duyunca heyecanlandım. ama ağır sözlerinin içimde yarattığı o gizli kırgınlık geçmemiş olacak ki hemen hevesle "nerdesin geleyim göreyim" gibi sorular soramadım. "müsait bir zamanında görüşmek sohbet etmek isterim" demekle yetindim. kapattık telefonu. bi on dakika geçmeden aradı. işten kaçta çıktığımı sordu ve istersem buluşabileceğimizi söyledi. aslında başka bi planım vardı ama ilk adımı onun atması kırgınlığımı falan sildi bi anda. sonuçta ben onun sanal sohbetinden bile çok haz duyarken yüzyüze tanışma fırsatını tepemezdim. görüşmeden sonra spora geçeyim diye erken çıktım işten. buluştuk yemeğe geçtik onun tarif ettiği bi yere. sakindi ortam, ama dahası bizde sakindik. hani konuşmamak için çatalla bıçakla yemeği karıştırırsınız ya, ama aklınızda binlerce kelime konuşur ya, aynen öyleydik. sanki hissetti aklımda dolanan cümleleri. "evet, ben de aynı acıyı çekiyorum aslında". ben biraz şaşırdım belli etmesemde. duraksamadan devam etti. "sanmaki yalnızlık kimse için kolay. sanmaki ben sevmekten sevilmekten korkuyorum. ama.." dedi sustu. benim gözlerim açıldı ağzım kilitlendi sanki. bekledim ama'sını tamamlasın diye ama belki 3 dakika bişey demedi. o camdan dışarı baktı ben ona baktım. arada camdan gözgöze geldik. bi an içimi gördü sandım. o an ona sarılmak ve ağlamak istemiştim aslında. sessizce ağlamak hem de. gözgöze geldiğimiz an niyetimi anladı sandım ve çok utandım.

yemek bitince başladı konuşmaya. ama'larını anlattı. sonra ben bişeyler sordum onu tanımak adına. tasavvufla ilgili ve işiyle ilgili. o da bana sorular sordu. bi kısmını sanal ortamdan söylemiştim ama bazı detayları da yüzyüze söyledim. gözlerim doldu istemeden. sanırım o da hissetti benim hissettiklerimi. elini uzatıp elimi tuttu. o an tüm tüylerim diken diken oldu, ürperdim resmen. orada kaç saat kaldık bilmiyorum ama çıkarken spora gidecek gücüm kalmamıştı. o ordan ayrıldı ben de direkt eve geldim. duş aldım ve biraz kendime gelmek için bekledim. kendime gelemeyince blogta paylaşayım istedim. belki şimdi biraz durulur aklım.

24 Temmuz 2010 Cumartesi

kendime yeni bir ben

bazen kendimden sıkılıyorum. aynada hep aynı adamı görmek sıkıcı geliyor. böyle zamanlarda kendimle oynamayı seviyorum. saçımla sakalımla oynarım mesela. giyim tarzımı değişirim bi süreliğine. dün saçlarımı kısacık yaptım. asker traşı. sakalı da sıfırladım. bugün bi de fazlaca spor giyindim. farklı bi özgüven geldi tabi. 3-4 yaş gençleşmiş gibiyim sanki.

beni genç hissettiren başka bişey daha oldu. şu kızlar vardı ya, geçen yemekte karşılaştığım. onlardan biri aradı dün akşam. bizim ex-stajyer değil de iş aramayıp uzun bi tatil yapmış olan diğer kız. tanımadım haliyle. telefonumu arkadaşından aldığını ve bikaç konuda fikrimi almak istediğini söyledi.

müsait olduğumu söyledim o da sorularını sormaya başladı. anladığım kadarıyla kafası cidden karışık. hani hiç tanımadığı ama sadece iş konusunda arkadaşından methini duyduğu ve sadece 1 saat gördüğü birini arayacak cesareti gösteriyorsa kız karmaşık hakkaten. akademik mi yapsam, yapacaksam yurtdışı mı yapsam burda mı yapsam yoksa iş kariyeri mi ye çıktı soruları. sonuçta kişiliğini ve neyin onu daha mutlu edeceğini bilmediğimden telefonda bişeyler anlatmaya çalıştım. bi ara coach'un "telini boşuna istemediler" lafı geldi aklıma :), birden kıza bugün müsait olduğu bi zaman çay içerken bunları konuşabileceğimizi sormak istedim. hatta sordum ve kız da pek duraksamadan "evet" dedi. bugün 2 gibi bi alışveriş merkezinde buluştuk. ama kız buluşurken o gün takımlı sakallı gördüğü beni tanıyamadı. abartmıyorum tanıyamadı. oturduğum mekanı söylemiştim ve oraya geldiğinde bana baktı görmedi. bi de 2 mt uzağımda telden aradı beni. "arkanı dön oturuyorum" dediğimde görmeliydiniz kızın halini. hahaha :)

2 saat kadar muhabbet ettik ama öncesinde görüntümle ilgili konuştuk bi 5 dakika :) yeni görüntümle 23lerde bi kız tarafından beğenilmek özgüvenimi tavan yaptırdı :))

sık sık aynanın önünden geçip kendime bakıyorum. bu halimden çabucak bıkmasam iyi :))

foto=hautehousecreations.com

23 Temmuz 2010 Cuma

çadır meselesi

dün işten bikaç arkadaşla dışarı çıktık akşam. çok da ortama uygun giyinmemiştim. serinletir diye şilelerimi üzerime çektim gittim. tabi arkadaşlarda mekandaki diğer tiplerde bi süslü anlatamam. oturduk eğleniyoruz, bizim yan masada da 7 tane adam var. yani hiçbiri feminen değil ama hepsi fit görünümlü, şık ve yakışıklılardı. seç beğen. üçü yabancıydı hatta. sanırım gay bi gruptu. hatta sanmıyorum eminim :) ben de bizim masanın onlara en yakın yerinde oturunca ister istemez gözgöze geldik ekiple. alkolün de etkisiyle benim kafa iyice bulandı ve kafamı yan masaya daha çok döner oldum. hatta biriyle ,bence en yakışıklı olanıyla, resmen birbirimize bakıp gülüştük. o an aklımdan bi yığın şey geçti. ama str8 bi mekanda tanımadığın ama sadece bakıştığın biriyle nasıl o tür bi konuya girersinki. ben yapamam en azından. belki ekipteki yabancılardan biri olsa bi lavaboya gittiği anı yakalar konuşurdum ama çocuk türktü. türk'ün vereceği tepkiyi tahmin edemiyorum çünkü.

resmen aklım kaldı çocukta :) uzun zamandır birini bu kadar arzulamamıştım. nasıl ereksiyon olmuşsam normale dönemedim bi türlü. mekandan çıkarken önümü hızlı bi şekilde düzeltmek zorunda kaldım :)

bu tür bir hareket sevmediğim bişey ama öbür türlü oluşan görüntü daha çirkin. hahaha. üzüldüğüm şeye bak. taş gibi çocuk hatta çocuklar gözümün önünde gitti ben çadır olmuş olmamışa yanıyorum :)

21 Temmuz 2010 Çarşamba

biraz kendimle

sabah aklımdayken telefonunu öğrendim şu izindeki arkadaşın ve ex-stajyer kızı aradım. saat 10 falan. çalıştığını bildiğimden pek garip olur diye düşünmedim. çaldı çaldı açmadı. müsait değildir diye rahatsız etmedim sonra da. ta akşam döndü bana. bi sebep söyledi ama o sırada trafikteydim anlamadım bile. numarayı söyledim kapadım acele.

spor geçtim. salondan edindiğim arkadaşa denk geldim. morali bozuktu. arada lafladık. kız arkadaşıyla bozuşmuşlar biraz. kaç yıllık arkadaşlar zaten. bana pek mantıklı gelmez uzun süren flörtlerin evlilikle sonuçlanması. sonuçlansa da ilk 3 ayında boşanma olur gibi geliyor nedense. gördüğüm örnekler de bu tezimi ispatlar gibiydi zaten.

hep ona buna bakınca kendimi unuttuğumu farkettim. yaşım aldı başını gidiyor ve hala yalnızım. kendimi bişeye zorunda hissetmek istemiyorum ama böyle salıvermişlik de nereye kadar diye düşündüm. karar verdim, biraz çaba harcayacağım. hayatımda heyecan, sevgi ve belki bir aşkın olması için çabalayacağım. bu arada tatil planlarım da netleşiyor. ben tatildeyken işlerime bakabilecek arkadaş işe döndüğü an ben de istanbul'dan uzaklara kaçacağım. yani kafamda iyi düşünceler var bu akşam :) sporun etkisi olsa gerek :))

foto=flickr, mr.dodgy

20 Temmuz 2010 Salı

3 güzelli akşam yemeği

bakmayın burada bazı şeyleri rahat yazdığıma. işim gereği sürekli insanlarla iletişim halinde olsamda yeni insanlarla tanışırken biraz çekingen biriyimdir. heleki ortada tanışmayı gerektirecek bir durum yoksa.

akşam işten geç çıkınca yemeği dışarıda halledeyim istedim. girdim yolüstünde bi yere bişeyler söyledim. bu sırada tam çaprazımda bir masada 3 kız yemek söylemiş bekliyorlar. sonra sesli sohbetleri fısıldaşmaya hatta kikirdemeye dönüştü. bana baktıklarını farkedene kadar üstüme alınmamıştım. acaba takım giyen kirli sakallı bir adam komik mi görünüyor diye düşündüm bi an. çünkü ben de sevmiyorum ve aşırı kasvetli buluyorum takım olayını. özel bi toplantı olmadıkça da giymiyorum. ceketimi çıkardım kravatı gevşettim. bunlar hala bakıyorlar. yani bi yanım kızıyor ama bi yanımda hoşlanıyor bu durumdan aslında. bi ara biriyle gözgöze geldik ve kibarca gülümsedim. utandı kız :) ama tam yemeğim gelmişti ki biri kalktı geldi yanıma, beni tanıdığını söyledi ve kendini tanıttı. geçen sene biz de staj yapmış. yani ben simaen bile hatırlamadım ama çalıştığı isimleri söyleyince inandım lafına. mezun olmuş, güzel bi şirkette işe başlamış hemen. kız konuşurken ayakta kalınca "buyrun oturun" dedim, arkadaşlarını bırakamayacağını söyleyip yerine geçiyorduki "siz buyrun bize eşlik edin" dedi. ee canıma minnet benim de. yalnız başıma yemek yemektense 3 güzel kızla yemeği tercih ederim.

ben masalarına geçince gülüşmeler fısıldaşmalar bitti tabi :) bi süre sustuk, sonra bizim ex-stajyer arkadaşlarını tanıttı. biri okul bitmiş tatil yapmış iş aramamış bile. diğeri de yurtdışı akademik düşünüyomuş.

yemek bitince müsade istedim kızlardan. ex-stajyer kız bizde birlikte çalıştığı iş arkadaşımın cep telefonunu sordu. işyerini aramış ulaşamamış, doğum izninde olduğunu öğrenince tebrik etmek istiyormuş. bende de arkadaşın numarası yoktu, "yarın öğrenip söyleyeyim" dedim ve kıza kendi numaramı söyledim çağrı bıraksın diye. yarın umarım unutmam.

bu arada kıskandım bizim arkadaşı. çünkü benim çalıştığım stajyerlerin hiçbiri sonra beni aramadı bugüne kadar.

foto= jamie baldridge

19 Temmuz 2010 Pazartesi

susuzluğum

söz vermiştim "bakayım duruma göre ararım" diye ama aramıştım dün akşama kadar. bizim mühendis kızın abisi aradı, yemek saati geçmişti zaten ama çay içmeye davet etti. kıramadım bu sefer. dışarıdaydım, arkadaşlardan müsade isteyip kalktım gittim. biraz sohbet ettik işiyle izmir'le ilgili. kızla çok fazla dialoga girmedik, sadece anlamsız kaçak bakışmalar. aslında söylemiştim hani kötü bişeyde olmadı aramızda ama o enerjiyi kaybedince ikimizde susmak istedik. ikimiz için de bu aşamadan sonra fazla irdeleyip üzülmeye gerek yok. iki olgun insanız sonuçta.

bugün de yorucuydu benim için. tatile çıkanlardan dolayı çoğalan işler falan. üstüne bi de spora gittim. spor salonunda da şu ahmet yüzlü abartılmış vücutlu arkadaşa denk geldim. usulca sokulup merhaba diyemedim tabii :)) demek istedim mi onu da bilmiyorum. ama garip bişey işte. tanıdığınız birini görüyor gibi olmanız garip. hele ki çok sevdiğiniz, sizin için çok değerli birine benziyorsa karşıdaki.

bi de iki gündür acaip su içmeye başladım. sadece sabah 2 litre suyu yarım saat içinde içmişimdir. şimdi de önümde bi sürahi su var, doldurup doldurup içiyorum. vücudum şuanda kaçta kaçı su bilmem ama midemde bi havuz varmış gibi hissetmeye başladım. gorul gorul sesler geliyor :) bir zararı olduğundan değil ama birden böyle bir susama beni biraz endişelendirdi sanki.

18 Temmuz 2010 Pazar

merak

pazar saat 8'de uyandım. üst komşudan acaip gürültü geliyordu. tamirat mı ne vardı anlamadım. ben de uykum kaçınca duşumu alıp kahvaltımı yaptım bi güzel. biraz evi havalandırdım.

işimle ilgili siteleri kurcalayayım diye bilgisayarı açtım ama öncesinde bi emaillere bakayım dedim. bu site için aldığım gmail adresine (birseksuel@gmail.com) çok ilginç ya da çok samimi emailler alabiliyorum. kimselere anlatamadığı hislerini yada anılarını boş duvara yazar gibi bana itiraf edeninden, o günlerdeki ruh halime uygun sevdiği şarkıları benimle paylaşanlara, halimi hatrımı düzenli sorarak bu blogun iki tarafındada iki ayrı insan olduğunu hatırlatanından, çeşitli tekliflerle(seks, birliktelik vs.) gelenine kadar çeşitli mailler aldım bugüne kadar. hepsinden çıkardığım sonuç şu: biz insanlar birbirimize çooooooook benziyoruz. yaşadıklarımız, hislerimiz, hatta hayallerimiz bile benziyor biraz.

işin garibi sizin hayatımı kısmen öğrenme şansınız varken blogu olanlarınız dışında ben bu şansa sahip değilim. ve itiraf etmeliyim hepinizin hayatlarının detaylarını çok merak ediyorum :) bu merak insan olmanın doğal getirisi bişey sanırım. yüzlerinizi, evlerinizi, sesinizi, jestlerinizi-mimiklerinizi, işinizi, yaşam tarzınızı vs.

aslında gerçek hayatta meraklı sayılmam. hatta çok umarsız olduğumu düşünen ve söyleyenler bile oldu ama internette bu durum tersine dönüyor biraz. yine de dizginliyorum kendimi. bu blog kanalıyla iletişim halinde olduğum kişilerin özellerini kurcalayacak sorgulayıcı bi tutum içine girmiyorum asla.

neyse bu kadar düşünmek yeter. şimdi müzik zamanı. sevdiğim bi şarkı. bu satırları okuyan tanıdığım tanımadığım herkese gelsin. :)

sevgiler.......



foto=flickr, madddy

17 Temmuz 2010 Cumartesi

sırf sana benziyor diye

spor salonlarını bilirsiniz. türlü türlü insan vardır. zayıflamaya çalışanından, doktor tavsiyesi gelenine, kas yığınına dönüşmeye çalışandan, sadece sağlık için spor yapanına kadar çeşitli insan.

bana en çok itici gelen tipler fit olmanın ötesine geçip et yığını haline gelmeye çalışan tipler. spor salonunun ağırlık aletleri bölümlerini kendine tahsisli zanneden ve bu aletleri kullanırken ağırlıkları en yukarı çekerek yüzleri ezişe büzüşe çalışan ve birbirinin kasına buduna iltifat eden tipler.

ben bu tiplerden oldum olası uzak duruyorum. uzak ne kelime, resmen onlara hayalet muamelesi yapıyorum kendilerini biraz kötü hissetsinler diye :) adamlar bakılsın diye onca kas yapmış ama aynada bile onları görmezden geliyorum.

ama bugün bi istisna oldu. geçen de gördüğüm ama yine dikkat etmediğim elemanın biriyle bugün gözgöze geldik. hani insan insan bu kadar benzer. ahmet'e acaip benzeyen biri karşımdaydı. acaba burdaki kuzenlerinden biri mi diye düşündüm. çok da düzgün biri sanırım çünkü diğer kaslı tayfadan ayrı tek başına sessizce çalıştı saatlerce. ben duş öncesi saunaya girmiştim, o sırada o da geldi, tam karşıma oturdu. hoş zaten sauna düğün salonu genişliğinde değil. dibime kadar gelince kendimi bakmaktan alamadım. yüz resmen ahmet ama vücut başka bi adam. kendimi böylesine kaslı ve böylesine iri bi vücutla hayal etmediğimden garip hissettim. zaten nefesimde daraldı fazla kalınca, kaçtım acele. duşumu alıp çıktım. yolda da leman sam'ın "dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe, sırf sana benziyor diye, usulca sokulup merhaba dedim" şarkısı geldi aklıma. eve gelip internetten bulup dinledim hatta :)

adamın yüzü ve alakasız vücudu aklıma geldikçe hala gülümsüyorum. adamla yine denk gelirsek bi dahaki sefere "usulca sokulup merhaba" dermiyim, onu da bilmiyorum.

foto=hothouse.com

16 Temmuz 2010 Cuma

tanımlanamayan kötü hisler

içimde kötü bi his var. sanki kötü bişeyler olacak gibi hissediyorum.

bilmem size de olur mu arada. böyle içiniz sıkılır, hiçbişeye odaklanamazsınız. sabahtan beri öyleyim. öğleden sonra saat 4 gibi çalışamadığımı farkedince arkadaşlara söyleyip erkenden. spora giderim rahatlarım diye düşündüm ama eve girince bi daha çıkmak istemedim. yemek yaptım kendime. annemi aradım, bi de annemden trafik kazası geçirdiğini öğrendiğim lise arkadaşımı. daha telefonu kapatmıştım ki bizim mühendis kızın annesi aradı beni. biraz şaşkınlıkla telefonu açtım, bizim kızın annesi değilde abisi. şu izmir'de subay olan. tatile çıkmışlar eşiyle, önce bi ailesini ziyaret etmek istemiş. davet etti yarın gel görüşelim diye. sanırım bizim kızla dialogumuzun nerdeyse tamamen kesildiğinden haberi yok adamın. "bakayım gelmeye çalışırım" dedim ama bi mazeret uydurur gitmem herhalde. şimdi bunca zaman sonra kızla karşılaşmak istemiyorum. hani kötü bişey olduğundan değil ama karşılaşmak istemiyorum işte. gerçi annesini de babasını da özlemedim değil. devamlı tebessüm eden iyi yüzleri kim özlemezki. neyse artık, bazen bazı şeylere geçmiş diye bakmak kafa yormamak lazım..

bu arada içimdeki o his hala devam ediyor. uykumda yokki erkenden uyuyayım. en iyisi şöyle en türlüsünden bir meyve salatası yapayım kendime birazda dondurma yanına, sonra da bi film takayım. mmm, mis gibi.. olmadı dışarı çıkar biraz yürürüm artık.

15 Temmuz 2010 Perşembe

sadece "günaydın"

demiştim yoğun olacağım diye. oldum bile. resmen mesai yapıyorum. sevmem elimdeki işin yarım kalmasını. eve iş getirmekten de nefret ederim, bu yüzden biraz fazla kalıyorum ofiste. öyle çıkıyorum.

biraz yoğunluk birazda tereddütten dolayı aramamıştım şems'i sonra da unutmuşum. dün akşam aklıma geldi bi ara hava almaya çıkmışken aradım. açtı tok bir ses, kendimi tanıttım. şaşırdı, ben aramayınca günlerdir alındığımı kızdığımı düşünmüş. yüzüne vurmadım ama haksız da sayılmaz. evet kızdım üzüldüm. neyse kin tutamıyorum çok şükür. sıcak bir iki sözünden sonra aklımda bişey kalmadı. bu ara istanbul'a geleceğini ve tanışabileceğimizi söyledi. "olabilir" dedim, aslında can atıyorum ama hani belli edip yine yüzüme duvar gibi bi laf çarpsın istemediğimden ağır takılıyorum.

bugün de o aradı. sadece "günaydın" demek istemiş. :)
ben bu tür şeylere uzun süredir uzak kalınca garipsedim tabii, valla alıştırmasın hergün isterim sonra :))

bu arada tatil planımı da netleştirmeye çalışıyorum. beni motive eden bi planın halihazırda olması lazımki işler daha seri bitsin.

foto=carolradway.com

13 Temmuz 2010 Salı

tatil döneminde iş

dün gece bi yazı girmiştim. sex partner arayışımla ilgili saçmalamışım. neyseki sabah okuyunca farkedip sildim. aynı mesaj gibi açtığım profilleri sitelerden, bu fikride kafamdan hemen silsem iyi olacak. gerçekte tanıştığım birine karşı cinsel bişeyler hissedersem bu tür bişeyler yaşanabilir de öyle sanal ortamda fellik fellik bir arayış içinde olmak doğru değil sanırım. çünkü bu beni 2-2,5 yıl öncesine götürebilir. bi daha olmak istemediğim, yaşamak istemediğim o günlere.

zaten bu tür şeyleri düşünemeyecek bi yoğunluk içine giriyorum. millet tatile çıkıyor yavaştan ve haliyle iş yüküm artıyor. gerçi bende çıkmak istiyorum yakında ama henüz karar veremedim nasıl bi tatil yapsam diye. arkadaşlara da sormadım tatil planları varmı kimsenin. bizim has tayfaya tek tek sorayım, napacaklarmış bi bakayım. ama önce iş tabi. bu ayın son haftası öncesi bitmesi gereken raporlar var. düşündükçe gözümde büyüyorlar :)

sorun değil yine de. ben yaparım :) aslanım, kaplanım :)) asıl işler sonrasında yapacağım tatile odaklanayım. hem böylece işler daha çabuk bitebilir.

foto=flickr, wiedmaier

11 Temmuz 2010 Pazar

rüyalar gerçek olsa :)

aslında pek rüya görmüyorum ama bu ara ufak ufak rüyalar görmeye başladım. dün gece ise bi filmlik rüya gördüm diyebilirim. film derken normal film değildi bu tabii. pornografinin sınırlarını zorlayacak bir film bu. hamam gibi ama sıcak olmayan bi yerde ben anadan doğmayım. ve etrafımda birbirinden güzel bayanlar ve tipim erkekler. hepsi beni sarıyor seviyor öpüyor. hepsi aşkla bakıyor bana hatta tapıyor sanki. rüyada bile olsa uçuyordum resmen. onlarda beni yeryüzünde tutmaya çalışan melekler gibiydiler. hangisiyle ne kadar seviştim öpüştüm anlamadım bile. garip ama bi kere bile orgazm olduğumu hatırlamıyorum. sadece aklımda kalan hiç tanımadığım ve sürekli değişen yüzlerle seviştiğim.

hala aklımda sahneler ve yüzler. nasıl bi bilinçaltı ise bana böyle bi harem ortamı yaşatıyor :) aslında bilinçaltı değil yaşın ve yalnızlığın verdiği şeyler bunlar belkide. sonuçta insan masturbasyonla mutlu olduğunu veya yetindiğini söylesede bu koca bi yalan. bi tene dokunmanın hazzı başka bişey. sırf bu yüzden bazen hayatımda kadın yada erkek bir seks partnerin olmasını düşündüğüm oluyor. her iki taraf içinde güvenli seks sağlayacak mutualist bir birliktelik kasdettiğim. biliyorum bu biçok açıdan ahlaki değil ama sevgi duyarak birine dokunmayı bu şekilde beklemekte kendime acımasızlık. bazen kendi kendime diyorum ki "ben bunu haketmiyorum". enazından içimde bişeyler hissedene kadar bedenimi cezalandırıyorum resmen.

ciddi ciddi düşünüyorum düzgün ve sağlıklı bi seks partnerin hayatımda varlığını. hatta çok yakında bu konuda bi arayış içine girebilirim.

foto=magritte rene - lovers

oyuncak hikayesi 3

bugün öğleden sonra benim için çok güzel geçti. bi arkadaşım aradı, sinemaya gitmeyi sevmediğimi bilen bi arkadaşım üstelik. bana sinemaya gitmek isteyip istemediğimi sordu. "tabii ki hayır" dedim. "biletler benden" deyip beni öğrencilik yıllarında olduğu gibi kandırmak istedi, gülümsedim sadece ama görmedi. "ee başka" dedim, "bi de akşam yemeği" dedi. biraz düşünme sesi yaptım "hmmmm" diye homurdandım. içtenliğinden dolayı teklifini kabul ettim tabii, giyinip gittim. önce biraz oturduk bi yerde sohbet ettik. sıkıntıları varmış bi süredir, onları anlattı. aslında arada görüşmüştük ama bahsetmemişti yeni öğrendim. iş değişmiş falan.

sonra filme geçtik. film dediğimde animasyon. iki kocaman adam "oyuncak hikayesi 3"e girdik. bari yanımızda ufak bi çocuk olsa normal görülebilir ama iki kazma komiktik gerçekten. gerçi ben ekose kaprilerimle sandaletlerimle ufak bi çocuk gibi görünüyordum. filmden acaip zevk aldım. bi de çıkışta yemek yedik söz verdiği üzere. yemekte harikaydı, şiştik epey. güzel bi akşamdı ikimiz içinde.

eve gelip dinlendim biraz, sonra bi internete gireyim dedim. msn'i açınca mail geldiğini gördüm. şems yazmış maili. sanki benim aklımdakileri okumuş gibi hemde. çay teklifime tepkisinden dolayı özür dilemiş. daha da önemlisi mailin sonuna adını yazmış, telefonunu vermiş. ben de adını ilk defa öğrenmiş oldum böylece. telefonu görünce ise ne yapacağımı bilemedim tabii. hala aramadım. aslında kararsızım arayıp aramamakta, hani naza çekmek gibi olmasın ama içerlemişim ben dünkü lafına sanki. neyse yarın daha sağlıklı düşünürüm sanırım. şimdi kafamda net bi yargı oluşturmadan uyuyayım.

10 Temmuz 2010 Cumartesi

suyu sakınan ve ben

dün gece film izlemiş yatacakken msn açmayı akıl ettim. bişey dürttü sanki, açtım baktım herkes offline. bikaç saniye sonra şems online oldu. şaşırdım tabi, ben sildi diye biliyordum. bi de msn'i anlamadığım bi sebepten dolayı açmak ihtiyacı hissettiğim için ayrıca şaşırdım. o şaşkınlıkla hemen "selam" yazabildim. cevapladı biraz sessizlikten sonra. biraz konuştuk, bi süredir bazı sağlık sorunları yaşadığını ve internete giremediğini söyledi. ben ise onun beni sildiğini düşünmüştüm. belki de teknolojik olarak yanılmışım, belki de silmişti. sorun değil ama tekrar onu görmek konuşmak güzeldi.

ona isterse bigün birlikte çay içmek sohbet etmek istediğimi söyledim. aslında istanbul'da yaşamıyor ama sık sık gelip gittiği için böyle bi teklifte bulundum. bana cevabının hayır olacağını tahmin ediyordum ama "ben biraz bana benzeyen biri ile karşılaşmayı umuyorum" demesini beklemiyordum. kendimi o an çok değersiz ve kirli hissettim. önce ondan farklı olan yanımın neler olduğunu sormak geçti aklımdan ama sonra vazgeçtim bundan. sanırım biraz daha dini değerleri önemseyen ama homoseksüel hislerde taşıyan birine ihtiyaç duyuyor hayatında. benim dinle bir sorunum yok, yani ne çok uzağım ne de içinde ama eğer kasdettiği şeyi anladıysam çok da farklı olduğumuzu düşünmüyorum. ben de onun gibi arada bi yere sıkışmış durumdayım. ben de onun gibi yalnızım. ben de bazen enaz onun kader çaresiz ve günahkar hissediyorum. ama bunları ona söyleyemedim. ısrarcı olacak birşey değildi istediğim, basit bir çay davetiydi sadece.

biraz ona canım sıkkın sabahtan bu yana. biraz önce de dün gece söyledikleri aklıma gelince mesnevi'yi açıp okumak istedim. okuduğum bi cümle beni kendime getirdi. sanırım bu sefer şems hata etti diye düşündüm ve içim hafifledi. cümle şu:
su kenarındayken suyu sakınan, esirgeyen, ancak ırmağı görmeyendir.


foto=flickr, vol-au-vent

9 Temmuz 2010 Cuma

yok istemem diyen gönlüm

ben susunca sanki dünya susuyor gibi geliyor. yani ben arayıp sormasam beni ömür billah sormayacak insanlar var hayatımda. tabii aksi tiplerde, ki onlara arkadaş veya dost diyorum bu tür sebeplerden ötürü.

bi haftadır ailem dışında hiç kimse beni aramamıştı neredeyse. zaten bu ara unutulmak düşüncesi canımı acıtıyordu yeterince. ama dün akşam kandil sebebiyle gelen bikaç telefon beni bu düşünceden uzaklaştırdı, daha iyi hissetmemi sağladı. her zamanki gibi ahmet aradı ilk kandilimi kutlamak için. bende onun hatırlatması sonrası annemleri arayıp kutladım. en ilginci biraz geç vakitlerde bizim mühendis kızın araması oldu. epey olmuştu onla telefonda dahi haberleşmeyeli. annesi babası da kutladılar kandilimi, zaten kız değil de ailesi aratmış gibi geldi bana da. neyse, ben de önemsemedim bu durumu ama unutulmamış olmak güzel şey tabii.

dün akşam ençok ahmetle sohbet güzeldi. bazen onla konuşurken garip bişey oluyor. böyle konuşmanın bi yerinde susuyoruz ikimizde. sanki sessizce "seni seviyorum" diyoruz birbirimize. çünkü o suskunluklardan sonra sesimiz bile başka çıkıyor hep. garip bişey işte. bitmiş bitmesi gerekmiş fakat bitmemiş gibi. ama olsun. yani böyle bi insanı tanımak, arkadaş olarak da olsa hayatımda tutabilmek benim için önemliydi. bunu bi düzeyde sağlamış olmak beni iyi hissettiriyor. tabiiki her insan gibi daha fazlasını istiyorum. sevmek sevilmek sarılıp sevişmek istiyorum. uzun olsun, hatta bir ömür sürsün istiyorum. ama geçmişe de yada olması çok zor ihtimallere de saplanıp istemiyorum. önüme bakıyorum. önümde henüz hiç bişey olmasa da.................

bu arada sertab'ın şarkısına takıldım. albümü aldım arabada hep onu dinliyorum. sözleri harika. sanırım biraz beni anlatıyor gibi.

sertab erener - koparılan çiçekler (2010)

iyi ki varsın,
iyi ki sevmişim seni
hem aldın, hem çaldın
helal sana

yok istemem diyen gönlüm
çöle bile razı şimdi
yanlış yola giden bendim
lütfen dön gel

ben yazdım kadere hüznü perişanı
sonu gelmez yine de bitemez ümitler
ama yoksa bahçemin eski şanı
sebebi koparılan çiçekler

5 Temmuz 2010 Pazartesi

ait olduğum yerde, sevdiklerimle

haftasonu cumartesi sabahtan bursa'ya geçmiştim. annemi babamı kardeşlerimi özlemişim epey. onlarlaydım daha çok, evden çıkmadım diyebilirim. sanki yanlarında daha temizdim, daha saftım. öyle hissettim biraz.

bu arada bizim komşunun kızı da eve gelmiş. kızı görmedim aslında ama kızın laptopı bozulmuş kaç gündür, word internet falan çalışmıyormuş. annemde laf arasında annesine "ver bizim oğlanlar baksın" demiş. aslında ben değilde kardeşim epey anlar bilgisayar işlerinden. annem bilgisayarı getirdiğinde kardeşim yoktu, birazda meraktan baktım bilgisayara. sorunun ne olduğunu anlamadım zaten, kardeşim gelsin baksın diye beklerken şeytan dürttü beni. kızın özelini kurcalamak gibi oldu ama masaüstündeki bi iki dizini kurcaladım. biri full foto idi. okulda arkadaşlarla çekilmiş hepsi. kızın gözlerinin içi gülüyor çoğunda. bi de şu ofiste çektiği fotolar vardı. umarım tanrım affeder beni ama her resme bikaç kez baktım. hani özel bişeyler oluşmadı içimde ama yüzümü güldürdü her kare. zaten çok da bakamazdım kardeşim geldi, bende hızlıca windows history'yi temizleyip uzmanına teslim ettim. ama fotoğraflar bana annemin ısrarında haklı olduğu gerçeğini hatırlattı. gerçekten güzel dahada önemlisi namuslu bi kızdı fotoğraflarda gördüğüm.

onun dışında bu sefer pazardan değilde pazartesi sabahtan çıktım yola. bi gece daha ailemle geçirmek, ait olduğum yerde sevdiğim insanlarla uyumak istedim. sabah tahmin ettiğimden geç uyandım ve haliyle geç kaldım. bi de üstüne yoğun bir çalışma günü. bunlada yetinmeyip spor da yaptım. şimdi bi çuval gibi yatağa yatay düşme zamanı.

iyi geceler

2 Temmuz 2010 Cuma

ofiste taciz

erkekleri bilmem ama bayanlara ucuz olmayı yakıştıramıyorum bi türlü. ne biliim, onların anne olma gibi kutsal bi yetenekleri olmasındanmı nedir, onları hep daha ulaşılmaz ve değerli görmeye çalışıyorum. bu yüzden bunun aksini düşündüren tiplerdende tiksiniyorum. böyle yılış yılış tiplerden özellikle. hani banada denk geliyor öyle tipler ama bu sefer olayın kahramanı başka.

geçenlerde yurtdışı gezisine gittiğim yeni mezun bi çocuk vardı. hafif dindar ama bu yönünü gizleyen bi tip diye yazmıştım hatta. işte bu çocuğa bizim kızlardan biri takmış durumda. çocuk zaten kadınlarla konuşurken bi utangaçlık içinde, ee bi de taciz edilince ne durumda olacağını siz düşünün. çocuk bi süredir çok yakınımda çalıştığı için bu durumu gördüm, dünde yemekte yalnızdık diye konuyu ben açtım. "senin xxxle bi muhabbetin mi var" diye sorunca, çocuk derdini döküldü bana. anlattıktan sonra "bilmiyorum ama belkide ben yanlış düşünüyorumdur, günahını almak istemem" diyecek kadarda iyi niyetli hala. kızı öncesinden de tanıdığım ve eskittiği adamların sayısını bildiğim için ona karşı biraz daha sert olmasını zamanla anlayıp gideceğini falan söyledim. hahaha. bi nevi güzin abilik yaptım :)

aslında insanların iş ortamında birbirinden hoşlanmalarına yada ne biliim tek taraflı bi şeyler hissetmelerine karşı değilim. ama bu hoşlantı artık karşı tarafı rahatsız edecek yada daha kaba bi ifadeyle tahrik edecek bir boyuta varırsa bunu pek anlayışla karşılayamam.

bu taciz olayı çok dile getirilmesede pek yaygın ofis ortamlarında. gerçi işyerinde taciz deyince daha çok erkeklerin kadınları tacizi gelir akla haklı olarak. ama kimse inkar etmesin bazen erkeklerinde kadınlar tarafından taciz edildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. ve bence her iki durumda yeterince çirkin. her iki durumda da olmak istemem.

foto= florida employment lawyer blog :)