10 Temmuz 2012 Salı

yeni arkadaşlarım

geçen anlatacaktım yarım kaldı. şu iş seyahatimde tanıştığım arkadaşlardan bahsedecektim.

sıkış tıkış bir arjantin restoranında tek başıma yemek yerken yanıbaşımda türkiye'den bahseden 4 kişilik bir grup vardı. kötü şeyler söylemiyorlardı, zaten biri kalkan'dan yeni gelmişmiş. tutamayıp, "i am turk" diye selamladım. önce gülüştük. sonra kısa konuştuk. ikisi sevgili idi. ingiliz onlar. diğer çocuk italyan, diğer kız da japon'du. ne ekip ama :) yemekten sonra bi yere gidiyorlardı davet ettiler. takıldım onlara. ne cesaret benimkisi de. enazından benim gibi biri için cesaret. muhabbetleri çok güzeldi. daha sonra da 2 kez biraraya geldik. hatta biri ev aile ortamıydı. sicilyadan çok uzakta bir italyan aile ortamı. kendimi ilk defa bu kadar rahat hissettim henüz tanımadığım insanların yanında.

benim için istisnai bi durum oldu ama güzeldi. buraya davet ettim hepsini. mutlaka geleceklerini söylediler. facebook arkadaşı da olmuştuk orada iken. ben girmemiştim bi süredir resimleri tag'lemişler, olay olmuş. arkadaşlar "ne iş" diye sordular :) 

özetle şu: samimiyetin milleti yok :)

6 Temmuz 2012 Cuma

itiraf sonrası

demin yorumları okuyunca cesaretlenip aradım dostumu. nasıl olduğunu sordum. iyi olduğunu söyledi ve asıl benim nasıl olduğumu sordu. "bilmem" dedim. istersem görüşmek istediğini söyledi. haftasonu bursa'da olacağımı ama pazar akşam dönmüş olacağımı ve görüşebileceğimizi söyledim. ekstra bişey çıkmazsa buluşacağız bakalım. 

onun dışında iyiydi son iki gün. bu akşam da çıkışta arkadaşlarla yemek yedik bir yerlerde. yemek kötüydü ama sohbet güzeldi. yurtdışından konu açılınca yemekteki bir arkadaşın yurtdışı anılarını dinledik, gülmekten gözlerimiz yaşardı. şimdi bile aklıma geldikçe gülüyorum. :))

3 Temmuz 2012 Salı

itiraf

aslında bi daha yazmam diye düşünmüştüm. bir veda yazısı bile yazmayacaktım. moralim bozuktu, çok yalnız hissediyordum, üzgündüm vesaire.

uzaklaştım biraz buralardan. uzun bir iş seyahati oldu. sanırım son 3 yıldır yaşadığım en uzun seyahatti. farklı geçti bu defa. epey bi kısmında yalnızdım. yani işyerinden birileri yoktu yanımda. haftasonları gezdim bol bol. hatta arkadaşlar bile edindim. onu ayrıca anlatırım.

dün çok farklı bir gündü, daha doğrusu akşamdı. bizim ekipten benim gibi bekar olan dostum aradı. "özledim, görüşelim" dedi. tabi böyle içten ve samimi sözler herkes gibi benim de ruhumu okşuyor. mesaiye kalacaktım, iptal ettim. hatta erkenden geldim bişeyler hazırlarım diye. geldi, hoş beş yemek derken. sohbet ettik uzun uzun. dertleştik anlatabildiğim ölçüde. muhabbetin gidişatı, yılların verdiği arkadaşlık. garip bi ortam oldu. sanki bişeyler söylememi bekler gibi bir hale girdi. "evet, camı ben kırdım" demek zorunda kalan bir çocuk gibi hissettim bi ara. sonuçta birbirimizin hayatındaki biçok şeyi biliyoruz yıllardır. ama o bişeylerin eksik kaldığının farkında. bunu da bikaç kez net ifade etmişti. 

dün akşam farklıydı bu yüzden. belki yaşadığım ayrılık, uzun süren iş seyahati falan da beni böyle bir moda soktu. "nasıl söylenir bilmiyorum" diye mırıldandım. "evet, dinliyorum" dedi. bikaç giriş cümlesi daha kurmaya çalıştım ama saçmalıyordum resmen. o an gözgöze geldik, sarılıp ağlayacak gibi oldum. o garip histen de cesaretlenerek pat diye "ben biseksüelim" dedim. gözleri irileşti önce sonra normale döndü. bakamadım zaten, tepkisini anlamak için bakıyordum gizliden. elini omzuma koydu. biraz öyle sessiz durduk. "tahmin ediyordum" dedi. böyle demesine şaşırdım biraz. soramadım sebebini hatta utandım. sustuk öyle. belki bi onbeş dakika öyle kaldık. yine o girdi lafa. "bana bu konuda güvendiğin için teşekkür ederim" dedi. zaten dolmuştum ben o ana kadar. kendimi tutamayıp sarılıp ağladım."üzülecek bir durum yok, sakin ol" dedi. sorgulamadı hiçbirşeyi, yorum da yapmadı. biraz daha durduktan sonra müsaade istedi. çıkarken "için rahat olsun, bu aramızda kalır" dedi. "biliyorum" dedim. bi daha sarıldık. sonra gitti. tabii ben uyumadım gece üçe kadar. yatakta bi o yana bi bu yana. pişmanlık değil ama hani doğru mu yaptım yanlış mı yaptım diye düşündüm.

bugün aramadık birbirimizi. muhtemelen benim rahatsız olmamdan çekindi. aslında ben hala biraz utanıyorum. hani kendinden utanır mı insan. utanabiliyormuş. yanlış bi his belki, ama bi süre böyle olacak sanki. sonrasını bilmiyorum.

bu arada istanbul'u çooook özlemişim. haftasonu da bursa yapmam lazım. annemi babamı kardeşlerimi de çok özledim. 

10 Haziran 2012 Pazar

dostlarla piknik

saat pazar'ın 7si. ama ben 6 gibi kalktım :) 
piknik yapacağız dostlarla. çoktandır ikili üçlü değil de topluca biraraya gelmek istiyordu herkes. çocuklar bebekler de olacak. ben biraz bişeyler hazırlıyorum. sonra da yoldan bi arkadaşı ve eşini alacağım.

çok güzel bir gün olacak hepimiz için. 
tavla, voleybol, ve bizim kızların değişmez eğlencesi ip atlama. 

herşeyi geçtim de çook ihtiyacım var hepsine birden yakın olmaya. bu açıdan çok iyi olacak

foto= thisisjorge.com

7 Haziran 2012 Perşembe

onsuz hayat

alışıyorum yavaş yavaş
biraz bira, biraz müzik, biraz ağlama nöbetleri.
ama sorun yalnızlığa alışmaktan çok onsuzluğa alışmak...............

bu arada iki şiir yazdım yarı ayıkken. açıp açıp okuyorum :) sanırım okudukça içim hafifliyor. kendi kendime "gerçekten sevmişim" diyorum :) hatta biraz gurur yapıp "sevginin hakkını vermişim" diyorum.

bu his acımı hafifletiyor. 
çok komik aslında. 
insan böyle anlarda ufak detaylara bile sığınıp kendini aklamak istiyor. belki o da şuan kendince sebepler bulup beni kabahatli buluyordur. 

neyse

ben onu hala seviyorum. belki zamanla hislerim azalacak ama ölünceye kadar da seveceğim. daha önce hayatıma yön veren iki insan için böyle olmuştu.
ama işte alışmak olayı zor. zaman lazım tekrar huzurlu olmak için.

2 Haziran 2012 Cumartesi

....

bitti. 10 gün oldu.

iyi olmaya çalışıyorum. iş, dostlar, aile. geçecek.
zor. çok zor.

neyse. üzgünüm sadece.


16 Mayıs 2012 Çarşamba

kir


konuştuk yakışıklıyla. tekrar tekrar anlattım gerçek durumu. karşıma tekrar çıkma ihtimali olan eski kız arkadaşımı ve bikaç kişiyi daha anlattım, gerçi çok eskiden anlatmıştım üstü kapalı. dinlerken gerildi. yüzü değişip durdu ama artık sütten çıkmış ak kaşık gibi durmak istemiyorum karşısında. ama "o...pu" gibi de hissetmek istemiyorum. şu da var, ikimizde biliyoruz ki o da benden çok farklı değil. yurtdışı ile bildiğim dönüş sebeplerinden en önemlisi bile birisi sonuçta.

neyse tüm hafta "geçmişle ilgilenmeyelim" diye motive etmeye çalıştım onu ama hazmetmesi zaman alacak. 3 kez biraraya geldik ve onlarca telefon konuşması oldu geçen hafta ama kendini tutuyor anın tadını çıkarmamak için. tam içten bişeye gülüyorken aklına anlattıklarım geliyor sanki somurtuyor aniden. o anlarda kendimi pis kirli bi adam gibi hissediyorum. en kötüsü de cumartesi oldu. kahvaltı yapmıştık sonra salona geçtik sarıldım ona. o da sarıldı sonra birden kolunu bıraktı ve hafifçe itti beni. aklından ne geçti niye öyle yaptı soramadım bile. tek yapabildiğim sinirden lavaboya gitmek oldu. ağlayacak gibi oldum, yüzümü yıkadım ve hiçbişey olmamış gibi döndüm yanına. zaten çıkmak istedi bi yarım saat sonra, ben de pazar gidecektim ama o çıktıktan biraz sonra yola çıkıp bursa'ya gittim anneler günü için.

annem, bitmeyen terketmeyen küsmeyen kızmayan aşkım. güzeldi yine aile ortamı. iyiyim şimdi. ama iş yoğunluğu var, o biraz sıkıyor. olsun, sorun iş olsun. yakışıklı biraz rahatlasın da ben mesai yaparım.

kutlayamadım, geçmiş de söyleyeyim.
tüm annelerin anneler günü kutlu olsun.

foto=flickr, libano

7 Mayıs 2012 Pazartesi

yalan

bi hafta oldu. lanet gibi bi hafta. tam işyerinde ortamı toparlayıp, işlere yoğunlaşmıştım.geçen hafta p.tesi ahmet aradı beni.istanbul'da olduğunu söyledi, blogumu ve yaşadığım durumları da bildiği için dışarıda buluşma teklif etti. tüm pazar yakışıklı ile geçirdiğim için p.tesi görüşmesek de sorun olmaz diye düşünüp ahmet'i eve yemeğe davet ettim. zaten sonrasında yakışıklıyı aradım, onun da akşam arkadaşlarıyla buluşması varmış.

neyse ahmet geldi biraz gecikmeli de olsa, sohbet muhabbet yemek derken epey eğlendik.muhabbet konularını yazamıyorum, özellikle onunla ilgili bişey yazmamamı istedi. bi ara yakışıklı aradı, balkona koştum. "nerede" olduğumu sordu. "hala arkadaşlarlayım" dedim."tamam, sonra görüşürüz" dedi. ahmet "o mu" dedi, "evet" dedim biraz utanarak. biraz daha oturup çıktı. 

saat geçti ama aradım yakışıklıyı. uykuluydu, kısa konuştu. sonraki gün aradım, açmadı. birer saat arayla iki kez daha aradım açmadı. bi daha aradım, meşgule aldı ve sonra da telefonunu kapattı. işyerini aramak geçti aklımdan ama yapmadım. sebebinin ne olduğunu düşünmeye çalıştım ama asıl durum aklıma hiç gelmedi. yarım saat kadar sonra kendi aradı biraz sinirli bir şekilde anlattı. akşam biz ahmet'le otururken yakışıklı gelmişti kapıya. arkadaşlarını erkenden ekip, mado'dan dondurma almış. ben eve gelmeden girip sürpriz yapacakmış. ama tam asansörden çıkmış kapıyı açacakmış ki; ses duymuş içeriden. anlatımından anladım ki; o an onu çook ama çok üzmüşüm. hatta eve dönmüş, ağlamış. 

üzüntüsünü hafifletmek için değil ama dürüst olmak için ona gerçeği anlattım. zaten geçmişimde özel birinin varlığını biliyordu. ama onunla arkadaş kaldığımı bilmiyordu. hiç yorum yapmadan dinledi. sonra da uyumak istediğini söyleyip kapadı telefonumu. haftasonuna kadar görüşmedik hiç. ahmet aradı tekrar görüşmek için, ama onunla da görüşmek istemedim. yoğun telefonlarım sonrası haftasonu bir kahvaltı yapabildik yakışıklıyla. toplasan 10 kelime çıktı ağzından tüm kahvaltı boyunca.

üzüldüm sebep olduğum bu duruma ama henüz izlerini silmiş değilim. keşke zamanı geri getirebilseydim. yine de henüz yumuşamasa bile beni anladığını hissettim. biraz sabırlı olmaya çalışıyorum. sıkmadan, kontrolün onda olduğunu hissettirerek. ama içim içimi de yiyor açıkçası.

28 Nisan 2012 Cumartesi

olaylı hafta


biliyorum, yine uzun bi ara verdim yazmaya. ama yazacak durumda değildim pek. tatil dönüşüm sonrası ofiste garip bi ortamla karşılaştım. dedikodu mahiyetinde şeyler olmuş. geçenlerde bi yazıda da bahsettiğim iğrenç insanın saygısız tavırlarına bikaç gün dayanabildim. sonrasını hatırlamak bile istemiyorum. iş hayatımın en sert ve saygısız tartışmasının içine girdim. tartışmanın sonunda da masama gelip eşyamı alıp çıktım. ama hem bu kadar gergin hem bu kadar hafiflemiş olduğum bi durumu yaşamamıştım. biçok insanın yapmak isteyip yapamadığı şeyi yapmıştım.

akşam genel müdür aradı, yanında da benim yöneticim vardı. durumu anlattım, anlarmış gibi yaptı ama en ufak fikrinde bi değişim olduğunu düşünmedim. ne de olsa anlamadığım bir şekilde onu hamisi gibi davranıyor. bana onu haklı çıkarmaya çalışınca "kusura bakmayın ama onu neden bu kadar koruduğunuzu anlamıyorum, sizin dışınızda herkes onun hakkında farklı düşünüyor" dedim ve daha uzatmadan sustum. aslında o an sert çıkışsa bildiğin istifa etme noktasına gelecektim ama şaşırttı beni ve sustu. sanırım haklı olduğumu düşündü bir an :) neyse, güldüğüme bakmayın. şimdi yazarken bile geriliyorum. neyseki o geceyi yakışıklı ile geçirdim de yatıştım.

işe gitmedim sonraki gün. insan kaynaklarından aradı, zaten arkadaşım. bi süre işe gelmek istemediğimi, o öküzle karşılaşmak istemediğimi ve uzaktan çalışacağımı söyledim. "tamam ben bi şekilde anlatırım" dedi, sonra da aramadı zaten. yakışıklı bursa'ya gitmemi tavsiye etti. bunu bi emir sayıp yola çıktım. surpriz oldu bizimkilere de ama cidden iyi geldi bu bikaç bana da onlara da. 

biraz önce geldim istanbul'a, yakışıklıyı bekliyorum yemeğe çıkmak için. onu beklerken olanları yazmak istedim. 

aslında başka bişey daha oldu ama onu da ayrıca anlatırım :) 

19 Nisan 2012 Perşembe

refakatçi

yazamadım.uzaklardayım yine. ama iş için değil.
yakışıklının işyerinde bi durum oldu, bi haftalığına buraya gelmesi gerekti. ben de hazır fırsat, atlayıp geldim onunla. pek birlikte gezme fırsatımız olmuyor ama güzel yine de akşamları birlikte takılmak. ben gün içinde yakın şehirlere gidip geldiğim bile oldu. yada dizi izliyorum otel odasında :) 

uzun süredir olmadığım kadar iyiyim şuanda. ama özledim evimi. 
neyse, döneceğiz iki güne zaten. 

detayları o zaman anlatırım artık :)

13 Nisan 2012 Cuma

ne görüyorsun

tumblr'da gördüm. hoşuma gitti. ama benim gördüğümden anladığımdan çok sizin aklınıza neler getireceğini merak ettim?

o zaman sorayım, sen ne görüyorsun üstteki resimde?

foto=tumblr, greenoha

11 Nisan 2012 Çarşamba

fırında tavuk


uff çok sinir oldum.

yakışıklı erken çıkmış bugün alışveriş yapmış. sonra da yemek hazırlamış, hatta tatlı bile. ben yoldayken aradı, sürpriz oldu. bi tek su kalmamış evde, onu al gel dedi. "ne hazırlamış sevgilim?" diye sordum, söylemedi. ısrar ettim. söyleymek için patavatsızlık edip "ya söyle, sevmediğim bişeyse biyerlerde atıştırıp geleyim" dedim. fırında tavuk ve pilav yaptığını söyledi. ikinci kez patavatsızlık ederek "öğle yemeğinde de aynısını yedim" dedim. ama hakkaten öğle yemeğinde aynısını yemiştim :( gerildi, kızdı biraz. hatta mır mır bişeylerde söyledi, telefonda duyamadım. "şaka yapmıştım" desem de dinlemedi, sonra kapattı. ben de aramadım. arabayı çekip markete girdim, su aldım, başka bi iki şey aldım. telefonun üzerinden 10 dk geçmişti ki yakışıklı aradı tekrardan. "gelecek misin?" diye sordu, hiçbişey olmamış gibi "geliyorum" dedim.

eve vardım, kapıyı açtı. sarıldım ama soğuktuk ikimizde. yemekte bir iki gülüştük ama ikimizde kızgın ve kırılmışız. garip bi durumdu. aynı gün içinde ikinci kez aynı yemeği yememe rağmen çok güzeldi. tatlıyı yerken tam moralimiz yerine gelmişti ki, annesi aradı. misafirleri gelmiş, çıktı o da.

demin de aradım, özür diledim. cevap olarak beni sevdiğini söyledi. keşke bunu yanyana iken yapabilseydik :(

3 Nisan 2012 Salı

güzel şeyler

ben normalde çok kolay korkan biri değilimdir. yıllardır yalnız yaşadığım için korku filmi de izlerim rahatlıkla tek başıma. yakışıklı geçen hafta sabahtan aradı beni, rüyasını anlattı. rüyada evde çok pis görünen bi adamın arkadan bana yaklaştığını, hırsız sanıp peşimden geldiğini, böyle dizi gibi bişeyler anlattı. aklım takıldı ister istemez. gece uyurken. cuma yanımda uyuduğu için sorun olmadı ama cumartesi acaip rahatsız oldum bu fikirden. bunu dile getirdim pazar kahvaltıda. pazar gece 12ye yaklaşırken geldi. ben de yeni dalmışım, uyandım kapıyı açtım o geldi diye şaşırdım. sevindim ama direkt yıkılmışım yatağa. o da gelip uyudu yanımda. dün de korkuyorum falan deyip ikna ettim. gece ev ahalisini yatırıp geldi yanıma. ben uykulu halde iken gelmesi, benimle  uğraşması, yüzümü kulağımı çekiştirmesi, saçımı okşaması, sabah da benden erken kalkıp gitmesi.. bunlar acaip hoşuma gitti. o gidince uykum kaçıyor, öyle yatakta salak salak sırıtıyorum, hatta çok geçmeden arayıp onu sevdiğimi söylüyorum :) 

hani yalnızlığın ne demek olduğunu, nasıl bi boşluk olduğunu çoook iyi bilen biri olarak bu yaşadığım şeyin değerini size anlatamam. en güzeli de bu yaşadıklarımı yapmak istediğim için değil, karşımdaki insan bana öyle hissettirdiği için yapıyorum. kısacası, aşk sevgi güzel şey. birine güvenmek güzel şey. birine sırtını yaslayabilmek, hayatındaki salak saçma sorunları dünyanın derdiymiş gibi anlatabilmek güzel şey. 

foto= tumblr, premiumm

28 Mart 2012 Çarşamba

anlatım

yine taze taze yazamadım biliyorum ama güzeldi haftasonu. tamam yalnız kalamadım hiç, kafa da dinleyemedim ama güzeldi. tam cumartesi paşa kahvaltımı yapmış, çıkıyordum ki bi arkadaşım aradı. bursa'da olduğumdan nerden haberi oldu anlamadım, görüşelim dedi. muhtemelen kardeşimden duymuştur. zaten giyinmiş çıkıyordum, onu da aldım. sakin bi yere geçtik. o kahvaltı yapmamıştı, ben çay yudumlarken o bi yandan yedi bi yandan anlattı. 6 ay kadar önce boşanmış eşinden. benim de kulağıma gelmedi bu haber, duyunca çok şaşırdım. kızı da çok iyi tanır ve severdim. ikisi de dünya tatlısı insanlar, hem huy hem görsel olarak çok yakışıyorlardı. boşanmaları şaşırtmaktan çok üzdü. çünkü geçen sene bi çocukları olmuştu, facebook'ta fotoğraflarını görmüştüm. ilk çocuğu sordum. annesinde kaldığını söyledi. ben neden boşandınız diyecek oldum ki o detayları konuşmak istemediğini söyledi. beni sordu, bi gelişme var mı diye. önce yok dedim. hani eşinden çocuğundan uzak kalan birine yalnız olduğumu söylemem mutlu eder diye düşünmüştüm ama yüzünden öyle olmadığını farkettim sonra. eve dönerken arabada, çok alakasız bir konunun ortasında birden "sana dürüst olmak istiyorum" dedim. "ne konuda" dedi. "yalnız olmam konusunda" dedim. gülmeye başladı, "vayy kardeşim benim" deyip omuzumdan sıktı biraz :) anlattım işte aşık olduğumu, çok sevdiğimi. o zaten önceki kız arkadaşımı ve ondan ayrılış sürecimi ve yaşadıklarımı kısmen biliyordu. uzun yıllardır da hayatımda onun bildiği bi kimse olmayınca habere benden çok sevindi :) mesleğini, nereli olduğunu, hatta mezun olduğu liseyi, üniversitesi bile sordu. bursalı olduğunu öğrenince sevindi yabancıya gitmiyorum diye :) tek sormadığı şey adı ve cinsiyetiydi. komik ama ben de hiç yalan söylemeden güvendiğim birine yakışıklıyı ne kadar çok sevdiğimi anlatmış oldum.

pazar da döndüm işte. bugün de erken geldim eve. yakışıklı da gelecek birazdan. birlikte yemek yapıp yiyeceğiz. sonrasında film izleriz muhtemelen. işte böyle birden güzelleşiyor hayat yeniden ya da bi yorumda da yazıldığı gibi ben ailemi ziyaret ettikden sonra iyileşiyorum :) sanırım bunu daha sık yapmalıyım :)

23 Mart 2012 Cuma

onun gibi kokmak


eve gideceğim birazdan.
yakışıklıya söyledim ama gelmek istemedi. hatta ısrarcı da oldum ama istemedi. geçerli bi sebepte söylemedi. ama hani şimdi düşününce belki bikaç açıdan iyi oldu gelmediği. benim işten ve istanbul'un karmaşasından uzakta biraz kendimi dinlemeye ihtiyacım var. hoş ailemle iken de çok yalnız kalamıyorum ama yarın tüm gün sakin bi yerlere kaçıp dinlenmek istiyorum. böyle bildiğim bikaç kuytu köşe yer var. tabii annemin kahvaltısını yaptıktan sonra :)

ama gitmeden sevgilimi bi görüp gideceğim yine de. bu ara bazen akşam 11'lere kadar işte olsam da kısa da olsa daha sık görüşüyoruz. bazen ayarlıyoruz tam ben eve girerken geliyor. hiç sohbet edecek gücümüz bile olmadan ancak sarılıp uyuyabiliyoruz. bu bile çok güzel. yatağın içinde gece uyanınca onu görmek, sıkıca sarılıp hafifçe öpüp gözlerinden dudaklarından, sonra tekrar uyumak. haftada 2-3 gece de olsa ona sarılabiliyorum. teri terime bulaşıyor. ben onun gibi, o benim gibi kokuyor bir sonraki sabah. bu tarifi imkansız bir mutluluk, bir değer. 

foto=flickr, bres

19 Mart 2012 Pazartesi

yıllar sonra


bugün çok ilginç bişey oldu. okuldan bi arkadaşımla karşılaştık öğle yemeğinde. okuldan sonra hiç görmemiştim üstelik. hakkında tek bildiğim yurtdışında yaşadığıydı.

bayağı değişmiş, saçlar dökülmüş, biraz kilo almış, tanıyamadım zaten. sadece ilk görünce "ben bu adamı bi yerden tanıyorum ama nerden" dedim içimden. güleceksiniz ama seviştiğim biri miydi diye bile geçirdim aklımdan :) o da bana bakıyordu, iyice işkillendim. o kalkıp masamıza gelirken acaip heyecanlandım hatta. selam verdi gülümseyerek. sonra "ben ....., tanımadın mı?" dedi. önce yine bağlantıyı kuramadım ama sonra "oooo" diye bi ara sesle toparlamaya çalıştım. kısa da konuştuk, tamamen türkiye'ye döndüğünü öğrendim. kimlerle irtibat halinde olduğunu sordum. tanıdık ve hala muhabbetim olan kişilerdi. telefonunu aldım, müsait bi zamanda görüşmek üzere sözleştik.

bi de bugün dışarıda bi toplantım vardı. yakışıklının ofisine yakındı. dönüşte sürpriz yapayım dedim ama telefonumu açmadı. sinir oldum :) ofise varmıştım ki aradı, biraz sitem ettim. toplantıdaymış o da, telefonda masasında kalmış. neyse, kısmet değilmiş. akşam görüşecektik, o da yattı ailevi sebeplerinden ötürü. aile demişken bizimkiler beni öldürecek yakında. gerçi yazmadım ama özel bi sebepten ötürü günü birlik bi gitmiştim şubat ayında. yine de çok oldu. bu haftasonu gitmeliyim. yakışıklıyı da götürsem keşke. bi ağzını arayım bakalım.

foto: tumblr, beardbabes

17 Mart 2012 Cumartesi

tam dayaklık

sonunda patladı  yakışıklı. birbirimize vakit ayıramadığımızı, hatta artık doğru dürüst sevişmediğimizi falan  söyledi. susmak zorunda kaldım, çünkü haklıydı. yani elimden keşke bişey gelse, eskisi kadar spora bile gitmiyorum onunla daha çok vakit geçirelim diye. buna rağmen hafta içi iki kez kısa kısa görüşebildik. 

işler rayına girecek azalacak derken, başlarının işini de yüklenmek zorunda kaldım. gerizekalı diye tanımlanabilecek ama anlamsız bişekilde kıymet gören el üstünde tutulan bi salağın işlerini. hazır bulmuşken, size anlatayım da rahatlayayım :) şimdi işyerinde bi eleman var, dünyanın etrafında döndüğünü sanan, anlamsız düzeyde bi özgüvene sahip bi tip. empati'nin i'si yok adam da. dinlemeyi bilmez, hatta hiç dinlemez, sen konuşurken "lafımı bitireyim" diye araya girer ama lafı hiç bitmez :) hani bana diş geçirebildiğinden değil ama insanlara köpek muamelesi yapıyor. konumu itibariyle böyle bi yetkisi de olmamasına rağmen yapıyor. genel müdür ile bikaç kez konuşmam da bu durumu ima etmek istesem de anlamadığım şekilde onu övmeye başladı diye sustum. muhtemelen onun dışında herkes ama istisnasız herkes rahatsız bu elemandan. bu hafta içi ben bi toplantıda ona iş çıkaracak tekliflerde bulunmuştum. o yok diye ve teklifim mantıklı diye tamam dendi. bir saat sonra pat diye geldi yanıma. "ihtiyaç nedir tam olarak" dedi pervasız bi şekilde. anlattım ama anlamamakta ısrar edince iki de bir lafımı kesince sesimi yükselttim ister istemez. millet bize bakmaya başlayınca azalttım sesimi tekrar tekrar bi embesile anlatır gibi anlattım. allem etti kullem etti, yapması gereken işin nerdeyse tamamı bana bıraktı. o an boğazına yapışıp oracıkta bi ağız  burun dağıtmak istedim ama buna bile değmeyeceğini düşünüp oturdum yerime. 

geçen de bi arkadaşım bununla 12 yıl kadar önce daha yeni mezun olduğu yıllarda çalışan biriyle konuşmuş, o zamanlarda aynı b..k olduğunu söylemiş kadın. ilginç geldi bu bana. hani daha deneyimsiz iken böyle davranışlarla bizim piyasada kalması ve daha önemlisi yükselmesi şaşılacak şey. bildiğim kadarıyla bi torpili de yok. tek ihtimal kalıyor geriye, o da "her işyerinde enaz bir kötü adama ihtiyaç vardır" gerçeği. bunu tahmin edemeyeceğiniz kadar başarılı yapıyor :) neyse ya, daha da anlatmayayım, geriliyorum. bu kadar da kafi bana. ohh rahatladım valla :)

teşekkür ederim beni dinlediğiniz ve lafımı kesmediğiniz için ;)

13 Mart 2012 Salı

meşgul


bunaldım diyebilirim. işten sıkıldığım nadir dönemlerden birini yaşıyorum. genellikle hayatımda bir karmaşa olduğu için iş beni dengeleyen bi unsur olurdu hayatımda ama şimdi dengemi bozan bişeye dönüşüyor.

yine istanbul'dan uzaktaydım bi hafta kadar. pazar geldim. yakışıklı ile ancak yarım gün geçirebildik. bu hafta (belki de bundan sonraki her hafta) dünden başlayan şekilde geç saatlere kadar çalışmam gerekiyor. gerçi dün gece saat 11 gibi tekrar biraraya geldik ama romantik dakikalar yerine iş konuşmamdan sıkıldı garibim, çok durmadı gitti.zaten romantik dakikalar oluşsa bile ben de aksiyona dönüşecek cinsel arzular oluşamıyor kafam bi milyon şeyle doluyken. işyerinde pozisyonum ve iş tanımım biraz değişti. yetkilerim sabit kalsa da sorumluluklarım arttı. ki ben yarım iş çıkarmaktan nefret eden ve biraz da kuralcı ve kontrol delisi biri olarak kendime, dostlarıma ve sevgilime ayırdığım zamandan kısmak durumunda kalıyorum. bu durum aklıma geldikçe geriliyorum.

tatil planımızın bile suya düşmesi ihtimal ama şuan buna o kadar ihtiyacım var ki. hele o yanımda iken, uzaklarda iken, sadece bizbize iken. offf, tanrım ne olur bi mani çıkmasın.

neyse neyse, kötü düşünmeyeyim şimdiden. sabah sabah biraz fazla karamsarım. zaten çıkmam gerekiyor. hepinize ve tabii kendime güzel bi gün diliyorum. sakin bi gün ve sevdiklerinizle.

foto= flickr, lel4d