16 Mayıs 2012 Çarşamba

kir


konuştuk yakışıklıyla. tekrar tekrar anlattım gerçek durumu. karşıma tekrar çıkma ihtimali olan eski kız arkadaşımı ve bikaç kişiyi daha anlattım, gerçi çok eskiden anlatmıştım üstü kapalı. dinlerken gerildi. yüzü değişip durdu ama artık sütten çıkmış ak kaşık gibi durmak istemiyorum karşısında. ama "o...pu" gibi de hissetmek istemiyorum. şu da var, ikimizde biliyoruz ki o da benden çok farklı değil. yurtdışı ile bildiğim dönüş sebeplerinden en önemlisi bile birisi sonuçta.

neyse tüm hafta "geçmişle ilgilenmeyelim" diye motive etmeye çalıştım onu ama hazmetmesi zaman alacak. 3 kez biraraya geldik ve onlarca telefon konuşması oldu geçen hafta ama kendini tutuyor anın tadını çıkarmamak için. tam içten bişeye gülüyorken aklına anlattıklarım geliyor sanki somurtuyor aniden. o anlarda kendimi pis kirli bi adam gibi hissediyorum. en kötüsü de cumartesi oldu. kahvaltı yapmıştık sonra salona geçtik sarıldım ona. o da sarıldı sonra birden kolunu bıraktı ve hafifçe itti beni. aklından ne geçti niye öyle yaptı soramadım bile. tek yapabildiğim sinirden lavaboya gitmek oldu. ağlayacak gibi oldum, yüzümü yıkadım ve hiçbişey olmamış gibi döndüm yanına. zaten çıkmak istedi bi yarım saat sonra, ben de pazar gidecektim ama o çıktıktan biraz sonra yola çıkıp bursa'ya gittim anneler günü için.

annem, bitmeyen terketmeyen küsmeyen kızmayan aşkım. güzeldi yine aile ortamı. iyiyim şimdi. ama iş yoğunluğu var, o biraz sıkıyor. olsun, sorun iş olsun. yakışıklı biraz rahatlasın da ben mesai yaparım.

kutlayamadım, geçmiş de söyleyeyim.
tüm annelerin anneler günü kutlu olsun.

foto=flickr, libano

7 Mayıs 2012 Pazartesi

yalan

bi hafta oldu. lanet gibi bi hafta. tam işyerinde ortamı toparlayıp, işlere yoğunlaşmıştım.geçen hafta p.tesi ahmet aradı beni.istanbul'da olduğunu söyledi, blogumu ve yaşadığım durumları da bildiği için dışarıda buluşma teklif etti. tüm pazar yakışıklı ile geçirdiğim için p.tesi görüşmesek de sorun olmaz diye düşünüp ahmet'i eve yemeğe davet ettim. zaten sonrasında yakışıklıyı aradım, onun da akşam arkadaşlarıyla buluşması varmış.

neyse ahmet geldi biraz gecikmeli de olsa, sohbet muhabbet yemek derken epey eğlendik.muhabbet konularını yazamıyorum, özellikle onunla ilgili bişey yazmamamı istedi. bi ara yakışıklı aradı, balkona koştum. "nerede" olduğumu sordu. "hala arkadaşlarlayım" dedim."tamam, sonra görüşürüz" dedi. ahmet "o mu" dedi, "evet" dedim biraz utanarak. biraz daha oturup çıktı. 

saat geçti ama aradım yakışıklıyı. uykuluydu, kısa konuştu. sonraki gün aradım, açmadı. birer saat arayla iki kez daha aradım açmadı. bi daha aradım, meşgule aldı ve sonra da telefonunu kapattı. işyerini aramak geçti aklımdan ama yapmadım. sebebinin ne olduğunu düşünmeye çalıştım ama asıl durum aklıma hiç gelmedi. yarım saat kadar sonra kendi aradı biraz sinirli bir şekilde anlattı. akşam biz ahmet'le otururken yakışıklı gelmişti kapıya. arkadaşlarını erkenden ekip, mado'dan dondurma almış. ben eve gelmeden girip sürpriz yapacakmış. ama tam asansörden çıkmış kapıyı açacakmış ki; ses duymuş içeriden. anlatımından anladım ki; o an onu çook ama çok üzmüşüm. hatta eve dönmüş, ağlamış. 

üzüntüsünü hafifletmek için değil ama dürüst olmak için ona gerçeği anlattım. zaten geçmişimde özel birinin varlığını biliyordu. ama onunla arkadaş kaldığımı bilmiyordu. hiç yorum yapmadan dinledi. sonra da uyumak istediğini söyleyip kapadı telefonumu. haftasonuna kadar görüşmedik hiç. ahmet aradı tekrar görüşmek için, ama onunla da görüşmek istemedim. yoğun telefonlarım sonrası haftasonu bir kahvaltı yapabildik yakışıklıyla. toplasan 10 kelime çıktı ağzından tüm kahvaltı boyunca.

üzüldüm sebep olduğum bu duruma ama henüz izlerini silmiş değilim. keşke zamanı geri getirebilseydim. yine de henüz yumuşamasa bile beni anladığını hissettim. biraz sabırlı olmaya çalışıyorum. sıkmadan, kontrolün onda olduğunu hissettirerek. ama içim içimi de yiyor açıkçası.

28 Nisan 2012 Cumartesi

olaylı hafta


biliyorum, yine uzun bi ara verdim yazmaya. ama yazacak durumda değildim pek. tatil dönüşüm sonrası ofiste garip bi ortamla karşılaştım. dedikodu mahiyetinde şeyler olmuş. geçenlerde bi yazıda da bahsettiğim iğrenç insanın saygısız tavırlarına bikaç gün dayanabildim. sonrasını hatırlamak bile istemiyorum. iş hayatımın en sert ve saygısız tartışmasının içine girdim. tartışmanın sonunda da masama gelip eşyamı alıp çıktım. ama hem bu kadar gergin hem bu kadar hafiflemiş olduğum bi durumu yaşamamıştım. biçok insanın yapmak isteyip yapamadığı şeyi yapmıştım.

akşam genel müdür aradı, yanında da benim yöneticim vardı. durumu anlattım, anlarmış gibi yaptı ama en ufak fikrinde bi değişim olduğunu düşünmedim. ne de olsa anlamadığım bir şekilde onu hamisi gibi davranıyor. bana onu haklı çıkarmaya çalışınca "kusura bakmayın ama onu neden bu kadar koruduğunuzu anlamıyorum, sizin dışınızda herkes onun hakkında farklı düşünüyor" dedim ve daha uzatmadan sustum. aslında o an sert çıkışsa bildiğin istifa etme noktasına gelecektim ama şaşırttı beni ve sustu. sanırım haklı olduğumu düşündü bir an :) neyse, güldüğüme bakmayın. şimdi yazarken bile geriliyorum. neyseki o geceyi yakışıklı ile geçirdim de yatıştım.

işe gitmedim sonraki gün. insan kaynaklarından aradı, zaten arkadaşım. bi süre işe gelmek istemediğimi, o öküzle karşılaşmak istemediğimi ve uzaktan çalışacağımı söyledim. "tamam ben bi şekilde anlatırım" dedi, sonra da aramadı zaten. yakışıklı bursa'ya gitmemi tavsiye etti. bunu bi emir sayıp yola çıktım. surpriz oldu bizimkilere de ama cidden iyi geldi bu bikaç bana da onlara da. 

biraz önce geldim istanbul'a, yakışıklıyı bekliyorum yemeğe çıkmak için. onu beklerken olanları yazmak istedim. 

aslında başka bişey daha oldu ama onu da ayrıca anlatırım :) 

19 Nisan 2012 Perşembe

refakatçi

yazamadım.uzaklardayım yine. ama iş için değil.
yakışıklının işyerinde bi durum oldu, bi haftalığına buraya gelmesi gerekti. ben de hazır fırsat, atlayıp geldim onunla. pek birlikte gezme fırsatımız olmuyor ama güzel yine de akşamları birlikte takılmak. ben gün içinde yakın şehirlere gidip geldiğim bile oldu. yada dizi izliyorum otel odasında :) 

uzun süredir olmadığım kadar iyiyim şuanda. ama özledim evimi. 
neyse, döneceğiz iki güne zaten. 

detayları o zaman anlatırım artık :)

13 Nisan 2012 Cuma

ne görüyorsun

tumblr'da gördüm. hoşuma gitti. ama benim gördüğümden anladığımdan çok sizin aklınıza neler getireceğini merak ettim?

o zaman sorayım, sen ne görüyorsun üstteki resimde?

foto=tumblr, greenoha

11 Nisan 2012 Çarşamba

fırında tavuk


uff çok sinir oldum.

yakışıklı erken çıkmış bugün alışveriş yapmış. sonra da yemek hazırlamış, hatta tatlı bile. ben yoldayken aradı, sürpriz oldu. bi tek su kalmamış evde, onu al gel dedi. "ne hazırlamış sevgilim?" diye sordum, söylemedi. ısrar ettim. söyleymek için patavatsızlık edip "ya söyle, sevmediğim bişeyse biyerlerde atıştırıp geleyim" dedim. fırında tavuk ve pilav yaptığını söyledi. ikinci kez patavatsızlık ederek "öğle yemeğinde de aynısını yedim" dedim. ama hakkaten öğle yemeğinde aynısını yemiştim :( gerildi, kızdı biraz. hatta mır mır bişeylerde söyledi, telefonda duyamadım. "şaka yapmıştım" desem de dinlemedi, sonra kapattı. ben de aramadım. arabayı çekip markete girdim, su aldım, başka bi iki şey aldım. telefonun üzerinden 10 dk geçmişti ki yakışıklı aradı tekrardan. "gelecek misin?" diye sordu, hiçbişey olmamış gibi "geliyorum" dedim.

eve vardım, kapıyı açtı. sarıldım ama soğuktuk ikimizde. yemekte bir iki gülüştük ama ikimizde kızgın ve kırılmışız. garip bi durumdu. aynı gün içinde ikinci kez aynı yemeği yememe rağmen çok güzeldi. tatlıyı yerken tam moralimiz yerine gelmişti ki, annesi aradı. misafirleri gelmiş, çıktı o da.

demin de aradım, özür diledim. cevap olarak beni sevdiğini söyledi. keşke bunu yanyana iken yapabilseydik :(

3 Nisan 2012 Salı

güzel şeyler

ben normalde çok kolay korkan biri değilimdir. yıllardır yalnız yaşadığım için korku filmi de izlerim rahatlıkla tek başıma. yakışıklı geçen hafta sabahtan aradı beni, rüyasını anlattı. rüyada evde çok pis görünen bi adamın arkadan bana yaklaştığını, hırsız sanıp peşimden geldiğini, böyle dizi gibi bişeyler anlattı. aklım takıldı ister istemez. gece uyurken. cuma yanımda uyuduğu için sorun olmadı ama cumartesi acaip rahatsız oldum bu fikirden. bunu dile getirdim pazar kahvaltıda. pazar gece 12ye yaklaşırken geldi. ben de yeni dalmışım, uyandım kapıyı açtım o geldi diye şaşırdım. sevindim ama direkt yıkılmışım yatağa. o da gelip uyudu yanımda. dün de korkuyorum falan deyip ikna ettim. gece ev ahalisini yatırıp geldi yanıma. ben uykulu halde iken gelmesi, benimle  uğraşması, yüzümü kulağımı çekiştirmesi, saçımı okşaması, sabah da benden erken kalkıp gitmesi.. bunlar acaip hoşuma gitti. o gidince uykum kaçıyor, öyle yatakta salak salak sırıtıyorum, hatta çok geçmeden arayıp onu sevdiğimi söylüyorum :) 

hani yalnızlığın ne demek olduğunu, nasıl bi boşluk olduğunu çoook iyi bilen biri olarak bu yaşadığım şeyin değerini size anlatamam. en güzeli de bu yaşadıklarımı yapmak istediğim için değil, karşımdaki insan bana öyle hissettirdiği için yapıyorum. kısacası, aşk sevgi güzel şey. birine güvenmek güzel şey. birine sırtını yaslayabilmek, hayatındaki salak saçma sorunları dünyanın derdiymiş gibi anlatabilmek güzel şey. 

foto= tumblr, premiumm

28 Mart 2012 Çarşamba

anlatım

yine taze taze yazamadım biliyorum ama güzeldi haftasonu. tamam yalnız kalamadım hiç, kafa da dinleyemedim ama güzeldi. tam cumartesi paşa kahvaltımı yapmış, çıkıyordum ki bi arkadaşım aradı. bursa'da olduğumdan nerden haberi oldu anlamadım, görüşelim dedi. muhtemelen kardeşimden duymuştur. zaten giyinmiş çıkıyordum, onu da aldım. sakin bi yere geçtik. o kahvaltı yapmamıştı, ben çay yudumlarken o bi yandan yedi bi yandan anlattı. 6 ay kadar önce boşanmış eşinden. benim de kulağıma gelmedi bu haber, duyunca çok şaşırdım. kızı da çok iyi tanır ve severdim. ikisi de dünya tatlısı insanlar, hem huy hem görsel olarak çok yakışıyorlardı. boşanmaları şaşırtmaktan çok üzdü. çünkü geçen sene bi çocukları olmuştu, facebook'ta fotoğraflarını görmüştüm. ilk çocuğu sordum. annesinde kaldığını söyledi. ben neden boşandınız diyecek oldum ki o detayları konuşmak istemediğini söyledi. beni sordu, bi gelişme var mı diye. önce yok dedim. hani eşinden çocuğundan uzak kalan birine yalnız olduğumu söylemem mutlu eder diye düşünmüştüm ama yüzünden öyle olmadığını farkettim sonra. eve dönerken arabada, çok alakasız bir konunun ortasında birden "sana dürüst olmak istiyorum" dedim. "ne konuda" dedi. "yalnız olmam konusunda" dedim. gülmeye başladı, "vayy kardeşim benim" deyip omuzumdan sıktı biraz :) anlattım işte aşık olduğumu, çok sevdiğimi. o zaten önceki kız arkadaşımı ve ondan ayrılış sürecimi ve yaşadıklarımı kısmen biliyordu. uzun yıllardır da hayatımda onun bildiği bi kimse olmayınca habere benden çok sevindi :) mesleğini, nereli olduğunu, hatta mezun olduğu liseyi, üniversitesi bile sordu. bursalı olduğunu öğrenince sevindi yabancıya gitmiyorum diye :) tek sormadığı şey adı ve cinsiyetiydi. komik ama ben de hiç yalan söylemeden güvendiğim birine yakışıklıyı ne kadar çok sevdiğimi anlatmış oldum.

pazar da döndüm işte. bugün de erken geldim eve. yakışıklı da gelecek birazdan. birlikte yemek yapıp yiyeceğiz. sonrasında film izleriz muhtemelen. işte böyle birden güzelleşiyor hayat yeniden ya da bi yorumda da yazıldığı gibi ben ailemi ziyaret ettikden sonra iyileşiyorum :) sanırım bunu daha sık yapmalıyım :)

23 Mart 2012 Cuma

onun gibi kokmak


eve gideceğim birazdan.
yakışıklıya söyledim ama gelmek istemedi. hatta ısrarcı da oldum ama istemedi. geçerli bi sebepte söylemedi. ama hani şimdi düşününce belki bikaç açıdan iyi oldu gelmediği. benim işten ve istanbul'un karmaşasından uzakta biraz kendimi dinlemeye ihtiyacım var. hoş ailemle iken de çok yalnız kalamıyorum ama yarın tüm gün sakin bi yerlere kaçıp dinlenmek istiyorum. böyle bildiğim bikaç kuytu köşe yer var. tabii annemin kahvaltısını yaptıktan sonra :)

ama gitmeden sevgilimi bi görüp gideceğim yine de. bu ara bazen akşam 11'lere kadar işte olsam da kısa da olsa daha sık görüşüyoruz. bazen ayarlıyoruz tam ben eve girerken geliyor. hiç sohbet edecek gücümüz bile olmadan ancak sarılıp uyuyabiliyoruz. bu bile çok güzel. yatağın içinde gece uyanınca onu görmek, sıkıca sarılıp hafifçe öpüp gözlerinden dudaklarından, sonra tekrar uyumak. haftada 2-3 gece de olsa ona sarılabiliyorum. teri terime bulaşıyor. ben onun gibi, o benim gibi kokuyor bir sonraki sabah. bu tarifi imkansız bir mutluluk, bir değer. 

foto=flickr, bres

19 Mart 2012 Pazartesi

yıllar sonra


bugün çok ilginç bişey oldu. okuldan bi arkadaşımla karşılaştık öğle yemeğinde. okuldan sonra hiç görmemiştim üstelik. hakkında tek bildiğim yurtdışında yaşadığıydı.

bayağı değişmiş, saçlar dökülmüş, biraz kilo almış, tanıyamadım zaten. sadece ilk görünce "ben bu adamı bi yerden tanıyorum ama nerden" dedim içimden. güleceksiniz ama seviştiğim biri miydi diye bile geçirdim aklımdan :) o da bana bakıyordu, iyice işkillendim. o kalkıp masamıza gelirken acaip heyecanlandım hatta. selam verdi gülümseyerek. sonra "ben ....., tanımadın mı?" dedi. önce yine bağlantıyı kuramadım ama sonra "oooo" diye bi ara sesle toparlamaya çalıştım. kısa da konuştuk, tamamen türkiye'ye döndüğünü öğrendim. kimlerle irtibat halinde olduğunu sordum. tanıdık ve hala muhabbetim olan kişilerdi. telefonunu aldım, müsait bi zamanda görüşmek üzere sözleştik.

bi de bugün dışarıda bi toplantım vardı. yakışıklının ofisine yakındı. dönüşte sürpriz yapayım dedim ama telefonumu açmadı. sinir oldum :) ofise varmıştım ki aradı, biraz sitem ettim. toplantıdaymış o da, telefonda masasında kalmış. neyse, kısmet değilmiş. akşam görüşecektik, o da yattı ailevi sebeplerinden ötürü. aile demişken bizimkiler beni öldürecek yakında. gerçi yazmadım ama özel bi sebepten ötürü günü birlik bi gitmiştim şubat ayında. yine de çok oldu. bu haftasonu gitmeliyim. yakışıklıyı da götürsem keşke. bi ağzını arayım bakalım.

foto: tumblr, beardbabes

17 Mart 2012 Cumartesi

tam dayaklık

sonunda patladı  yakışıklı. birbirimize vakit ayıramadığımızı, hatta artık doğru dürüst sevişmediğimizi falan  söyledi. susmak zorunda kaldım, çünkü haklıydı. yani elimden keşke bişey gelse, eskisi kadar spora bile gitmiyorum onunla daha çok vakit geçirelim diye. buna rağmen hafta içi iki kez kısa kısa görüşebildik. 

işler rayına girecek azalacak derken, başlarının işini de yüklenmek zorunda kaldım. gerizekalı diye tanımlanabilecek ama anlamsız bişekilde kıymet gören el üstünde tutulan bi salağın işlerini. hazır bulmuşken, size anlatayım da rahatlayayım :) şimdi işyerinde bi eleman var, dünyanın etrafında döndüğünü sanan, anlamsız düzeyde bi özgüvene sahip bi tip. empati'nin i'si yok adam da. dinlemeyi bilmez, hatta hiç dinlemez, sen konuşurken "lafımı bitireyim" diye araya girer ama lafı hiç bitmez :) hani bana diş geçirebildiğinden değil ama insanlara köpek muamelesi yapıyor. konumu itibariyle böyle bi yetkisi de olmamasına rağmen yapıyor. genel müdür ile bikaç kez konuşmam da bu durumu ima etmek istesem de anlamadığım şekilde onu övmeye başladı diye sustum. muhtemelen onun dışında herkes ama istisnasız herkes rahatsız bu elemandan. bu hafta içi ben bi toplantıda ona iş çıkaracak tekliflerde bulunmuştum. o yok diye ve teklifim mantıklı diye tamam dendi. bir saat sonra pat diye geldi yanıma. "ihtiyaç nedir tam olarak" dedi pervasız bi şekilde. anlattım ama anlamamakta ısrar edince iki de bir lafımı kesince sesimi yükselttim ister istemez. millet bize bakmaya başlayınca azalttım sesimi tekrar tekrar bi embesile anlatır gibi anlattım. allem etti kullem etti, yapması gereken işin nerdeyse tamamı bana bıraktı. o an boğazına yapışıp oracıkta bi ağız  burun dağıtmak istedim ama buna bile değmeyeceğini düşünüp oturdum yerime. 

geçen de bi arkadaşım bununla 12 yıl kadar önce daha yeni mezun olduğu yıllarda çalışan biriyle konuşmuş, o zamanlarda aynı b..k olduğunu söylemiş kadın. ilginç geldi bu bana. hani daha deneyimsiz iken böyle davranışlarla bizim piyasada kalması ve daha önemlisi yükselmesi şaşılacak şey. bildiğim kadarıyla bi torpili de yok. tek ihtimal kalıyor geriye, o da "her işyerinde enaz bir kötü adama ihtiyaç vardır" gerçeği. bunu tahmin edemeyeceğiniz kadar başarılı yapıyor :) neyse ya, daha da anlatmayayım, geriliyorum. bu kadar da kafi bana. ohh rahatladım valla :)

teşekkür ederim beni dinlediğiniz ve lafımı kesmediğiniz için ;)

13 Mart 2012 Salı

meşgul


bunaldım diyebilirim. işten sıkıldığım nadir dönemlerden birini yaşıyorum. genellikle hayatımda bir karmaşa olduğu için iş beni dengeleyen bi unsur olurdu hayatımda ama şimdi dengemi bozan bişeye dönüşüyor.

yine istanbul'dan uzaktaydım bi hafta kadar. pazar geldim. yakışıklı ile ancak yarım gün geçirebildik. bu hafta (belki de bundan sonraki her hafta) dünden başlayan şekilde geç saatlere kadar çalışmam gerekiyor. gerçi dün gece saat 11 gibi tekrar biraraya geldik ama romantik dakikalar yerine iş konuşmamdan sıkıldı garibim, çok durmadı gitti.zaten romantik dakikalar oluşsa bile ben de aksiyona dönüşecek cinsel arzular oluşamıyor kafam bi milyon şeyle doluyken. işyerinde pozisyonum ve iş tanımım biraz değişti. yetkilerim sabit kalsa da sorumluluklarım arttı. ki ben yarım iş çıkarmaktan nefret eden ve biraz da kuralcı ve kontrol delisi biri olarak kendime, dostlarıma ve sevgilime ayırdığım zamandan kısmak durumunda kalıyorum. bu durum aklıma geldikçe geriliyorum.

tatil planımızın bile suya düşmesi ihtimal ama şuan buna o kadar ihtiyacım var ki. hele o yanımda iken, uzaklarda iken, sadece bizbize iken. offf, tanrım ne olur bi mani çıkmasın.

neyse neyse, kötü düşünmeyeyim şimdiden. sabah sabah biraz fazla karamsarım. zaten çıkmam gerekiyor. hepinize ve tabii kendime güzel bi gün diliyorum. sakin bi gün ve sevdiklerinizle.

foto= flickr, lel4d

25 Şubat 2012 Cumartesi

bi-seks-üel


yazacağım dedim ama yazamadım.ama sanırım bi şekilde anlatmam ve yükümü hafifletmem lazım.

ben istanbul'a dönmeden bikaç gün önce korktuğum haltı yedim. hem de iki kere. yani iki ayrı akşam. nasıl yaptım bunu bilmiyorum. aklım mantığım olmuyor ilkinden pişmanlık duymadan bi sonraki akşam yeniden aynı şeyin olmasını. kaç gündür acaip rahatsızım kendimden, kendi kendime söylenip duruyorum. istanbul'a gelip ona ilk sarıldığımda da şuanda da o utancı taşıyorum.

aslında belliydi böyle olacağı. kızın tavrından benim yüz vermemden içkiyi fazla kaçırmamdan. şimdi tek yaptığım susup unutmaya çalışmak. 
asıl zor olan şu.. birini severken aldatabildiğimi öğrendim. bu konuda kendime çok güvenen biriyim normalde. ama anlamadım gerçekten geldiğim noktayı.

şunu da farkettim. bedenim kadın tenini kadın vucudunu özlemiş. çünkü iki akşam da basit bi seksten fazlası oldu. bu hep korktuğum şey zaten hayatımda. hatta arada derece kalmama sebep olan şey bu. bir kadınla iken erkek tenine duyacağım özlem yada tersi durum yani şuanki durum. çok isterdim ya tamamen heteroseksüel olmayı ya da tamamen homoseksüel kalmayı, kadınlara hiçbirşey hissetmemeyi. hani "biseksüel diye bişey yoktur" diyenlerin haklı olmasını çok isterdim.

genel konulardan kendime döneyim ben. neyse ne artık. olan oldu bi kere. bi şekilde aklımdan çıkarmam lazım kızı ve yaşadıklarımızı. hoş yakında tekrar oraya gitme durumum yada oradaki ekibin gelmesi ihtimali var ama bundan sonra daha dikkatli olacağım. hem mutluluğumuzu bozacak bişey olsun istemiyorum artık. yeterince üzüldük geçen bikaç ay içinde zaten. 

23 Şubat 2012 Perşembe

eve dönüş

geldim

yaşasın, sonunda evimdeyim. istanbul'dayım.
yakışıklı sabah geleceğimi sanıyor, uykusunu bölmemek için söylemedim.

neyse, dinleneyim ben. anlatacağım şeyler var aslında.
ama yarın artık.

18 Şubat 2012 Cumartesi

sıkıcı günler

selam herkese

ani oldu. yaklaşık bir haftadır uzaklardayım. sevgililer günü de dahil buna. hani çok önemsediğimden değil o günü ama yakışıklı ile olmak güzel olurdu. durmadan öpüşen, elinde kırmızı gül yada benzer şeyler taşıyan çiftler görmek hiç iyi gelmedi. kendimi zor attım otele. uyudum.

yoğun geçiyor günler. akşam otelde de çalışıyorum. bu arada çalıştığım ekipten biri, bi bulgar kız. garip bi yakınlaşma oldu iki gündür. hani dün akşam yemekten sonra çağırsam benle otele gelecek gibi olduk diyeyim. umarım yanlış bişey yapmam. hem zaten sevgilimi çoook özledim. gözümde tütüyor.

neyse, bugün bi yerlere kaçayım diye kalktım erkenden. biraz nefes almış olurum. hoş, yakışıklı olsa daha güzel olurdu ama. artık sonra ayrıca bi tatil yapacağız zaten. onun da takvimi netleşti zaten. dönüşte konuşacağız. burası dışında heryere giderim ben :)

9 Şubat 2012 Perşembe

stres, korku, endişe


biliyorum, kaba davrandım çocuğa.
ama bunca şeyden sonra tekrar mutlu olmayı başarmışken bunu gölgeleme ihtimali olan bişey bile beni çılgına çevirdi. bi de gizemli konuşma çabası tuz biber oldu. biraz empati yapınca onun da benim kadar risk aldığını gördüm. tabii artık out biri değilse. tanıştığım zamanlarda değildi enazından.

dün tekrar bi mesaj atmıştı. özür dilemiş, amacının rahatsızlık vermek olmadığını belirtmiş. ben de cevap yazdım bu defa. ben de özür diledim ve gerilme sebebimin hayatımdaki düzeni, huzuru muhafaza etme çabamdan ve bunun bozulması korkusundan kaynaklandığını yazdım. anlayışla karşıladı ve açıklamam için teşekkür etti son mesajında. ben bi daha da cevap yazmadım muhabbet uzar gider diye. 

şimdi biraz daha güvende ve rahat hissediyorum kendimi. 
ama acaip yorgunum bikaç gündür. dün tansiyonum falan düştü işte, eve erken geldim. sonra sevgilim geldi, yemek yaptı :) kendime gelince de evde çalışmaya devam ettim :)) 

7 Şubat 2012 Salı

rahatsız

sonunda tanıştık facebook'tan mesaj atan arkadaşla.
bugün akşam online oldu. ilk o selam versin diye bekledim. kısa konuştuktan sonra hemen hatırladım kim olduğunu. arkadaşımın da akrabası olduğunu öğrendim. 

neden bana yazma ihtiyacı hissettiğini sordum. aslında uzun zamandır profilime baktığını ancak cesaret bulup yazdığını söyledi. benimle ilgili pek soru sormadı. sanırım profil ayarlarım pek bi açıkmış millete. facebook, linkedin ne var ne yok okumuş incelemiş. o söyledikçe gerildim ben. dayanamayıp "peki ne istiyorsun benden, amacın nedir" diye sordum."hiç" dedi. bu cevapla gerginliğim geçmedi tabii. sonrasında susup bişey de yazmayınca iyice fitil oldum. "hiç ise bi daha da rahatsız etme" dedim, silip engelledim. 

aslında sert çıkıştığım için biraz korkmadım değil, tanımam etmem adamı. tensel bi münasebetimiz ve sonrasında da biraz sohbetimiz olmuştu o zaman.güvenilir biri gibi ama aradaki insan en sevdiğim iş arkadaşlarımdan biri olunca insan "acaba" diyor. neyse, adam umarım anlamıştır niyetimi. saygı duyar ve bi daha rahatsız etmez beni.