29 Mart 2011 Salı

çocuklar gibi

yok bu adam beni zil zurna aşık etmeye kararlı. hem de hayatımda hiç olmadığım bi şekilde.

geçen gün haftasonu bendeyken tşörtünü giymiştim üzerime. eve götürmüş, kokum sinmiş diye yıkatmamış da. dün onu koklayıp uyuduğunu söyledi.

öğleden mesaj attı akşam buluşalım diye. aslında yorgundum eve gelip yatacaktım ama üzülebilir diye buluştuk dışarıda. konuştuk bakıştık dokunduk gizli gizli :) tam eve geldim yatayım derken bi mail geldi. yakışıklı eve gidince o bahsi geçen ben kokan tşörtü oyuncak fokuna giydirip fotosunu çekmiş, bugün ona sarılacakmış :) garibim fok da kıymete bindi bu sayede.

hahahah, iyice çocuklaştık biz. yakında parka gidip salıncaklara bineriz gibi geliyor. x-coach ve gencbiranne de gelip bizi sallarlar artık.
hmmmm, komik ama güzel bişey yine de bu resim. birisi için saçmalamak ya da hislerini normalde hiç yapamayacağı şekillerde ifade etmek. 

off ben çok pis seviyorum. çok hem de.

28 Mart 2011 Pazartesi

sevgi neydi?

bu pazar güne yine geç başladık. cumartesi geceyi film tv izleyerek uzatınca bereketi kaçıyor pazarın. geç kahvaltıdan sonra tvde dolanırken "selvi boylum al yazmalım"a denk geldik. zaplayamadık, izledik birlikte :) filmden sonra da işimiz vardı çıktık evden. ben geç geldim eve, neti açtım. bi baktım yakışıklıdan mail. muhtemelen filmde geçen "sevgi neydi" sorusunda kalmış aklı ve aşağıdaki şiir tadındaki sözleri yazmış bana. şimdi okurken gözlerim doldu diyeceğim, "sen de ne sulugözsün" diyebilirsiniz diye demiyorum.

ama okuyunca siz de bana hak vereceksiniz.
Sevgi neydi?

Sevgi gülümsemendi.
Sevgi bakışlarındı.
Sevgi elimi tutuşundu.
Sevgi bana dokunuşundu.

Sevgi seni özlemekti.
Sevgi özlemekten gözleri yaşarmaktı.
Sevgi sen giderken arkandan ağlamaktı.

Sevgi seni düşününce mutluluktan içinin yanmasıydı.
Sevgi seni görünce kalbinin atmasıydı.
Sevgi yaşadığını hissetmekti.

Sevgi, sen; sevgi, ben; sevgi 'biz'di.

26 Mart 2011 Cumartesi

morartan sevgi

geçen gün atıştık biraz. yine saçma bi konudan tartışıyoruz yolda yürürken :) en büyük hobilerimizden biri birbirimizi ufak ufak kızdırmak zaten. işte öyle konuşurken bi ara tuttu kolumdan, sıkıca bi sıktı. resmen koparacak gibi oldu kolumu. ama farketmedi ne yaptığını, şaka sandı. oysa benim bağırasım geldi, gözüm doldu acıdan :)

sinirlendim, suratım düştü direkt. ama hala yanyana yürüyoruz. kalabalık üstelik. arabalar trafikten ötürü yavaş geçiyorlar yanımızdan. o an onun kolundan tutup aynı şekilde sıkasım geldi içimden, tam uzandım kolunu tuttum çektim kendime. sonra sarıldım yan şekilde ve öptüm yanağından sıkıca. suratı şaşkın şebek oldu. o an acımı unuttum tabii.

şimdi kolumdaki morluğa bakarken aklıma geldi de olay, paylaşmak istedim.

photo=xcoach sağolsun

22 Mart 2011 Salı

mutluyum, umutluyum

ne haftasonuydu ama. bu haftasonunu full birbirimize ayırdık. gezdik o soğukta, o çiseleyen yağmurda. nerdeyse tamamını gezdik istanbul'un ve bi yığın fotoğraflar çektik. hem bizim, hem milletin hem istanbul'un. ayaklarımıza kara sular inince de döndük yuvamıza. ilk defa 3 gece aynı yüze bakarak uyuduk uyandık. aynı yatakta. aynı bedene sarılı şekilde.

ben hayatım boyunca böyle sağlıklı ve stabil bi mutluluk yaşamamıştım. en önemlisi de mutluyken bu mutluluğun biteceği korkusunu bu denli içimden atmamıştım. o yüzden her açıdan iyiyim ve sanırım bu konuda yakışıklıya minnettarım. eğer o biraz empatik olmasa, bazen alttan almasa ben çok ileri götüremezdim bu aramızdaki şeyi. adam bişey yapıyor bazen, bişey söylüyor, sanki o an o şey olsa yada o şey söylense mutlu olacakmışım gibi oluyor. yok, bilip hissedip mi yapıyor yoksa sırf o söyledi o yaptı diye mi ben öyle hissediyorum anlayamadım. anlamak da değil mesele, mutluyum ya, huzurluyum ya bana yetiyor.

artık ne ahmet'in sorunları beni yıpratır, ne geçmişten bi başkasının.
çünkü ben bugüne kadar karşıma çıkan en sıradan insana dahi elimden gelen en iyi şekilde muamele etmeye çalıştım. belki başardım belki başaramadım, bilmiyorum. ama bunun için çabaladığıma eminim enazından. bu da benim müsterih olmam için yeterli bi sebep.

dediğim gibi, mesele anlamak-müsterih olmak-küsmek-barışmak değil. mesele mutlu olmak, umutlu olmak. ben hayata karşı mutluyum ve umutluyum. hiç olmadığım kadar. karşılıksız yada biten umutların ardından üzülüp umutlanmayacak kadar.

bi önceki cümlelerimi kırıcı olmayacak şekilde kurmaya çalıştım. ama benim de bir insan olduğumu, hiç değilse bi gururum ve kalbim olduğunu, dolayısıyla bana ait bir hayatın olduğunu, bu hayatın akıp gitmesinden ötürü telefon çağrılarına dahi cevap verilmeyecek sıradan biri olmadığımı birilerine söyleyecek başka bi ortamım ve hitap şeklim kalmadı geriye. umarım başka hayallerin peşine düşüp beni umutlarımla hayallerimle çaresizce ortada bırakanlar özür dilemek yerine hesap sormaktan, kızıp küsmekten vazgeçer, kendi sorunlarına yoğunlaşırlar. 
off neyse uzatmiim, yoksa cidden kırıcı olacağım.

18 Mart 2011 Cuma

küs

hazır yazmaya başlamışken bu mart ayında olanların bir kısmını paylaşayım sizlerle.  gerçi bittiği söylenen yasağa rağmen blogger'a bi girip bi giremediğim için bu yazıyı mail yöntemiyle yolluyorum şuanda. yine açılsın diye bekleyip kontrol edemem.

öncelikle x-coach'un merak ettiği detayları buradan yazacağımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. ama sizden edindiğim şeylerin hayatıma girdileri olduğunu söylemekle yetineyim. hatta biraz daha spesifik bi detay vereyim. nutella hakkında düşündükleriniz güzeldi mesela. bu kadar bilgi yeter :)

bulutların üstündeyim çoğu zaman. hani hayatıma giren çıkan insanlar olmuştu. onları deliler gibi düşündüğüm zamanlar da. ama böyle sabit şekilde birinin aklımda en uygun olmayan zamanlarda bile hep bi şekilde aktif kaldığı bi durum yaşamamıştım bugüne kadar. en saçma bi anda bile onu sevdiğim geliyor aklıma, bi de o gülümseyen yüzü. hani tıp ilerlemiş olsa adamdan bi tane daha yaptırıp eve yedek koyucam nerdeyse. zaten haftasının çoğu akşamı spor eğlenmek falan bahanelerle benimle geçiyor. olmadığı zamanlarda da telefonda "özledim", "yok ben özledim", "yok ben daha çok özledim" deyip duruyoruz :)

geçen haftasonu bursa'ya gittik. annem zaten pek sevmişti, ama orada daha bi sevdi. ee adam sevilmeyecek gibi değil ki. cidden bunun farkında olmak da benim için ayrı yük. acaip kıskanıyorum. hatta geçen hafta biraz bezdirdiğimi bile farkettim. tamam kıskanılmak hoşuna gidiyor ama adam arkadaşlarıyla bensiz mutlu bi akşam geçirdi diye kendi kendime gerilip telefonumu kapatmam da gerekmiyor. zaten böyle bi hata yapınca da 10 dk içinde durumu farkedip kendime geliyorum ama o da 10 dakika içinde bi sorun olduğunu farkedip telaşlanıyor hemen. 

tabii hayat herkes için bu kadar pozitif değil bu ara. ahmet zor günle geçiriyor. bi kararın eşiğinde. düğün tarihi bile almışken ayrılmanın eşiğindeler. ben hiç bi yorum yapamıyorum bu konuda doğal olarak. ama elimden geldiğince yaşadıklarını anlayıp yardımcı olmaya çalışıyorum. yapacağım yardım şuanki düzenimi bozmayacak sınırlarda ise tabi. çünkü çok emek verdim tekrar toparlanmak ve sevmek için. bunu geçmişte kalan sebeplerden ötürü bozmak niyetinde değilim. bir de herşeyi bu noktaya getiren ben değilim. o yüzden içim rahat. 

ahmet biraz bana küs gibi birşey. sanırım bencilleştiğimi düşünüyor. bunu ona da dedim, şimdi burada da yazdım okur muhtemelen. kendi mutluluğum içinde onun sorunlarını önemsemediğimi sanıyor. oysa elimden bişey gelse bu konuda, hemen yapabileceğimi biliyor. özellikle geçen hafta olanlardan sonra bana kızgın hatta küskün gibi. geçen haftasonu habersiz bi şekilde istanbul'a gelmişti ve beni arayıp görüşmek istediğini söylediğinde yanımda yakışıklı ile yoldaydım. ama varınca yakışıklıdan da biraz uzaklaşıp aradım hemen. resmen konuşmak istemedi benle. durumu izah ettim ve onu dinlemek istedim uzakta da olsam. ama o yakışıklıyı kıskanır gibi bi tavır takındı. ben de gerildim biraz kapadım telefonu. haftaiçi aradım ama açmadı. geri de dönmedi çağrılarıma. yani ötesinde daha ne yapabileceğimi bilmiyorum. ama üzülüyorum aklıma geldikçe. umarım kendisi için en hayırlı olan şeye karar verir biran önce. çünkü hayatta bazı şeylerin telafisi yok. 

17 Mart 2011 Perşembe

sadece mutluluk

hayatımın en güzel akşamlarından biriydi.

dün yakışıklının kariyeri için güzel bi gündü. terfisi ile ilgili yazı eline ulaştı. aslında bekliyordu ama hani herşey netleşince o da net bi şekilde mutlu oldu ve bunu ilk benle paylaştı. tabii ani olunca herşey ben dünkü programımı iptal edememiştim. bugün için görüşürüz yemek yeriz diye sözleştim ama biraz daha sürpriz katmak istedim olaya. en sevdiği iki dostuyla facebook üzerinden yazışmaya çalıştım. cevap gelmeyince. birinin işyerini aradım ve kafamdakini anlattım. çok sevindi ve planı kurguladık. hatta ailesi de plana müdahil oldu. ben buluşmamız sonrası bi sebeple eve geçeceğimi söyledim. bozuldu, kısa görüşüp ayrılacak olmamıza. ee bi de ben gerdim azıcık. itiraf ediim, onu sinirlendirmek çok hoşuma gidiyor. neyseki siniri bikaç dakikalık, ben elini tutana kadar.

o gergin halde evine bırakırken, "bende mi uğrasam, unutmuşlardır yüzümü" falan dedim önce. "gel gel" diye fikrimi destekledi. sonra blöf olsun diye "yok yok ben heyecanlanıyorum" falan gibi şeyler dedim, tabii yedi blöfümü ve ısrarla çağırdı. kapıya çıktığımda bile "ben gidiyim en iyisi yaa" diye rolümün sınırlarını zorladım :) kapıyı çaldı en yakın iki dostu ailesi pastayla bekliyorlardı :) o anki şaşkın suratını "güzel anlar" arşivime koymak isterdim. çok güzeldi akşamın başı ortası sonu. gözleri doldu bi ara hatta. hatta ben de duygulandım onun ve ailesinin mutluluğunu izlerken. "iyi ki sevmişim seni" dedim içimden. salonun ortasına gidip sarılmamak için tuttum kendimi iki saat.

şimdi bile yüzüm gülüyor o anları hatırladıkça. umarım daha güzel günlerimiz akşamlarımız anlarımız olur hep.

herkese bol bol sevgiler ve çok çok mutluluklar

15 Mart 2011 Salı

yasak bitti

blogger açılmış sonunda

bi yığın şey olup bitti
aslında tam heyecanını yaşarken paylaşmak isterdim ama olmadı işte.
şimdi de uzun uzun yazacak gücüm yok, daha doğrusu çok uykum var.
yarın yazarım.

ama cidden sevindim şimti haberi okuyunca ve hemen siteye girip bu bilgiyi paylaşayım istedim.

şimdilik hoşçakalın....

6 Mart 2011 Pazar

lanet blogger ve karmaşık ahmet


blogger'daki digiturk yasağı nedeniyle siteye ve blogger'a bi girebiliyorum bi giremiyorum. sorundan ötürü insanın yazası da gelmiyor. hatta akşam girdim tam yazmıştım yazımı, yolluyordum ki blogger yine yasaklı hale geldi. anlamadım gitti. şimdi açılmış. yok blogger.com kapalı iken blogspot açılıyor. bu nasıl yasaktır cidden kafam karıştı :)

aslında epey karmaşık günler geçiriyorum, tam buraya döküp rahatlamalık. gerçi karmaşa benden ötürü yada daha doğrusu benim içimde değil.

öncelikle yakışıklının geçen gün yaşadığı sinir krizleri, yine kendi yöntemleriyle sonuca bağlandı. ama bi konusa obsesif olabildiğini ve o anlarda hiçbir eleştiriyi ciddiye almadığını görmek beni üzdü ve biraz da korkuttu. gerçi benim de öyle zamanlarım olmuyor değil ama onu bu kadar üzecek bi konuyu ona yansıtmam herhalde.

diğer karmaşık insan ise ahmet. nişanlısı ile ilgili sorunlar nedeniyle haftasonu için istanbul'a davet etmiştim. bana bişey demeyince gelmeyecek diye düşündüm ama dün aradı öğle sıralarında. o sırada da yakışıklıyla evde kahvaltı hazırlıyoruz. kıllanacağını bilsem de telefon için yanından uzaklaştım. istanbul'da olduğunu söyledi ahmet, müsaitsem görüşmek istediğini. biraz şaşırdım tabii, sonuçta eve gel diyemezdim. "tamam olur, ama bi misafirim var, duruma göre bi saate kadar arasam olur mu" diye sordum. "olur, bekliyorum" dedi. tam kapatacakken "o mu?" diye sordu. "anlamadım" dedim biraz da aklıma gelen ilk şey olmasın umidiyle. "o mu misafirin. yakışıklı mı" diye sordu. "evet" dedim. "tamam" dedi sessizce. ben bişey diyemedim. "görüşürüz" deyip geçtim sevgilimin yanına. yakışıklıya nerdeyse hiç yalan söylemedim bugüne kadar, sadece bazı gerçekleri gizledim. bu pek yalan sayılmazdı ama dün ilk defa net bi yalan söyledim. kuzenim biraz eşiyle sıkıntılı, gidip bi ziyaret edeyim dedim evden çıkmak bahanesiyle. o da "ben de bi eve gidip geleyim, anneme babama görüneyim" dedi. çıktık birlikte onu bırakıp ben geçtim yakışıklının dayısının evinin o tarafa. varınca tekrar aradım "kapıdayım" demek için.

ben görünce sarıldı sıkıca. sonra geçtik bi yere, oturduk. o konuştu ben dinledim daha çok. anlattıklarından anladığım kadarıyla kız evlilik sürecinde biraz sıkıntılı ve bunu da herkese yayabiliyor. bi de ahmet anlatırken farkettim, kızı gerçekten seviyor. yine de evlilik gibi ciddi bi karar iki taraflı alttan alma ve iki taraflı denk sevgi gerektiriyor bence. fikrimi söyledim ortalığı daha da karıştırmayacak cümlelerle. sonra da eve döndüm. yakışıklı benden önce gelmişti. artık onun da anahtarı var. bi sonraki gün tekrar görüştük ahmet'le ve bu defa yakışıklı hissetti bişeyleri ondan gizlediğimi. garip ama üstelemiyor bile. ne güzel. neyfa'nın tarif ettiği cennetlik adamla birliktemiyim yoksa :) adam cennetlik mi bilmem ama ben cennette gibiyim. :)

3 Mart 2011 Perşembe

üzgün mutluluk sebebim

sevgiliniz bişeye çok üzülse, o kadar üzülseki içinde tutamasa üzüntüsünü, size anlatsa. siz de türlü şebekliklerle ve iyimser cümlelerle onu iyi hissettirmek isteseniz, ama bunu başaramamış olsanız nasıl hissedersiniz. b.ktan değil mi?

evet aynen o durumdayım işte. yakışıklı şuan bişey daha doğrusu bi şeyin kötü sonuçlanması ihtimali yüzünden acı çekiyorken ben bişey yapamıyorum. elim kolum bağlı. keşke şuan yanında olsaydım enazından ama şuan pek mümkün değil.

aslında çok mutluyum onun hayatımdaki varlığından ötürü ama işte onu böyle üzüntülü görmeye dayanamıyorum ben. onu çok seviyorum. bunu ona da dedim dün akşam bikaç kez ve biliyorum o da seviyor beni. bununla yetinmeyi o kadar kanıksadım ki bu akşam bahsettiği kötü ihtimaller beni üzmedi bile. çünkü onun da dediği gibi "mutlu olmak için bi sebebim var artık"

27 Şubat 2011 Pazar

nutella tadında zamanlar


sorunları birer birer aşıyoruz. kimini konuşarak kimini başka şekillerde :)
tabii kolay olmuyor. şu yaşa gelmiş koca adamlar telefonun bi ucunda ağladığımız da oluyor, kahkahalarla güldüğümüz de. hoş şimdi yine "sizin kadar ağlak adamlar görmedim" gibi bi yorum gelecek ama cidden insan bazen ancak ağlayarak rahatlayabiliyor yada çözebiliyor içindeki kini, pişmanlığı yada karmaşayı. illa bi sebep lazım değil yani. ayrıca iddia edildiği gibi erkekler ağlamaz diye bişey yok. sadece gizli ağlar diyeyim :) yoksa insanın kalbi taş olur. cidden hiç gözyaşı dökmeyen ve bunla da övünen insandan korkarım ben.

neyse ben yine bize döneyim. biraraya gelince herşey daha kolay oluyor bizim için. konuşuyoruz işten aileden, güzel sözler ediyoruz birbirimize aralarda, sonra sarılıyoruz sıkıca, hatta o halde uyuyoruz. daha doğrusu uyuyorum :) nedendir anlamıyorum yanında çok kısa süre içinde uykuya dalıyorum. yaşlılıktandır diyeceğim ama yok yok demiim :) işte uyuyorum ya, o benim yüzümle saçımla kolumla burnumla falan oynuyomuş. çok tatlı oluyomuşum falan :)

bunun dışında sinema ve yemek iki ortak zevkimiz. ya film izliyoruz ya yemek yapıyoruz kalan vakitlerde. bazen abartıp saat gece 11de üstteki gibi bişey yapıp yediğimiz de oluyor. neyseki sportif adamlarız da gidiyor bişekilde o kaloriler. yoksa onun da iddia ettiği gibi 150 kilo olurduk ikimizde.

böyle böyle geçiyor zamanımız. mutluyum yani. üstelik durup arada "neden herşey bu kadar doğru ve düzgün işliyor" diye sormayacak kadar mutlu......

23 Şubat 2011 Çarşamba

geçmişimle barışık sevgili

yakışıklı biraz zor günler geçiriyor. çok belli etmese de işiyle ilgili sorunları var sanırım. çok da eşeleyip burnumu sokarmış gibi olmak istemiyorum. dün biraz lafını açtım o da üstelemeyince sustum. o isteyince anlatır yada yapabileceğim bişey varsa benden ister artık.

ama dün öğrendim ki içimizde asıl dertli ahmetmiş aslında. hani bi ara nişanlısıyla arası bozulmuştu diye biliyordum ya. aslında o bozukluğun asıl sebebi ahmet'in evlilik olayını hala kafasında sorgulaması ve kızın bunu farketmiş olmasıymış. ben durumun daha basit sebeplerden olduğunu düşünmüştüm araları tekrar düzelince. aralarının eskisi gibi olmadığını, hatta kızın eskiye göre ona biraz soğuk davrandığını anlattı dün. sanırım tam olarak ne yapacağını bilmiyor gibi. onun gözünden göremesem de az çok tahmin edebiliyorum içinde bulunduğu süreci. sonuçta ben de benzer bi süreçten geçtim, hatta benden çok yakışıklı daha iyi anlardı onu. çünkü o daha yakın dönemde öyle bir sürecin içinden çıktı. hani ne kadar korkutsa da ihtimali, birbirlerini tanımlarını çok isterdim aslında. ne biliim, belki biraz bencilce ama böyle bişeyler gizlermiş gibi hissetmezdim enazından.

şaka bi yana geçen yakışıklıyla konuşurken laf geçmişten açılmıştı. bi ara obsesif bi şekilde beni kafasına takan ama benim tarzım değildi diye hiçbir adım atmadığım bi kızdan bahsettim ona. beni hala seviyor olabileceğini falan söyledim biraz da kıskanacak mı diye merak ederek. "başkalarının seni sevmesi, hatta aşık olması beni rahatsız etmez" dedi ve lafını "sen onlara bişey hissetmediğin müddetçe" diye tamamladı. sonrasında sanki "hatta bu hoşuma bile gider" diyecek gibi oldu ama sonra söyleyemedi tepkimi tahmin edemeyince. aynı duruma kendi açımdan bakınca ben aynısını söyleyemiyorum ne yazık ki. geçmişinden herhangi bi kişinin hele ki eski kız arkadaşının hayatının içinde olduğunu duysam, ona hala ümitle baktığını duysam kıyameti koparırım :) bana "kıskançsın" diyo zaten, ama evet öyleyim. hem seven kıskanır bence. yoksa yakışıklı beni sevmiyor mu :) yok yok, o konuda şüphem yok çünkü bana kimse onun kadar uzun uzun sevgiyle bakmadı gözlerime. onun bu konudaki tavrı olsa olsa "ok siz de istiyorsunuz onu ama o benim, beni seviyor" diyen bi teenage'in tavrı gibi. ee bu durum içimi okşamıyor desem yalan olur. :)

20 Şubat 2011 Pazar

patlama

benim sevdiğim bi yanım var. bi durum beni rahatsız etsin onu o an içinde yada en yakın zamanda söylerim. biriktirmem içimde. çünkü sonra nasıl patlayacağını hiç kestiremem. o yüzden çıkışlarım karşımdaki insan için az ve hazmedilebilir oluyor gibi geliyor bana. ama bi de aksi tipler var. "aman kırgınlık dargınlık olmasın, aman kızmasın" diye içinde saklayıp sonra hiç olmadık şekilde tepkiler verenler.

bugün yakışıklının öyle olduğunu öğrendim. en azından bi konuda öyleymiş. onun da erkek olması ve cinsel tercihlerimiz aynı olması nedeniyle bazı şeyleri yaşamamız mümkün olmuyor. ara ara bu durumdan dolayı onu aldatacağımı yada terkedeceğimi düşündüğünü biliyordum ama bu durumu büyük bi korkuya dönüştürüp önce uzun süre kendi canını sonrada benim canımı yakacağını düşünmemiştim. evet, insan sevince, yakınlık besleyince herşey tam olsun istiyor. bunu inkar edemem. ama ben hayatımda o kadar eksik durumlarda kaldım ki, şuan sahip olduklarım için ona sarıldığım yanında uyuduğum anlarda bile şükrediyorum. o yüzden bu eksiklik gibi görünen durumu kanıksadım hatta esprisini yapacak kadar kabullendim. ama o aksini düşünüyormuş meğer. hatta esprilerimde gerçeklik payı arayıp, üzülüyormuş. sabah attığı bi sms'le de imalı bi sözle bunu ifade etti sağolsun. sabahtan beri allak bullak durumdayım. sorun da değil, ben onun için günlerce böyle kalırım, hiç sorun değil. sorun bana böyle basit bi konuda güvensizlik duyması ve benim böyle bi meseleyi hayatımda bu kadar önemsiyor olduğumu düşünmesi. işte asıl bu durum benim canımı yaktı. o üzüldü diye ve böyle bi durum oluştu diye kendimi suçluyorum saatlerdir. söz veriyorum kendime bi daha cinsel içerikli espri dahi yapmayacağım diye. ama ben sevdiğim insanın yanında da rahat olamazsam ne zaman kendim olabilirim ki. o da beni anlamazsa kim anlar.

biraz kafamı toparlayıp onu arayacağım, çünkü şimdi konuşma tartışmaya dönüşebilir ve ben de kırıcı bişeyler söyleyebilirim. o yüzden biraz nefes alalım ikimizde. sonra konuşuruz mantıklı şekilde, gerekirse farkında olarak yada olmayarak yaptığım hatalarım için özür de dilerim ve bi daha da yapmamaya çalışırım.

böyle böyle tanıyoruz birbirimizi sanırım. böyle böyle alışıyoruz birbirimize.

foto=scienceblogs.com

19 Şubat 2011 Cumartesi

aynı dili konuşmak

ilginç bi fanteziyi yapmak gibi bişey şuanda yaptığım. heyecan verici. çünkü yakışıklı dizimde uyuyor ve ben böyle bi anı tam içindeyken yazmak istedim.

yemek hazırladık birlikte, yedik bi güzel. sonra uykusu geldi, mayıştı dizimde. uyandırmaya kıyamıyorum şuanda. tv'a bakıyorum bi yandan, bi yandan da saçlarını okşuyorum.

o kadar mutlu o kadar huzurluyum ki, sayesinde tanrıyla daha da barıştım adeta. şükretmeyi öğrendim. onu karşıma çıkardığı için, eskiden kafamı allak bullak eden ufak sorunlardan arındığım için tanrıya şükrediyorum. hani bundan fazla nasıl mutlu olabilirim hayal edemiyorum. zaten bu bile hayal edebileceğimin üstünde. ama bu uyumun en önemli sebebi biçok konuda aynı dili konuşuyor olmamız. yani bazen öyle bişey yapıyor ki, bi sn beklese o şeyi ben yapacakmışım gibi oluyor. olur olmaz gelip arkamdan sarılıyor mesela yada bi an ne söyleyeceksem o söylüyor bana.

herşey o kadar güzel ki, hani yazınca bile korkuyorum bişeyleri değiştirir mi bu diye. ama içimde saklaması da zor böyle yoğun hisleri.

neyse yazmaya devam etsem blogun en uzun yazısı olabilir. uyanmadan bitireyim.

sevgiyle kalın hepiniz.

17 Şubat 2011 Perşembe

açık olamamak

benim bu gönül işlerinde en ciddi sorunlarımdan biri açık olamamak. yani şöyle ki, ben aklımdan geçenleri kolay kolay direkt söyleyemem. utanırım gibi bişey. hatta çoğu zaman tersini söyler, onun anlamasını beklerim. ama sanırım bazen o tersini söylemelerde o kadar başarılıyım ki karşımdaki insan o duruma inanabiliyor. ee bu da hem beni hem karşıyı geriyor. bizim yakışıklıyla haftalık olağan gerginliklerimizde genelde bundan dolayı oluyor. ama nazar değmesin bu hafta iyiyiz hala. :)

bu arada dün akşam ahmet'i aradım. uzun uzun konuştuk :) açıkçası onun blogu bildiğinden beri çok rahat yazamıyordum tepkilerini tam bilmediğimden. dediğine göre yorumları bile okuyormuş :) hatta bazı isimleri bile söyledi, güldüm epey. gencbiranne, x-coach, neyfa ve serhat. ama korkmayın, hep pozitif şeyler söyledi :) yine de hala şaşkın olduğunu söylüyor benim blog tutabildiğime :) aslında ben de biraz şaşkınım bunca zaman yazabildiğime. bi de yaşadıklarımdan dolayı çok mutlu olduğunu söylüyor. bu o kadar mutlu etti ki beni anlatamam. enazından bunları ondan duymak benim için çok özel bi durum.

herşey bu kadar güzel gitmiyor hayatımda tabii. işle ilgili sıkıntılar var. ofiste hafif gerginlikler falan. ama hepsi geçiyor yakışıklıma sarıldığımda. o başını gögsüme koyup uyuduğunda herşeyi unutuyorum. hafifliyorum adeta. keşke her akşam her sabah böyle bi imkanım olsa diyorum ama yok. ben şimdilik bu kadarına şükrediyorum.

foto=photobucket, roberthmason

15 Şubat 2011 Salı

kimse bilmez


yakışıklı akşam mailime atmış linki
sözleri pek güzelmiş. paylaşayım istedim :)

14 Şubat 2011 Pazartesi

sevgililer günü & kandil

"sen hayatıma giren en güzel şeysin. 

sen benim hayatımı anlamlı kılan tek şeysin. 
sevgilim, güzel sevgilim, yakışıklı sevgilim. 
hayatın bana verdiği en güzel hediyem.
iyi ki varsın ve iyi ki yanımdasın.

seni tanıdığım için o kadar şanslıyım ki
yanında o kadar mutlu ve huzurluyum ki, 
kelimelerle anlatamam"


gibi şeyler söyledim bu akşam cesaretimi toplayıp. hayatımın en güzel akşamlarından biriydi ve net söyleyebilirim ki en özel 14 şubat'ıydı. herkesin, evlilerin, bekarların, yalnızların yada sevgilisi olanların, herkesin sevgililer günü kutlu olsun yeniden. ayrıca mevlid kandilinizde kutlu olsun.

herkese sevgiler

13 Şubat 2011 Pazar

merhaba ahmet

dün akşam iş çıkışı yakışıklıyla buluşup "aşk tesadüfleri sever"e gittik. film güzeldi aslında daha doğrusu fena değildi diyeyim. bi ara o hüngür hüngür ağladı, benim de gözlerim doldu hayatımdan bikaç kesit görünce. ağlayınca gergin oluyomuş bunu da öğrenmiş oldum dün akşam. otoparkta ellerini tutana kadar suratsız suratsız yürüdü yanımda. ee birazda evde önce sarıp sarmalayıp, sonra da sarılıp uyuyunca sinir stres kalmadı ikimizde de. tüm haftanın hatta tüm sıkıntı yaratan herşeyin yokolması bu kadar kolay artık benim için. 

sabah ben duş alırken bana kahvaltı hazırlamış bi de. banyodan bi çıktım harika kokular. krep pişiriyordu, yanına nutella falan. :) çay da hazırdı, masayı da ben kurdum. güzeldi yani herşey öğleye kadar. öğle birlikte çıktık evden, benim biraz işlerim vardı o da evine geçti. o ara ahmet aradı. havadan sudan nişanlılığından falan konuştuk. herşey güzelmiş. tam kapatırken bana "bişey söyleyeceğim ama nasıl diyeceğimi bilmiyorum" dedi. aklımdan 30 soru geçerken "söyle" diyebildim. google'da biseksüellik ile ilgili birşeyler ararken bi blog bulduğunu söyledi, tabi o an daha lafını tamamlamadan kan beynime sıçradı benim. "blogunu buldum, hatta iki günde nerdeyse tamamını okudum" dedi. o an dilim tutuldu resmen. "beni bu kadar sevdiğini ve senin için bu kadar önemli olduğumu hiç düşünmemiştim" dedi sonra. "öylesin hala, çok değerlisin" dedim ben de. biraz daha farklı bir ses tonuyla, "bu arada hayırlı olsun yeni ilişkin" deyip yakışıklıyla ilgili şeyler sordu. hatta şems'i bile sordu :) açıkçası kızmasını beklerken olgun tavrı beni şaşırttı ve etkiledi. 

bunları sizle paylaşayım mı diye epey düşündüm. sonuçta artık ahmet'in bu satırları okuduğunu biliyorum. ama arada saygıyı yitirmediğimiz için beni anlayacağını düşünüyorum. o yüzden yazabildim bunları. hem o da kabul ederki hayat benim için de devam ediyor. o çok farklı bi hayatı seçerken ben hep yalnız kalamazdım. ben de mutlu olmalıydım yeniden. yeniden sevmeliydim. umarım anlar tüm bunları ve olan hiçbişey için bana kızmaz :(

10 Şubat 2011 Perşembe

özledim


aynı şehirde iken birini özleyeceğim hiç aklımdan geçmezdi. üstelik en fazla 3-4 gün süren araların ardından görebildiğim biri için böyle olmak garip bişey benim için. bu garipliği ancak ona anlatarak giderebiliyorum. bugün aradım öğleden önce. "özledim" diye girdim lafa. sonra neler saçmaladım hatırlamıyorum, yada hatırlamak istemiyorum :) bi ara "en çok ellerini özledim" dedim, en çok o kaldı aklımda. evet elleri. elleriyle ellerim arasında bi mıknatıs var sanki. buluştuğumuz ilk anda ellerimi tutuyor sıkıca, bırakmıyor deli. arabada komik oluyor :) birer elimiz hep bitişik. yanımızdan kamyon yada otobüs gibi yüksek bi araç geçerken ya da kırmızı ışıkta durunca hafif bırakıyoruz ellerimizi yada gizliyoruz milleti şoke edip kaza yaptırmayalım diye. ama bazen de daha ileri gidebiliyoruz hareket halinde iken bile. ellerimi dudaklarına çekip öpüyor mesela. 

şimdi bu adamı naparım. yerim :) olmadığında da özlerim böyle. herşeyini özlerim.


foto=x-coach (paylaşımın için teşekkürler, çok naziksin)

8 Şubat 2011 Salı

seni seviyorum

uzun ve zor bi gündü.
yanlış anlamalarla, anlaşılmalarla dolu stresli bigün. hem ben üzüldüm hem yakışıklı. ama biliyorum suçun çoğu bendeydi. buna rağmen o alttan almaya devam ettikçe zeytinyağı gibi üste çıkabildim. nasıl iğrenç bi adam olabildiysem artık.

bikaç saatlik aralarla toplamda minimum bi 3-4 saat falan telefon görüşmesi oldu. uzun görüşmelerin sonunda ben belirsiz bi süreliğine mola istedim düşünmek için. güya biraz bu hızlı ve önünü alamadığım iyi durum karşısında bazı şeyleri sorgulayacaktım falan. telefonu kapattım bi 15 dk kadar önce. kapatmamla içime kocaman bi ateşin yerleşmesi bir oldu. hani daha öncede kalbim acımıştı falan ama bu sefer cidden tüm bedenimde de hissettim acıyı. uzandım telefona aynı dakika içinde. o gururlu ben, yüzsüzlüğün dibine vuracağımı bilsem de aradım. ona onsuz yapamayacağımı, ondan uzak olmaya dayanamayacağımı, bunu bi dk önce söylediğimde kalbimin yandığını söyledim. sonra diğer elimle saçlarımı sıkarken sesim titreyerek "seni seviyorum" diyebildim. sonrasında da tutamadım kendimi telefonu kapatıp ağladım.

bunu yapabildiğime hala inanamıyorum. belki bu özel cümleyi kendimden bile saklayıp daha doğru bi anda daha doğru bi ortamda söylemeyi düşlemiştim ama o an kalbimden o cümle döküldü sadece. sanki başka bişey söylemek istesem de söyleyemeyecekmişim gibi oldu.

şimdi böyle bi söz için erken mi oldu geç mi oldu diye düşünmek istemiyorum. yeterince kötü şeyler düşündük bugün ikimizde. sadece onu sevmenin tadını çıkarmak istiyorum. onun gülen yüzünü ve o sıcak ellerini düşleyerek. başka da bişey istemiyorum. 
öyle işte.................

foto=1x, sergiu cioban

6 Şubat 2011 Pazar

empati ve işbirliği


mısır'dan bi fotoğraf.
hüsnü mübarek'in defolması için yapılan protestolar sırasında çekilmiş.
müslümanlar namaz kılarken hristiyan arablar da onları koruyorlar.

acaip etkilendim kareden.
içimden de daha biçok konuda böyle anlayışlı ve yardımsever olabilsek dedim.