9 Aralık 2012 Pazar

??!!?!?!

sıkıldım yalnızlıktan.

özlüyorum bazı şeyleri. birşeye bağlanmayı, birinin bana hesap sormasını, kıskanmayı, kıskanılmayı, güvenli seksi, doyasıya sevişmeyi ve daha bir sürü şey. ama en çok istediğim yanımda omzuma yaslanacak biri ve onun varlığının vereceği güven ve sıcaklık.

27 Kasım 2012 Salı

iki yabancı

eve iş getiriyorum resmen. yemeğimi yedikten sonra açıyorum bilgisayarı. gece yarılarına kadar çalışıyorum. tabii spor yapmadığım günlerde. malum artık sevgili falan olmayınca bol bol vaktim kalıyor kendime. sporu düzene soktum, vücut hemen topladı kendini. 

haftasonu yakışıklı ile karşılaştık bir mekanda. iki yabancı gibi durmaya gönlüm razı olmadı. yanına gittim arkadaşlarına rağmen, ayaküstü konuştuk biraz. garip bi andı. insan ne diyeceğini bilemiyor. sitem falan da etme gereği duymuyor. nasılsın iyi misin türünden bi sohbet. belki en çok merak ettiğin soruyu soramıyorsun. "var mı hayatında birileri?" diye. zaten buna bi cevap duymaya hazır değilim henüz. hele bu cevabın bir erkek olmasına hiiiiç hazır değilim.sanırım bilinçaltımızda saklanan birşeyler, homoseksüel de olsak biseksüel de olsak bir kadın için terkedilmeyi bir erkek için terkedilmeye tercih ettiriyor :) gerçi birileri için terkedilmedim ama hani yakışıklının hayatına biri girmişse bunun bir kadın olması daha az acıtır canımı.

bu arada noel ve yılbaşı için yurtdışı program yaptım kendime. gidip tek başıma dinleneceğim, hatta dağıtırım biraz belki :) ihtiyacım var buna :))

21 Kasım 2012 Çarşamba

cimbomum

dün akşam muhteşemdi.

arkadaşlar bizde toplanıp galatasaray- manchester united maçını izledik. maç öncesi pizza, gırgır, muhabbet. harika bi akşamdı. galibiyet de akşamın üstüne güzel bir tatlı oldu :)

foto:hürriyet.com.tr


17 Kasım 2012 Cumartesi

aslan gibi :)

sanırım hayat kendisini tekrar ediyor benim için. uzak durmak istediğim şeyler yaşıyorum. tabii eskisi kadar deli dolu ve yoğun değil. eeeee, ilerleyen yaşın da etkisi var.

aslında bugün başka olsun istemiştim. daha doğrusu öyle hayal etmiştim. ama ne yazık ki olmadı. şuan için yapabileceğim bir şey yok. tek istediğim öyle yada böyle mutlu olmak. sanırım bu ayıplanan yöntemle bir şekilde başarıyorum. bunu yaparken biraz eskidiğimi hissediyorum ama sorun değil. 

ilerleyen zamanda herşey düzelecek biliyorum. ama şuan geleceğimin duygusal yada ruhsal anlamda güzel olması için zor sınavlardan geçecek gücüm iradem yok. biraz dalgalansın içim, biraz daha karışsın istiyorum.

bu arada kaza yaptığıma dair bir yorum gördüm. yok, çok şükür yok öyle bişey. gerçi hastayım son bir haftadır. hatta son iki gün evde idim. biraz korkmadım değil ama dün doktor kontrollerinde herşey temiz çıkınca rahat bir nefes aldım.

ihmal ettim blogu, biliyorum. ama ihtiyacım vardı biraz susmaya. anlatılacak bişeyler olursa ben yine başınızı ağrıtırım artık. 

herkese sevgiler

28 Ekim 2012 Pazar

loser

öncelikle iyi bayramlar herkese.

nasıl yazılır bilmem ama özetle her denemesinde eli boş dönen bi adam modundayım. bahsettiğim kızla başlayan şey de çok öteye gitmeden sonlandı bayramın ikinci günü itibariyle. daha doğrusu reddedildim, "arkadaş olalım, kalalım" teklifi aldım. nedeni, nasılı önemsiz. sadece tek bildiğim bu defa çok çaba harcadım hem kendimi ikna etmek için hem karşımdakini kendime inandırmak için. 

neyse ki ailemleyim, sağlıklıyım. dönünce istanbul'a herşey yine en baştan başlayacak. bomboş bir kafa. bomboş hisler.

biliyorum yazamadım uzun süredir, yazılanlara da cevap veremedim. ama uygun bir zamanda daha kapsamlı yazacağım.

tekrar iyi bayramlar

7 Ekim 2012 Pazar

değişen hayaller


hayat ne garip.

bundan bikaç evvel bir erkekle hayat kurmayı hayal ederken, şimdi aynı şeyi bir kadınla düşünüyorum.

2 haftadır yurtdışındaydım. cuma gece geldim. c.tesi sabahtan da bursa'ya geçtim. hem bizimkileri ziyaret hem de bahsettiğim kızla buluşmak için. aile ile ilgili kısmı anlatmıyorum, güzeldi her zamanki gibi. kızla buluştuk öğlen yemek yiyelim bahanesiyle. sonrasında da başka bi yere geçtik. güzel geçti vakit. birbirimizi tanıma adına önemli şeyler konuştuk farkında olmadan. aramızdaki yaş farkının (9 yaş) problem olabileceği ihtimali silindi kafamdan. sevdiğim yada hoşlandığım insanların çoğunda da var olan tasavvufa ilgi olayını onda da görmek sürpriz olmadı. hatta düzenli olarak namaz kıldığını da öğrenmiş oldum. bunlar beni düşündürdü biraz. sonuçta bıraktım geçmişi, şuan itibariyle ben çok başka bi ortamın içindeyim. iş ortamım, arkadaş ortamım, dost ortamım, kendi alışkanlıklarım. 

anneme çıkarken kızla buluşacağımı söylediğim için dönüşte rapor istedi resmen. ben güzel şeyler söyledikçe ağzı kulaklarına ulaştı kadının :)

bugün de buluşmak istedim ama başka arkadaşlarına çok önceden sözü olduğunu söyledi.çok da ısrar edemedim. ben de belki bizim tayfadan bir ikisi ile bi çay içerim bi yerlerde. sonra da yola düşerim.

foto: diogenesii.wordpress.com

19 Eylül 2012 Çarşamba

hata

bazen olmak istediğimiz kişi ile olduğumuz kişi birbirinden çook farklı olabiliyor. dün ben öyleydim mesela. niye diye sorunca kendime mantıklı bi cevabım da yok. 

off neyse yazmamalıydım.
unutmalıyım.

16 Eylül 2012 Pazar

itiraf sonrası 2

dün hayatımdaki en ilginç dialoglardan birini yaşadım. şu itirafta bulunduğum dostum geldi. kaçtır "çağırmıyorsun" diye laf sokuyordu. akşam davet ettim ama yemek yapmaya fırsat olmadı. bi de çoktandır canım pizza çekiyordu, o da yemek isteyince iki kişi iki orta pizza yanına da sufleleri löp diye götürdük.

benim özel durumlar çok konuşulmasın diye onunla çok yalnız kalmamaya çalışıyordum aslında. o da bunun farkındaydı ve üstelemiyordu ama artık konuşması gerektiğini düşünmüş. bi yığın şey sordu, kimisine cevap verdim kimisini geçiştirdim. gelecekle ilgili de sorular sordu. cevabı en zor sorular. bilirsiniz işte. "peki ne olacak bundan sonra" gibi. muhtemelen kendi kendine kalınca cevap veremediği herşeyi sordu. cinsel hayatını bilmem ama onunda başka bir karmaşası var içinde. odaklanamıyor önemli konulara. önemli kararlar alamıyor. ben öyle değilim. bunun farkında. o yüzden neden belirsiz bi süreç geçirdiğimi sordu. net olabilecekken olmamın nedenlerini falan. malum yaşlarımız yolun yarısına yakın. yaşıtlarımızın 8-9 yaşlarında çocukları var. ailelerimizin beklentisi, çevrenin hayatımızda görmek istediği ve gerçekten bizim istediklerimiz. o anlattı ben dinledim. ben anlatırken de o. aslında benzer problemi farklı sebeplerle yaşayan iki kişi olduğumuzu farkettim. benim itirafım sonrası sıcaklığının ilgisinin biraz bundan olduğunu anladım. 

onunla bu kadar derinlere girmek iyi mi oldu kötü mü bilmiyorum. ama o gittikten sonra epey düşündüm. kafam dağılsın diye nete girdim. facebook'ta şu malum kızın online olduğunu gördüm. saat geçti ama şansımı denedim, selam verdim. cevap verdi. konuştuk biraz. sonra da müsaade isteyip çıktı. 

kafam karışık diyemiyorum. ama boş gibi. böyle vakumla geçmişi çekip çıkardılar sanki. ne böyle geçmişe bi takıntım kaldı ne de şimdi için endişem. ama gelecek biraz soru işareti. cevap bulamıyorum. bulmak için de harıl harıl bi çaba içinde de değilim. ama sanki suyun akışı beni cevaba yaklaştırıyor gibi. evre evre yaşadığım şeyler. duygularımda hislerimde sürekli bi değişim. bi yere doğru ilerliyorum ama neresi ben de bilmiyorum. hayatımda olan herşey bi başka şeyi tetikliyor sonuçta. ahmet, yakışıklı ile yaşadığım eşcinsel yaşam denemelerim sonrası erkekle ilişkinin bile cazibesi azaldı gözümde. cinsellik desen mastürbasyon düzeyinde artık. klasik bekar türk modunda yaşamaya başladım.şikayetçi miyim? ııı ııh. hayır. 

14 Eylül 2012 Cuma

tek başıma alışveriş


bugün acaip eğlendim. iş çıkışı alışverişe çıktım. tek başıma zor oldu ama aslında düşündüğüm kadar da korkunç değildi. 

önce birşeyler yemek istedim. mönüyü getirdi bi genç adam. sonra siparişi almak için elinde pda ile geldi. ben başladım saymaya, bu da işaretliyor güya. tekrar etti istediklerimi hepsi yanlış :) tekrarladım, o da tekrarladı. yine yanlış :) o kadar tatlı masum genç bi tip ki kızasım da gelmedi. gülmeye başladım, o da güldü. neyse gitti. yanımdan geçerken gülüp durdu. ben de tabii. yemek servisinde aynı şekilde idi. iyi geldi sebepsiz yere gülmek. tüm haftadır üzerimde biriken stresi bi anda aldı sanki :) yemeğin ücretine yakın adisyon bıraktım. giderken de teşekkür ettim çocuğa. herhalde sırf gülümsemek için giderim bundan sonra.

sanırım şanslı günümdü. alışveriş sırasında da bir iki mağaza dolandıktan sonra sıcak bir tezgahtara denk geldim. beni kuzenine benzetmiş :) gelip direkt söyledi bunu da. konuştuk kısa. öğrenciymiş falan :) bildiğiniz ayaküstü muhabbet ettim kızla. muhabbetin gazıyla birini giydim diğerini çıkardım. o da bana yakıştı yakışmadı yorumları yaptı :) başka mağazaları dolanmama gerek kalmadan alacaklarımı hatta fazlasını aldım. 

şimdi aklıma gelince iki tipe de gülüyorum kendi kendime. 

foto:vipdictionary

8 Eylül 2012 Cumartesi

hastalık sonrası durumum


muhtemelen bilimsel bir açıklaması vardır. hastalık sonrası hormonal dengesi değişen biriyim. özellikle testesteron hormonu seviyem tavan yapıyor hastalık bittiği gibi. o yüzden kendimle irademle mücadele içindeyim iki gündür. eskiden olsa istediğimi rahat yapardım ama şimdi aklıma da yatmıyor canım istedi diye hemen birini bulup seks yaşamak. 

neyse, bu biraz çok kişisel bi sorun.çok da eşelemiim burada :))

bu arada bişey daha var. sanırım artık paylaşabilirim. şu bayramda bursa'da karşılaştığımız bi kız vardı. öncesinde annemin facebook'tan gösterdiği falan. ortak arkadaşlarda olunca ben bunu arkadaş olarak eklemiştim bayramdan sonra. bu da naber nasıl gidiyor içerikli mesaj yazmıştı. cevap dönmüştüm. milletin paylaştığı videolar, yazılar, resimler falan ana facebook sayfasında listeye düşüyor ya. kaçtır bu kızın paylaştıkları dikkatimi çekti. geçen bir resim paylaşmıştı. hasta olduğum gün. resimde bi an sanki kendimi gördüm. aslında adam madam resmi de değil, normal bir manzara, bir yol, yol kenarında bir bank falan. bankın üstünde de küçük bir ot yeşermiş. beğendim resmi. mesaj yazdı ertesi gün "kimsenin ilgi göstermediği bu resimde ne buldun" diye. sanırım gereğinden fazla içten bir cevap yazdım. derken uzun bir mesaj silsilesi içinde epey bişey konuştuk. garip bi durum. yani açıkçası cepten facebook'a mesaj geldi mi diye bakıp bakıp duruyorum. 

kadın da güzellik iyi bişey ama daha iyisi akıl bence. diğer erkeklerin aksine akıllı kadın güçlü kadın korkutmaz beni. hatta daha yaklaştırır kendine. hani bu olayla çok ilgisi yok bu sözlerimin. ama benden 8-9 yaş küçük biriyle bir bayanla aynı şeye bakıp aynı şeyleri düşünüyor olmak bile yeterince ilginç benim için. bu kadar niye anlattım bilmiyorum. ama yalnızlık hissimi azaltan bişey şuanda. sanal da olsa yazışmak, evllilik gibi ciddi konulara girmeden, seks falan düşünmeden. şuan ihtiyacım olan saf temiz şeylerden biri sanırım. belki vakit kaybı. ama kafayı duvara baka baka yemekten iyidir.

off ne çok yazdım yine. 
herkese iyi haftasonları şimdiden :))

foto=socialmediamagic.com

5 Eylül 2012 Çarşamba

hastayım ve yalnızım

mızmızlık olarak algılamayın ama ben yalnızken hasta olmaktan nefret ediyorum.

baştan alayım. hastayım şuanda salya sümük. sabah işe gitmedim, evde yatıyorum. en kötüsü her yanım dökülse de her işimi kendim görmek zorunda kalmak. kimseyi de aramadım hayatından bezdirmemek için :) size yakınıyor gibi oluyorum ama sorun etmezsiniz umarım :)

bu arada ilaçlarımı aldım, her türlü kocakarı formüllerini kaynattım pişirdim yedim içtim. uzanmış, iyileşmeyi bekliyorum. yarına ayağa kalkmam ve mutlaka işte olmam gerekiyor. umarım içlerinden biri işe yarar :)

3 Eylül 2012 Pazartesi

herşey dahil


miskin bir tatile ihtiyacım vardı. 30 ağustos'u cuma ile birleştirip 4 günlük bir tatil yaptım güneyde. aslında konseptine karşı olsam da özellikle herşey dahil seçtim bu defa. 

güzel oldu. yüzdüm, kitap okudum, müzik dinledim bol bol. spor bile yaptım ve itiraf etmeliyim ki bol bol yedim :) akşam yemeklerinde herşeyden biraz tadayım derken 1,5 kilo aldım geldim.

güzel insanlar vardı çevremde. kız, erkek. türk, yabancı. tanıştık bikaç insanla. hatta yakınlaşır gibi de oldum biriyle ama biraz geri çektim kendimi. amacım kafa dinleme tatili idi. bunun dışına çıkmak istemedim. 
iyi ki de öyle yapmışım diyorum şimdi.

foto=flickr, ben harding

28 Ağustos 2012 Salı

iş, etik, vicdan

iş ortamında kimseye güvenmemek lazım. bu kişi arkadaş kategorisinde bile olsa. hatta belki enaz onlara güvenmek lazım. çünkü ençok onların kelekleri insanın canını sıkıyor. 

yukarıdakilere yazdıracak bir iş günü yaşadım. başkasının emeği üzerine nasıl konulur, nasıl reklam kokan işler asıl işlerine tercih edilir tekrar gördüm. midem defalarca bulandı. vicdanımla onurumla gurur duydum. 

ne mutlu bana.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

olan biten

selam herkese.

öncelikle geçmiş bayramınız kutlu olsun. yani umarım olmuştur :) kısa da olsa bir tebrik yazamadım. daha doğrusu yazmak istemedim. blogu açınca olup biteni anlatırım diye korktum açıkçası.

ufak ufak bir yığın şey oldu son bir haftada. ahmet'le uzun telefon görüşmemiz, yakışıklıdan gelen bayram tebriği, annemin facebook'tan daha önce gösterdiği kızla bayramda karşılaşmamız. 

bir de aldığım bir mail istemediğim şekilde platonik bir aşkın ortasında kaldım. bilmemem gereken şeyler öğrendim. üstelik olaydan habersiz olan kişiyi de tanıyormuşum falan filan.

ruh halimi sorarsanız. iyi sayılmaz. bir memnuniyetsizlik var üzerimde. tatminsizlik. dönemsel bişeydir belki. geçer diye umuyorum.

12 Ağustos 2012 Pazar

özetle

bir yığın şey yazdım ama sildim sonra. kısa ifade etmek gerekirse resimdeki gibiyim. hayata bi s..tir çekesim var.

foto= tumblr, luaneduart

8 Ağustos 2012 Çarşamba

badman


pazar akşamını anlatmadım. çok ilginçti. dışarı gezmeye çıkmıştım. 12 gibi geldim eve. yolda bir arkadaş aradı ama yine eşref saatim tutmuş arabada son ses sevdiğim şarkılara eşlik ediyorum diye duymamışım. eve çıkınca farkettim. aradım açmadı. sonra o aradı. yatak odasının penceresini havalandırmak için açtığı anda içeriye 2 yarasanın girdiğini ve yatağın üstünde daireler halinde döndüklerini söyledi. hatta ilk aradığında iki tane imiş. sonra 3 olmuşlar. önce çağırmak istemiş ama geç olunca gerek yok dedi. ben kapıyı kapat çıkarlar dedim ama "onlar çıkmadan uyuyamam. yuva falan yaparlar" diye korktu. bu arada nette yarasa nasıl kovulur diye bakmış, yarasanın korkunca işediği, sidiğinin de kör ettiğini falan öğrenmiş. bazı yarasaların kuduz olduğunu falan. acayip korkmuş :) 

gelme gelme diye ısrar edince kapattım telefonu ama sonra içime sinmedi. indim aceleyle gittim yanına. bi girdim eve, yatak odasına 3 yarasa :) o yaklaşma dese de elime sopa gibi birşey aldım odaya daldım. geri çekti. ısırırlar diye bişey verdi uzun kollu, bi de yarasalar ölür diye sopayı aldı süpürge gibi birşey verdi. yaklaşık 10 dakika süpürgeyi havada savurdu. o kadar yoruldum ki iki de bir kol değiştirdim. son psikopat yarasa çıkarken ben sırılsıklam olmuştum. havlu verdi kurulandım. çıkacaktım ki; "ya uçmayan saklanan kaldıysa" dedi. koca adam ciddi ciddi korkmuş :) neyse, kaldım o gecede orada. sabah erkenden döndüm eve. o da hemen o akşam pencereye sineklik gibi birşey takmış. 

yalnız olan kollarıma oldu. o günden beri iki kolum ve omuzum ağrıyor :)

5 Ağustos 2012 Pazar

rüyada öpüşmek

of çok kötü bir rüya gördüm. kabus da denebilir. şimdi bizim müşterilerimiz hepsi ayrı bi dünya ama içlerinden biri korkunç bi şey. rüyamın başrolünde o vardı. benden 7-8 yaş büyük, akıllı ama kendini herkesten akıllı sanan bu adam kendine hayır demeyen insanlarla çalışmayı seviyor. her dediğine evet diyemeyenleri de işinden edecek kadar gözü dönmüş, acımasız. en son benle uğraşmıştı yakın bi zaman önce. işyerime benimle ilgili baskı yapmıştı. geçenlerde de şirkete gelmişti. tenhada görünce gidip konuşmuş, bi yanlış anlama varsa gidermeye çalışmıştım. kısa sohbetin sonunda birbirimize övgülerle yalancı gülücüklerle bitirdik sözlerimizi. ama ikimizde birbirimizi sevmediğimizi biliyoruz :) 

neyse, rüyaya döneyim. saçma sapan bir rüya. ailemi falan da gördüm. bi şekilde aynı ortamdayız, bu adam da var. hiç olmadığı kadar içten gülümsüyor bana :) sonra bişey sormak için yaklaşıyorum yanına. hatta bir iki şey konuşurken sarılıyor bu bana. ben ailem görecek diye tırsıyorum bi yandan. bu beni yere çekip öyle sarılıyor. hatta öpüşmeye başlıyor. dili bi garip yalnız. dilinin ön tarafında, dilin içine yerleşmiş dikdörtgen şeklinde sert bişey var. adam beni öpüyor ama ben hala "bu dilindeki ne lan" diyorum kendi kendime. "işte artık düştün elime" diyorum adama bakıp :) bi yanyan da aileme bakıyorum gördüler mi diye. sonrasını anlatmayayım, erotik kategoriye girer :) çok şükür ki porno sayılacak şeyler olmadan uyandım :)) yada oldu da hatırlamıyorum.

durduk yere niye böyle bir rüya gördüm anlamadım. üstelik sinir bi durum. şimdi pis herif seksi birine dönüşecek gözümde. umarım karşılaşmayız uzun bir süre.

3 Ağustos 2012 Cuma

burkulma

bugün biraz uykusuzdum. gözlerimi açamadım öğle saatlerine kadar. bi de saçları kestirdim öğlen arada :) ama az daha uyuyordum traş olurken :)) saçlar yine kısacık oldu. bıyık, kirli sakal ve kısa saç üçlemesini çok seviyorum sanırım. hem kendimde, hem başkasında :)) 

öğleden sonra gergin bi toplantı sayesinde uyandım :) iş çıkışı da bizim ekipten bi arkadaşa iftara davetliydim. aslında 2 yıldır çalışıyoruz ama ilk defa aile ortamını gördüm. evin iç tasarımına seçtikleri renklere mobilyalara perdelere bittim. aslında çok düşkünü değilim bu işlerin ama bu ev de çok güzeldi ya. ben de ara ara düşünüyorum yenilesem mi salonu diye. hani parasını geçtim bunun için mağaza mağaza dolanmak ve o taşıma zahmetleri falan acaip gözüme geliyor.

bu arada bugün akşam arabaya binerken sağ ayağım burkuldu. nasıl bi acıdır bilenler bilir. bi 5 dk arabada koltuğu yumrukladım. şuan iyiyim. tabii sabaha şişmiş görürsem şaşmam. yine de krem falan süreyim ben uyumadan.


neyse, yatayım. iyi geceler.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

tazelenme ihtiyacı


geçen hafta verimsiz bir haftaydı açımdan. iş konusunda yani. ama spor yapmak konusunda çok iyiydi. üzerimdeki hamlığı attım diyebileceğim kadar çok spor yaptım. aslında elimden geldikçe haftada en az iki kez spor yapmaya çalışıyordum. ama otellerde böyle sırılsıklam terletecek düzeyde bir spor yapmak zor. bi de spor kafamı boşaltmam için de iyi oluyor.

haftasonu dostlarla iftar yaptık. daveti itirafı yaptığım dostum yapmıştı. hatta bu seferki organizasyonun sorumlusu da oymuş. güzeldi, güldük eğlendik. sarıldım hepsine doya doya. tabi itirafta bulunduğum dostuma daha dikkatli ve az sıkı sarıldım. nolur nolmaz. beni yanlış anlayıp, benden korkacağı bir duruma sebep olmamak lazım.

bugün yakışıklıyı gördüm bi de. o beni görmedi. bişey alıp eve dönerken evinin önünden geçtim arabayla. oralarda olabilir diye bakarken eve doğru yürüyordu. garip oldu içim. ama yapacak bişey yok dedim kendi kendime. eve geldim. biraz daha düşündüm. sonra hata ettiğimi anladım. geçmiş bitmiş bi durumun beni bu kadar etkilemesine müsaade etmemek lazım sonuçta. haberler, müzik, film derken geçti. 

aslında çok garip bişey insanın bazı şeyleri geçmişte bırakabilmesi. hem rahatsız ediyor insanı kolay unutan basit biriymişim gibi, hem de güven veriyor gelecek adına. bugün daha çok güven verdi. ben geçecek demiştim, geçiyor işte. daha da mutlu olacağım günler de gelecek mutlaka. bu konuda kadere güvenim tam :) tabi ben de elimden geleni yapacağım bunun için. bunun için derken sadece aşk sevgi anlaşılmasın. insan bunlar olmadan da çok mutlu olabiliyor sonuçta. şudur diyeceğim bişey yok aklımda ama sanırım bana beni iyi hissettirecek bir yenilik lazım. gittiğim salondaki yoga plates kurslarına katılabilirim ya da üniversitede ders verebilirim mesela. haftada bikaç saat. asistanlık günlerimde nefret etmiş olsam da şimdi acaip rahatlatıcı olabilir haftada bi iki saat farklı yüzler görmek. tabii bu seçeneği çok daha ciddi düşünmem lazım. uzattım bu defa. ama sanırım dertleşmiş gibi oldum. dinlediğiniz için teşekkürler :) ve herkese iyi geceler ;)

foto= mutfakdefteri.com

24 Temmuz 2012 Salı

oruç deneme 1 2

yine uzattım arayı. acil bi seyahat etmem gerekti. işle ilgili. yorucuydu ama döndüm haftasonunda. onun dışında değişen birşey yok hayatımda. itiraf sonrası dostumla da muhabbetim de azalma ya da bozulma olmadı. bu anlamda da rahatladım. iyi gidiyor hayat şimdilik.

bugün oruç tutmayı deneyeceğim. kalkıp hafif bişeyler yedim. bol bol su ve çay içtim :) sanırım en çok buna ihtiyacım olacak. 

bi de annemin yeni bir atağı var şu ara. bi kız bulmuş. bilmem kimin nesiymiş. facebook'tan zorla bi kıza baktırdı bana :) beğendiysen gel görüş tanış diyor. yorum yapmadım. "yoğunum şu ara, bakarız" diye geçiştirdim. güzel düzgün bi kız görebildiğim tek resimden anladığım kadarıyla. ama ben böyle tanışların içinde olduğu, bi buluşmanın bile evlilik detaylarına dönüşebildiği bir buluşmaya cesaret edemem şu ara. istanbul ve ben, iyiyiz şimdilik.

10 Temmuz 2012 Salı

yeni arkadaşlarım

geçen anlatacaktım yarım kaldı. şu iş seyahatimde tanıştığım arkadaşlardan bahsedecektim.

sıkış tıkış bir arjantin restoranında tek başıma yemek yerken yanıbaşımda türkiye'den bahseden 4 kişilik bir grup vardı. kötü şeyler söylemiyorlardı, zaten biri kalkan'dan yeni gelmişmiş. tutamayıp, "i am turk" diye selamladım. önce gülüştük. sonra kısa konuştuk. ikisi sevgili idi. ingiliz onlar. diğer çocuk italyan, diğer kız da japon'du. ne ekip ama :) yemekten sonra bi yere gidiyorlardı davet ettiler. takıldım onlara. ne cesaret benimkisi de. enazından benim gibi biri için cesaret. muhabbetleri çok güzeldi. daha sonra da 2 kez biraraya geldik. hatta biri ev aile ortamıydı. sicilyadan çok uzakta bir italyan aile ortamı. kendimi ilk defa bu kadar rahat hissettim henüz tanımadığım insanların yanında.

benim için istisnai bi durum oldu ama güzeldi. buraya davet ettim hepsini. mutlaka geleceklerini söylediler. facebook arkadaşı da olmuştuk orada iken. ben girmemiştim bi süredir resimleri tag'lemişler, olay olmuş. arkadaşlar "ne iş" diye sordular :) 

özetle şu: samimiyetin milleti yok :)

6 Temmuz 2012 Cuma

itiraf sonrası

demin yorumları okuyunca cesaretlenip aradım dostumu. nasıl olduğunu sordum. iyi olduğunu söyledi ve asıl benim nasıl olduğumu sordu. "bilmem" dedim. istersem görüşmek istediğini söyledi. haftasonu bursa'da olacağımı ama pazar akşam dönmüş olacağımı ve görüşebileceğimizi söyledim. ekstra bişey çıkmazsa buluşacağız bakalım. 

onun dışında iyiydi son iki gün. bu akşam da çıkışta arkadaşlarla yemek yedik bir yerlerde. yemek kötüydü ama sohbet güzeldi. yurtdışından konu açılınca yemekteki bir arkadaşın yurtdışı anılarını dinledik, gülmekten gözlerimiz yaşardı. şimdi bile aklıma geldikçe gülüyorum. :))

3 Temmuz 2012 Salı

itiraf

aslında bi daha yazmam diye düşünmüştüm. bir veda yazısı bile yazmayacaktım. moralim bozuktu, çok yalnız hissediyordum, üzgündüm vesaire.

uzaklaştım biraz buralardan. uzun bir iş seyahati oldu. sanırım son 3 yıldır yaşadığım en uzun seyahatti. farklı geçti bu defa. epey bi kısmında yalnızdım. yani işyerinden birileri yoktu yanımda. haftasonları gezdim bol bol. hatta arkadaşlar bile edindim. onu ayrıca anlatırım.

dün çok farklı bir gündü, daha doğrusu akşamdı. bizim ekipten benim gibi bekar olan dostum aradı. "özledim, görüşelim" dedi. tabi böyle içten ve samimi sözler herkes gibi benim de ruhumu okşuyor. mesaiye kalacaktım, iptal ettim. hatta erkenden geldim bişeyler hazırlarım diye. geldi, hoş beş yemek derken. sohbet ettik uzun uzun. dertleştik anlatabildiğim ölçüde. muhabbetin gidişatı, yılların verdiği arkadaşlık. garip bi ortam oldu. sanki bişeyler söylememi bekler gibi bir hale girdi. "evet, camı ben kırdım" demek zorunda kalan bir çocuk gibi hissettim bi ara. sonuçta birbirimizin hayatındaki biçok şeyi biliyoruz yıllardır. ama o bişeylerin eksik kaldığının farkında. bunu da bikaç kez net ifade etmişti. 

dün akşam farklıydı bu yüzden. belki yaşadığım ayrılık, uzun süren iş seyahati falan da beni böyle bir moda soktu. "nasıl söylenir bilmiyorum" diye mırıldandım. "evet, dinliyorum" dedi. bikaç giriş cümlesi daha kurmaya çalıştım ama saçmalıyordum resmen. o an gözgöze geldik, sarılıp ağlayacak gibi oldum. o garip histen de cesaretlenerek pat diye "ben biseksüelim" dedim. gözleri irileşti önce sonra normale döndü. bakamadım zaten, tepkisini anlamak için bakıyordum gizliden. elini omzuma koydu. biraz öyle sessiz durduk. "tahmin ediyordum" dedi. böyle demesine şaşırdım biraz. soramadım sebebini hatta utandım. sustuk öyle. belki bi onbeş dakika öyle kaldık. yine o girdi lafa. "bana bu konuda güvendiğin için teşekkür ederim" dedi. zaten dolmuştum ben o ana kadar. kendimi tutamayıp sarılıp ağladım."üzülecek bir durum yok, sakin ol" dedi. sorgulamadı hiçbirşeyi, yorum da yapmadı. biraz daha durduktan sonra müsaade istedi. çıkarken "için rahat olsun, bu aramızda kalır" dedi. "biliyorum" dedim. bi daha sarıldık. sonra gitti. tabii ben uyumadım gece üçe kadar. yatakta bi o yana bi bu yana. pişmanlık değil ama hani doğru mu yaptım yanlış mı yaptım diye düşündüm.

bugün aramadık birbirimizi. muhtemelen benim rahatsız olmamdan çekindi. aslında ben hala biraz utanıyorum. hani kendinden utanır mı insan. utanabiliyormuş. yanlış bi his belki, ama bi süre böyle olacak sanki. sonrasını bilmiyorum.

bu arada istanbul'u çooook özlemişim. haftasonu da bursa yapmam lazım. annemi babamı kardeşlerimi de çok özledim. 

10 Haziran 2012 Pazar

dostlarla piknik

saat pazar'ın 7si. ama ben 6 gibi kalktım :) 
piknik yapacağız dostlarla. çoktandır ikili üçlü değil de topluca biraraya gelmek istiyordu herkes. çocuklar bebekler de olacak. ben biraz bişeyler hazırlıyorum. sonra da yoldan bi arkadaşı ve eşini alacağım.

çok güzel bir gün olacak hepimiz için. 
tavla, voleybol, ve bizim kızların değişmez eğlencesi ip atlama. 

herşeyi geçtim de çook ihtiyacım var hepsine birden yakın olmaya. bu açıdan çok iyi olacak

foto= thisisjorge.com

7 Haziran 2012 Perşembe

onsuz hayat

alışıyorum yavaş yavaş
biraz bira, biraz müzik, biraz ağlama nöbetleri.
ama sorun yalnızlığa alışmaktan çok onsuzluğa alışmak...............

bu arada iki şiir yazdım yarı ayıkken. açıp açıp okuyorum :) sanırım okudukça içim hafifliyor. kendi kendime "gerçekten sevmişim" diyorum :) hatta biraz gurur yapıp "sevginin hakkını vermişim" diyorum.

bu his acımı hafifletiyor. 
çok komik aslında. 
insan böyle anlarda ufak detaylara bile sığınıp kendini aklamak istiyor. belki o da şuan kendince sebepler bulup beni kabahatli buluyordur. 

neyse

ben onu hala seviyorum. belki zamanla hislerim azalacak ama ölünceye kadar da seveceğim. daha önce hayatıma yön veren iki insan için böyle olmuştu.
ama işte alışmak olayı zor. zaman lazım tekrar huzurlu olmak için.

2 Haziran 2012 Cumartesi

....

bitti. 10 gün oldu.

iyi olmaya çalışıyorum. iş, dostlar, aile. geçecek.
zor. çok zor.

neyse. üzgünüm sadece.


16 Mayıs 2012 Çarşamba

kir


konuştuk yakışıklıyla. tekrar tekrar anlattım gerçek durumu. karşıma tekrar çıkma ihtimali olan eski kız arkadaşımı ve bikaç kişiyi daha anlattım, gerçi çok eskiden anlatmıştım üstü kapalı. dinlerken gerildi. yüzü değişip durdu ama artık sütten çıkmış ak kaşık gibi durmak istemiyorum karşısında. ama "o...pu" gibi de hissetmek istemiyorum. şu da var, ikimizde biliyoruz ki o da benden çok farklı değil. yurtdışı ile bildiğim dönüş sebeplerinden en önemlisi bile birisi sonuçta.

neyse tüm hafta "geçmişle ilgilenmeyelim" diye motive etmeye çalıştım onu ama hazmetmesi zaman alacak. 3 kez biraraya geldik ve onlarca telefon konuşması oldu geçen hafta ama kendini tutuyor anın tadını çıkarmamak için. tam içten bişeye gülüyorken aklına anlattıklarım geliyor sanki somurtuyor aniden. o anlarda kendimi pis kirli bi adam gibi hissediyorum. en kötüsü de cumartesi oldu. kahvaltı yapmıştık sonra salona geçtik sarıldım ona. o da sarıldı sonra birden kolunu bıraktı ve hafifçe itti beni. aklından ne geçti niye öyle yaptı soramadım bile. tek yapabildiğim sinirden lavaboya gitmek oldu. ağlayacak gibi oldum, yüzümü yıkadım ve hiçbişey olmamış gibi döndüm yanına. zaten çıkmak istedi bi yarım saat sonra, ben de pazar gidecektim ama o çıktıktan biraz sonra yola çıkıp bursa'ya gittim anneler günü için.

annem, bitmeyen terketmeyen küsmeyen kızmayan aşkım. güzeldi yine aile ortamı. iyiyim şimdi. ama iş yoğunluğu var, o biraz sıkıyor. olsun, sorun iş olsun. yakışıklı biraz rahatlasın da ben mesai yaparım.

kutlayamadım, geçmiş de söyleyeyim.
tüm annelerin anneler günü kutlu olsun.

foto=flickr, libano

7 Mayıs 2012 Pazartesi

yalan

bi hafta oldu. lanet gibi bi hafta. tam işyerinde ortamı toparlayıp, işlere yoğunlaşmıştım.geçen hafta p.tesi ahmet aradı beni.istanbul'da olduğunu söyledi, blogumu ve yaşadığım durumları da bildiği için dışarıda buluşma teklif etti. tüm pazar yakışıklı ile geçirdiğim için p.tesi görüşmesek de sorun olmaz diye düşünüp ahmet'i eve yemeğe davet ettim. zaten sonrasında yakışıklıyı aradım, onun da akşam arkadaşlarıyla buluşması varmış.

neyse ahmet geldi biraz gecikmeli de olsa, sohbet muhabbet yemek derken epey eğlendik.muhabbet konularını yazamıyorum, özellikle onunla ilgili bişey yazmamamı istedi. bi ara yakışıklı aradı, balkona koştum. "nerede" olduğumu sordu. "hala arkadaşlarlayım" dedim."tamam, sonra görüşürüz" dedi. ahmet "o mu" dedi, "evet" dedim biraz utanarak. biraz daha oturup çıktı. 

saat geçti ama aradım yakışıklıyı. uykuluydu, kısa konuştu. sonraki gün aradım, açmadı. birer saat arayla iki kez daha aradım açmadı. bi daha aradım, meşgule aldı ve sonra da telefonunu kapattı. işyerini aramak geçti aklımdan ama yapmadım. sebebinin ne olduğunu düşünmeye çalıştım ama asıl durum aklıma hiç gelmedi. yarım saat kadar sonra kendi aradı biraz sinirli bir şekilde anlattı. akşam biz ahmet'le otururken yakışıklı gelmişti kapıya. arkadaşlarını erkenden ekip, mado'dan dondurma almış. ben eve gelmeden girip sürpriz yapacakmış. ama tam asansörden çıkmış kapıyı açacakmış ki; ses duymuş içeriden. anlatımından anladım ki; o an onu çook ama çok üzmüşüm. hatta eve dönmüş, ağlamış. 

üzüntüsünü hafifletmek için değil ama dürüst olmak için ona gerçeği anlattım. zaten geçmişimde özel birinin varlığını biliyordu. ama onunla arkadaş kaldığımı bilmiyordu. hiç yorum yapmadan dinledi. sonra da uyumak istediğini söyleyip kapadı telefonumu. haftasonuna kadar görüşmedik hiç. ahmet aradı tekrar görüşmek için, ama onunla da görüşmek istemedim. yoğun telefonlarım sonrası haftasonu bir kahvaltı yapabildik yakışıklıyla. toplasan 10 kelime çıktı ağzından tüm kahvaltı boyunca.

üzüldüm sebep olduğum bu duruma ama henüz izlerini silmiş değilim. keşke zamanı geri getirebilseydim. yine de henüz yumuşamasa bile beni anladığını hissettim. biraz sabırlı olmaya çalışıyorum. sıkmadan, kontrolün onda olduğunu hissettirerek. ama içim içimi de yiyor açıkçası.

28 Nisan 2012 Cumartesi

olaylı hafta


biliyorum, yine uzun bi ara verdim yazmaya. ama yazacak durumda değildim pek. tatil dönüşüm sonrası ofiste garip bi ortamla karşılaştım. dedikodu mahiyetinde şeyler olmuş. geçenlerde bi yazıda da bahsettiğim iğrenç insanın saygısız tavırlarına bikaç gün dayanabildim. sonrasını hatırlamak bile istemiyorum. iş hayatımın en sert ve saygısız tartışmasının içine girdim. tartışmanın sonunda da masama gelip eşyamı alıp çıktım. ama hem bu kadar gergin hem bu kadar hafiflemiş olduğum bi durumu yaşamamıştım. biçok insanın yapmak isteyip yapamadığı şeyi yapmıştım.

akşam genel müdür aradı, yanında da benim yöneticim vardı. durumu anlattım, anlarmış gibi yaptı ama en ufak fikrinde bi değişim olduğunu düşünmedim. ne de olsa anlamadığım bir şekilde onu hamisi gibi davranıyor. bana onu haklı çıkarmaya çalışınca "kusura bakmayın ama onu neden bu kadar koruduğunuzu anlamıyorum, sizin dışınızda herkes onun hakkında farklı düşünüyor" dedim ve daha uzatmadan sustum. aslında o an sert çıkışsa bildiğin istifa etme noktasına gelecektim ama şaşırttı beni ve sustu. sanırım haklı olduğumu düşündü bir an :) neyse, güldüğüme bakmayın. şimdi yazarken bile geriliyorum. neyseki o geceyi yakışıklı ile geçirdim de yatıştım.

işe gitmedim sonraki gün. insan kaynaklarından aradı, zaten arkadaşım. bi süre işe gelmek istemediğimi, o öküzle karşılaşmak istemediğimi ve uzaktan çalışacağımı söyledim. "tamam ben bi şekilde anlatırım" dedi, sonra da aramadı zaten. yakışıklı bursa'ya gitmemi tavsiye etti. bunu bi emir sayıp yola çıktım. surpriz oldu bizimkilere de ama cidden iyi geldi bu bikaç bana da onlara da. 

biraz önce geldim istanbul'a, yakışıklıyı bekliyorum yemeğe çıkmak için. onu beklerken olanları yazmak istedim. 

aslında başka bişey daha oldu ama onu da ayrıca anlatırım :) 

19 Nisan 2012 Perşembe

refakatçi

yazamadım.uzaklardayım yine. ama iş için değil.
yakışıklının işyerinde bi durum oldu, bi haftalığına buraya gelmesi gerekti. ben de hazır fırsat, atlayıp geldim onunla. pek birlikte gezme fırsatımız olmuyor ama güzel yine de akşamları birlikte takılmak. ben gün içinde yakın şehirlere gidip geldiğim bile oldu. yada dizi izliyorum otel odasında :) 

uzun süredir olmadığım kadar iyiyim şuanda. ama özledim evimi. 
neyse, döneceğiz iki güne zaten. 

detayları o zaman anlatırım artık :)

13 Nisan 2012 Cuma

ne görüyorsun

tumblr'da gördüm. hoşuma gitti. ama benim gördüğümden anladığımdan çok sizin aklınıza neler getireceğini merak ettim?

o zaman sorayım, sen ne görüyorsun üstteki resimde?

foto=tumblr, greenoha

11 Nisan 2012 Çarşamba

fırında tavuk


uff çok sinir oldum.

yakışıklı erken çıkmış bugün alışveriş yapmış. sonra da yemek hazırlamış, hatta tatlı bile. ben yoldayken aradı, sürpriz oldu. bi tek su kalmamış evde, onu al gel dedi. "ne hazırlamış sevgilim?" diye sordum, söylemedi. ısrar ettim. söyleymek için patavatsızlık edip "ya söyle, sevmediğim bişeyse biyerlerde atıştırıp geleyim" dedim. fırında tavuk ve pilav yaptığını söyledi. ikinci kez patavatsızlık ederek "öğle yemeğinde de aynısını yedim" dedim. ama hakkaten öğle yemeğinde aynısını yemiştim :( gerildi, kızdı biraz. hatta mır mır bişeylerde söyledi, telefonda duyamadım. "şaka yapmıştım" desem de dinlemedi, sonra kapattı. ben de aramadım. arabayı çekip markete girdim, su aldım, başka bi iki şey aldım. telefonun üzerinden 10 dk geçmişti ki yakışıklı aradı tekrardan. "gelecek misin?" diye sordu, hiçbişey olmamış gibi "geliyorum" dedim.

eve vardım, kapıyı açtı. sarıldım ama soğuktuk ikimizde. yemekte bir iki gülüştük ama ikimizde kızgın ve kırılmışız. garip bi durumdu. aynı gün içinde ikinci kez aynı yemeği yememe rağmen çok güzeldi. tatlıyı yerken tam moralimiz yerine gelmişti ki, annesi aradı. misafirleri gelmiş, çıktı o da.

demin de aradım, özür diledim. cevap olarak beni sevdiğini söyledi. keşke bunu yanyana iken yapabilseydik :(

3 Nisan 2012 Salı

güzel şeyler

ben normalde çok kolay korkan biri değilimdir. yıllardır yalnız yaşadığım için korku filmi de izlerim rahatlıkla tek başıma. yakışıklı geçen hafta sabahtan aradı beni, rüyasını anlattı. rüyada evde çok pis görünen bi adamın arkadan bana yaklaştığını, hırsız sanıp peşimden geldiğini, böyle dizi gibi bişeyler anlattı. aklım takıldı ister istemez. gece uyurken. cuma yanımda uyuduğu için sorun olmadı ama cumartesi acaip rahatsız oldum bu fikirden. bunu dile getirdim pazar kahvaltıda. pazar gece 12ye yaklaşırken geldi. ben de yeni dalmışım, uyandım kapıyı açtım o geldi diye şaşırdım. sevindim ama direkt yıkılmışım yatağa. o da gelip uyudu yanımda. dün de korkuyorum falan deyip ikna ettim. gece ev ahalisini yatırıp geldi yanıma. ben uykulu halde iken gelmesi, benimle  uğraşması, yüzümü kulağımı çekiştirmesi, saçımı okşaması, sabah da benden erken kalkıp gitmesi.. bunlar acaip hoşuma gitti. o gidince uykum kaçıyor, öyle yatakta salak salak sırıtıyorum, hatta çok geçmeden arayıp onu sevdiğimi söylüyorum :) 

hani yalnızlığın ne demek olduğunu, nasıl bi boşluk olduğunu çoook iyi bilen biri olarak bu yaşadığım şeyin değerini size anlatamam. en güzeli de bu yaşadıklarımı yapmak istediğim için değil, karşımdaki insan bana öyle hissettirdiği için yapıyorum. kısacası, aşk sevgi güzel şey. birine güvenmek güzel şey. birine sırtını yaslayabilmek, hayatındaki salak saçma sorunları dünyanın derdiymiş gibi anlatabilmek güzel şey. 

foto= tumblr, premiumm

28 Mart 2012 Çarşamba

anlatım

yine taze taze yazamadım biliyorum ama güzeldi haftasonu. tamam yalnız kalamadım hiç, kafa da dinleyemedim ama güzeldi. tam cumartesi paşa kahvaltımı yapmış, çıkıyordum ki bi arkadaşım aradı. bursa'da olduğumdan nerden haberi oldu anlamadım, görüşelim dedi. muhtemelen kardeşimden duymuştur. zaten giyinmiş çıkıyordum, onu da aldım. sakin bi yere geçtik. o kahvaltı yapmamıştı, ben çay yudumlarken o bi yandan yedi bi yandan anlattı. 6 ay kadar önce boşanmış eşinden. benim de kulağıma gelmedi bu haber, duyunca çok şaşırdım. kızı da çok iyi tanır ve severdim. ikisi de dünya tatlısı insanlar, hem huy hem görsel olarak çok yakışıyorlardı. boşanmaları şaşırtmaktan çok üzdü. çünkü geçen sene bi çocukları olmuştu, facebook'ta fotoğraflarını görmüştüm. ilk çocuğu sordum. annesinde kaldığını söyledi. ben neden boşandınız diyecek oldum ki o detayları konuşmak istemediğini söyledi. beni sordu, bi gelişme var mı diye. önce yok dedim. hani eşinden çocuğundan uzak kalan birine yalnız olduğumu söylemem mutlu eder diye düşünmüştüm ama yüzünden öyle olmadığını farkettim sonra. eve dönerken arabada, çok alakasız bir konunun ortasında birden "sana dürüst olmak istiyorum" dedim. "ne konuda" dedi. "yalnız olmam konusunda" dedim. gülmeye başladı, "vayy kardeşim benim" deyip omuzumdan sıktı biraz :) anlattım işte aşık olduğumu, çok sevdiğimi. o zaten önceki kız arkadaşımı ve ondan ayrılış sürecimi ve yaşadıklarımı kısmen biliyordu. uzun yıllardır da hayatımda onun bildiği bi kimse olmayınca habere benden çok sevindi :) mesleğini, nereli olduğunu, hatta mezun olduğu liseyi, üniversitesi bile sordu. bursalı olduğunu öğrenince sevindi yabancıya gitmiyorum diye :) tek sormadığı şey adı ve cinsiyetiydi. komik ama ben de hiç yalan söylemeden güvendiğim birine yakışıklıyı ne kadar çok sevdiğimi anlatmış oldum.

pazar da döndüm işte. bugün de erken geldim eve. yakışıklı da gelecek birazdan. birlikte yemek yapıp yiyeceğiz. sonrasında film izleriz muhtemelen. işte böyle birden güzelleşiyor hayat yeniden ya da bi yorumda da yazıldığı gibi ben ailemi ziyaret ettikden sonra iyileşiyorum :) sanırım bunu daha sık yapmalıyım :)

23 Mart 2012 Cuma

onun gibi kokmak


eve gideceğim birazdan.
yakışıklıya söyledim ama gelmek istemedi. hatta ısrarcı da oldum ama istemedi. geçerli bi sebepte söylemedi. ama hani şimdi düşününce belki bikaç açıdan iyi oldu gelmediği. benim işten ve istanbul'un karmaşasından uzakta biraz kendimi dinlemeye ihtiyacım var. hoş ailemle iken de çok yalnız kalamıyorum ama yarın tüm gün sakin bi yerlere kaçıp dinlenmek istiyorum. böyle bildiğim bikaç kuytu köşe yer var. tabii annemin kahvaltısını yaptıktan sonra :)

ama gitmeden sevgilimi bi görüp gideceğim yine de. bu ara bazen akşam 11'lere kadar işte olsam da kısa da olsa daha sık görüşüyoruz. bazen ayarlıyoruz tam ben eve girerken geliyor. hiç sohbet edecek gücümüz bile olmadan ancak sarılıp uyuyabiliyoruz. bu bile çok güzel. yatağın içinde gece uyanınca onu görmek, sıkıca sarılıp hafifçe öpüp gözlerinden dudaklarından, sonra tekrar uyumak. haftada 2-3 gece de olsa ona sarılabiliyorum. teri terime bulaşıyor. ben onun gibi, o benim gibi kokuyor bir sonraki sabah. bu tarifi imkansız bir mutluluk, bir değer. 

foto=flickr, bres

19 Mart 2012 Pazartesi

yıllar sonra


bugün çok ilginç bişey oldu. okuldan bi arkadaşımla karşılaştık öğle yemeğinde. okuldan sonra hiç görmemiştim üstelik. hakkında tek bildiğim yurtdışında yaşadığıydı.

bayağı değişmiş, saçlar dökülmüş, biraz kilo almış, tanıyamadım zaten. sadece ilk görünce "ben bu adamı bi yerden tanıyorum ama nerden" dedim içimden. güleceksiniz ama seviştiğim biri miydi diye bile geçirdim aklımdan :) o da bana bakıyordu, iyice işkillendim. o kalkıp masamıza gelirken acaip heyecanlandım hatta. selam verdi gülümseyerek. sonra "ben ....., tanımadın mı?" dedi. önce yine bağlantıyı kuramadım ama sonra "oooo" diye bi ara sesle toparlamaya çalıştım. kısa da konuştuk, tamamen türkiye'ye döndüğünü öğrendim. kimlerle irtibat halinde olduğunu sordum. tanıdık ve hala muhabbetim olan kişilerdi. telefonunu aldım, müsait bi zamanda görüşmek üzere sözleştik.

bi de bugün dışarıda bi toplantım vardı. yakışıklının ofisine yakındı. dönüşte sürpriz yapayım dedim ama telefonumu açmadı. sinir oldum :) ofise varmıştım ki aradı, biraz sitem ettim. toplantıdaymış o da, telefonda masasında kalmış. neyse, kısmet değilmiş. akşam görüşecektik, o da yattı ailevi sebeplerinden ötürü. aile demişken bizimkiler beni öldürecek yakında. gerçi yazmadım ama özel bi sebepten ötürü günü birlik bi gitmiştim şubat ayında. yine de çok oldu. bu haftasonu gitmeliyim. yakışıklıyı da götürsem keşke. bi ağzını arayım bakalım.

foto: tumblr, beardbabes

17 Mart 2012 Cumartesi

tam dayaklık

sonunda patladı  yakışıklı. birbirimize vakit ayıramadığımızı, hatta artık doğru dürüst sevişmediğimizi falan  söyledi. susmak zorunda kaldım, çünkü haklıydı. yani elimden keşke bişey gelse, eskisi kadar spora bile gitmiyorum onunla daha çok vakit geçirelim diye. buna rağmen hafta içi iki kez kısa kısa görüşebildik. 

işler rayına girecek azalacak derken, başlarının işini de yüklenmek zorunda kaldım. gerizekalı diye tanımlanabilecek ama anlamsız bişekilde kıymet gören el üstünde tutulan bi salağın işlerini. hazır bulmuşken, size anlatayım da rahatlayayım :) şimdi işyerinde bi eleman var, dünyanın etrafında döndüğünü sanan, anlamsız düzeyde bi özgüvene sahip bi tip. empati'nin i'si yok adam da. dinlemeyi bilmez, hatta hiç dinlemez, sen konuşurken "lafımı bitireyim" diye araya girer ama lafı hiç bitmez :) hani bana diş geçirebildiğinden değil ama insanlara köpek muamelesi yapıyor. konumu itibariyle böyle bi yetkisi de olmamasına rağmen yapıyor. genel müdür ile bikaç kez konuşmam da bu durumu ima etmek istesem de anlamadığım şekilde onu övmeye başladı diye sustum. muhtemelen onun dışında herkes ama istisnasız herkes rahatsız bu elemandan. bu hafta içi ben bi toplantıda ona iş çıkaracak tekliflerde bulunmuştum. o yok diye ve teklifim mantıklı diye tamam dendi. bir saat sonra pat diye geldi yanıma. "ihtiyaç nedir tam olarak" dedi pervasız bi şekilde. anlattım ama anlamamakta ısrar edince iki de bir lafımı kesince sesimi yükselttim ister istemez. millet bize bakmaya başlayınca azalttım sesimi tekrar tekrar bi embesile anlatır gibi anlattım. allem etti kullem etti, yapması gereken işin nerdeyse tamamı bana bıraktı. o an boğazına yapışıp oracıkta bi ağız  burun dağıtmak istedim ama buna bile değmeyeceğini düşünüp oturdum yerime. 

geçen de bi arkadaşım bununla 12 yıl kadar önce daha yeni mezun olduğu yıllarda çalışan biriyle konuşmuş, o zamanlarda aynı b..k olduğunu söylemiş kadın. ilginç geldi bu bana. hani daha deneyimsiz iken böyle davranışlarla bizim piyasada kalması ve daha önemlisi yükselmesi şaşılacak şey. bildiğim kadarıyla bi torpili de yok. tek ihtimal kalıyor geriye, o da "her işyerinde enaz bir kötü adama ihtiyaç vardır" gerçeği. bunu tahmin edemeyeceğiniz kadar başarılı yapıyor :) neyse ya, daha da anlatmayayım, geriliyorum. bu kadar da kafi bana. ohh rahatladım valla :)

teşekkür ederim beni dinlediğiniz ve lafımı kesmediğiniz için ;)

13 Mart 2012 Salı

meşgul


bunaldım diyebilirim. işten sıkıldığım nadir dönemlerden birini yaşıyorum. genellikle hayatımda bir karmaşa olduğu için iş beni dengeleyen bi unsur olurdu hayatımda ama şimdi dengemi bozan bişeye dönüşüyor.

yine istanbul'dan uzaktaydım bi hafta kadar. pazar geldim. yakışıklı ile ancak yarım gün geçirebildik. bu hafta (belki de bundan sonraki her hafta) dünden başlayan şekilde geç saatlere kadar çalışmam gerekiyor. gerçi dün gece saat 11 gibi tekrar biraraya geldik ama romantik dakikalar yerine iş konuşmamdan sıkıldı garibim, çok durmadı gitti.zaten romantik dakikalar oluşsa bile ben de aksiyona dönüşecek cinsel arzular oluşamıyor kafam bi milyon şeyle doluyken. işyerinde pozisyonum ve iş tanımım biraz değişti. yetkilerim sabit kalsa da sorumluluklarım arttı. ki ben yarım iş çıkarmaktan nefret eden ve biraz da kuralcı ve kontrol delisi biri olarak kendime, dostlarıma ve sevgilime ayırdığım zamandan kısmak durumunda kalıyorum. bu durum aklıma geldikçe geriliyorum.

tatil planımızın bile suya düşmesi ihtimal ama şuan buna o kadar ihtiyacım var ki. hele o yanımda iken, uzaklarda iken, sadece bizbize iken. offf, tanrım ne olur bi mani çıkmasın.

neyse neyse, kötü düşünmeyeyim şimdiden. sabah sabah biraz fazla karamsarım. zaten çıkmam gerekiyor. hepinize ve tabii kendime güzel bi gün diliyorum. sakin bi gün ve sevdiklerinizle.

foto= flickr, lel4d

25 Şubat 2012 Cumartesi

bi-seks-üel


yazacağım dedim ama yazamadım.ama sanırım bi şekilde anlatmam ve yükümü hafifletmem lazım.

ben istanbul'a dönmeden bikaç gün önce korktuğum haltı yedim. hem de iki kere. yani iki ayrı akşam. nasıl yaptım bunu bilmiyorum. aklım mantığım olmuyor ilkinden pişmanlık duymadan bi sonraki akşam yeniden aynı şeyin olmasını. kaç gündür acaip rahatsızım kendimden, kendi kendime söylenip duruyorum. istanbul'a gelip ona ilk sarıldığımda da şuanda da o utancı taşıyorum.

aslında belliydi böyle olacağı. kızın tavrından benim yüz vermemden içkiyi fazla kaçırmamdan. şimdi tek yaptığım susup unutmaya çalışmak. 
asıl zor olan şu.. birini severken aldatabildiğimi öğrendim. bu konuda kendime çok güvenen biriyim normalde. ama anlamadım gerçekten geldiğim noktayı.

şunu da farkettim. bedenim kadın tenini kadın vucudunu özlemiş. çünkü iki akşam da basit bi seksten fazlası oldu. bu hep korktuğum şey zaten hayatımda. hatta arada derece kalmama sebep olan şey bu. bir kadınla iken erkek tenine duyacağım özlem yada tersi durum yani şuanki durum. çok isterdim ya tamamen heteroseksüel olmayı ya da tamamen homoseksüel kalmayı, kadınlara hiçbirşey hissetmemeyi. hani "biseksüel diye bişey yoktur" diyenlerin haklı olmasını çok isterdim.

genel konulardan kendime döneyim ben. neyse ne artık. olan oldu bi kere. bi şekilde aklımdan çıkarmam lazım kızı ve yaşadıklarımızı. hoş yakında tekrar oraya gitme durumum yada oradaki ekibin gelmesi ihtimali var ama bundan sonra daha dikkatli olacağım. hem mutluluğumuzu bozacak bişey olsun istemiyorum artık. yeterince üzüldük geçen bikaç ay içinde zaten. 

23 Şubat 2012 Perşembe

eve dönüş

geldim

yaşasın, sonunda evimdeyim. istanbul'dayım.
yakışıklı sabah geleceğimi sanıyor, uykusunu bölmemek için söylemedim.

neyse, dinleneyim ben. anlatacağım şeyler var aslında.
ama yarın artık.

18 Şubat 2012 Cumartesi

sıkıcı günler

selam herkese

ani oldu. yaklaşık bir haftadır uzaklardayım. sevgililer günü de dahil buna. hani çok önemsediğimden değil o günü ama yakışıklı ile olmak güzel olurdu. durmadan öpüşen, elinde kırmızı gül yada benzer şeyler taşıyan çiftler görmek hiç iyi gelmedi. kendimi zor attım otele. uyudum.

yoğun geçiyor günler. akşam otelde de çalışıyorum. bu arada çalıştığım ekipten biri, bi bulgar kız. garip bi yakınlaşma oldu iki gündür. hani dün akşam yemekten sonra çağırsam benle otele gelecek gibi olduk diyeyim. umarım yanlış bişey yapmam. hem zaten sevgilimi çoook özledim. gözümde tütüyor.

neyse, bugün bi yerlere kaçayım diye kalktım erkenden. biraz nefes almış olurum. hoş, yakışıklı olsa daha güzel olurdu ama. artık sonra ayrıca bi tatil yapacağız zaten. onun da takvimi netleşti zaten. dönüşte konuşacağız. burası dışında heryere giderim ben :)

9 Şubat 2012 Perşembe

stres, korku, endişe


biliyorum, kaba davrandım çocuğa.
ama bunca şeyden sonra tekrar mutlu olmayı başarmışken bunu gölgeleme ihtimali olan bişey bile beni çılgına çevirdi. bi de gizemli konuşma çabası tuz biber oldu. biraz empati yapınca onun da benim kadar risk aldığını gördüm. tabii artık out biri değilse. tanıştığım zamanlarda değildi enazından.

dün tekrar bi mesaj atmıştı. özür dilemiş, amacının rahatsızlık vermek olmadığını belirtmiş. ben de cevap yazdım bu defa. ben de özür diledim ve gerilme sebebimin hayatımdaki düzeni, huzuru muhafaza etme çabamdan ve bunun bozulması korkusundan kaynaklandığını yazdım. anlayışla karşıladı ve açıklamam için teşekkür etti son mesajında. ben bi daha da cevap yazmadım muhabbet uzar gider diye. 

şimdi biraz daha güvende ve rahat hissediyorum kendimi. 
ama acaip yorgunum bikaç gündür. dün tansiyonum falan düştü işte, eve erken geldim. sonra sevgilim geldi, yemek yaptı :) kendime gelince de evde çalışmaya devam ettim :)) 

7 Şubat 2012 Salı

rahatsız

sonunda tanıştık facebook'tan mesaj atan arkadaşla.
bugün akşam online oldu. ilk o selam versin diye bekledim. kısa konuştuktan sonra hemen hatırladım kim olduğunu. arkadaşımın da akrabası olduğunu öğrendim. 

neden bana yazma ihtiyacı hissettiğini sordum. aslında uzun zamandır profilime baktığını ancak cesaret bulup yazdığını söyledi. benimle ilgili pek soru sormadı. sanırım profil ayarlarım pek bi açıkmış millete. facebook, linkedin ne var ne yok okumuş incelemiş. o söyledikçe gerildim ben. dayanamayıp "peki ne istiyorsun benden, amacın nedir" diye sordum."hiç" dedi. bu cevapla gerginliğim geçmedi tabii. sonrasında susup bişey de yazmayınca iyice fitil oldum. "hiç ise bi daha da rahatsız etme" dedim, silip engelledim. 

aslında sert çıkıştığım için biraz korkmadım değil, tanımam etmem adamı. tensel bi münasebetimiz ve sonrasında da biraz sohbetimiz olmuştu o zaman.güvenilir biri gibi ama aradaki insan en sevdiğim iş arkadaşlarımdan biri olunca insan "acaba" diyor. neyse, adam umarım anlamıştır niyetimi. saygı duyar ve bi daha rahatsız etmez beni.

4 Şubat 2012 Cumartesi

arkadaşımın arkadaşı


facebook'ta profilim var normalde. sadece arkadaşlarıma açık ama sanırım arkadaşlarımın arkadaşları da görebiliyor bazı bilgilerimi. hatta kısıtlamaları doğru yapmadığım için paylaşmak istediğimden fazlası açıkmış onlara da. 

evvel akşam biri mesaj yollamış. "merhaba" demiş ama sonra "seninle yıllar önce tanışmıştık" yazmış. üstü kapalı laflarından anladığım biz bununla nette tanışmış hatta birlikte olmuşuz. biraz sitem bile yapmış. şaşırdım epey. tırstım da. çünkü ortak arkadaşımız işyerinden yakın olduğum biri.

asıl sorun böyle bişeyi biri neden yapar. tanıdın madem, ne diye böyle bi mesaj yazma ihtiyacı hissedersin. bi de ben bu çocuğu hatırlayamadım. biraz uzaktan çekilmiş bi gözlüklü resmi var ve başka fotoğraflarını da göremedim. cevap yazmadım önce ama dün akşam dayanamayıp kim olduğunu öğrenmek için mesaj yazdım. msn adresini vermiş cevap olarak. ekledim dün gece. ama henüz kabul etmedi sanırım. açıkçası biraz merak biraz da korku içindeyim. neyse online olsa da konuşsak, derdi neymiş anlasam.

1 Şubat 2012 Çarşamba

uykusuzluk


artık eskisi gibi rahat değil, geceleri yanımda kalamıyor. bu yüzden en çok ona sarılıp uyumayı özlüyorum. hatta bu özlemek işi bazen beni de uyutmuyor. bu gece öyle oldu mesela. yatağa girdim onbir buçuk gibi. ama kendimi çok yalnız hissettim. onu uyandırmak pahasına aradım, uykulu uykulu sesini duydum. hatta "beni çok mu seviyorsun" gibi cevabı belli ve biraz saçma sorular sordum, iki üç kez cevaplattım. uykusu tam kaçmasın diye de uzatamadım, kapadım. cep telefonumu masaya bırakırken, resimlerine bakmak geldi aklıma. telefondaki fotoğraflarına baktım. biraz hüzünlendim, bazılarına da güldüm. 

iyi mi hissettim bunları yapınca. ııı ııhh. b.k gibiyim. şuanda dünyanın biraz daha adil bi yer olmasını isterdim. sadece bu sevdiğime sarılıp uyuma mahrumiyetim için bile olsa bunu isterdim.

foto=tumblr.com

29 Ocak 2012 Pazar

tatil planları


yakışıklı ile yakın zaman için yurtdışı tatil planı yapmaya çalışıyoruz ama ikimizin de takvimi uyuşmuyor. benim iş için yurtdışına çıktığım bi zaman birlikte çıkmayı bile düşündük. ki ben böyle bişeyin olmasını hiç istemesem de. çünkü ben gidip çalışırken beyimiz gezecek gün boyu. bi de yalnız gideceğim de belli değil. o durumda zaten olay imkansızlaşıyor. biraz daha bekleme kararı aldık. onların projesinin takvimi bikaç hafta içinde daha da netleşecek. o zaman tekrar düşüneceğiz. 

ama gelecek haftasonu için hava biraz daha iyileşirse yakın bi yerlere kaçalım diyoruz. hem bi tazelenmiş oluruz olanlardan sonra hem de bu yoğun iş gündeminin ortasında biraz rahatlarız. bi de bursa olayı var. kaç haftadır gidemedim eve. kıyamet koparıyor annem. bu hafta niyetlendim ama havalar bozunca vazgeçtim. onu da bi şekilde halledeceğim ama ne zaman bilmiyorum. 

 neyse ben mutfağa geçeyim. yakışıklıya yemeğe yardım edelim. yoksa bi saat söylenir :)

22 Ocak 2012 Pazar

teşekkür yemeği


dün akşam şu yakışıklının arkadaşını davet ettim yemeğe. şu beni arayıp bazı durumları anlatan kız vardı ya. bunu nasıl yaptım bilmiyorum ama kıza karşı kendimi borçlu hissediyordum. yaptığı şey büyük cesaret gerektiren bişeydi. yakışıklının dostluğunu da kaybedebilirdi. 

davetime evet yanıtını aldıktan sonra aradım yakışıklıyı. alışverişe çıkmış ailesiyle. onları eve bırakıp sonra kızı alıp geldi.  ben yemeği hazırlamıştım o arada. yedik. konuşurken önceleri utansam da sonra rahat oldum. benim eğilimlerimi yada cinsel dünyamı birinin bilmesi düşündüğüm kadar korkunç değilmiş. yakışıklı gelip sarıldı bi ara, hatta yanağımdan öptü. o anlarda utandım tabii :) sonra birlikte çıktılar çok geç olmadan. 

sabah da kahvaltıya geldi sevgilim. elinde simitlerle, poğaçalarla. kahvaltımızı yaptıktan sonra temizlik yaptık biraz. ama derin bi temizlik oldu. tek başıma girişemiyordum bi türlü. iki kişi 3 saat içinde çabucak bitti. biraz önce çıktı. ben de birazdan çıkarım. arabadan garip bi ses geliyor, gidip ustaya göstereyim gün bitmeden.

photo=techcoquette.com

17 Ocak 2012 Salı

eyvah

geldi


dokundu, öptü, öptü, öptü.


dizimin bağlarını çözdü.


kendime verdiğim sözü çöpe attı.


tenimde biriken arzuları da aldı üstümden.

.......
sanırım yeniden aşık oluyorum.

14 Ocak 2012 Cumartesi

uyandırma

bugün geç uyandım. ama işlerim vardı. eve getirdiğim işler. açtım onları inceledim 5-6 saat kadar. evde sıkılınca dışarı attım kendimi. hazır çıkmışken yemeği halledeyim dedim. ordan da arkadaşımı aradım, müsaitse çayını içmek istediğimi söyledim. bi saatte orada geçmişti ki; yakışıklı aradı. yemek ısmarlamak istemiş bana, ben biraz erkenden o işi hallettiğimi söyledim. yine susunca "ama sen yemek yerken tatlı bişeyler götürebilirim yanında" dedim. çocuk gibi sevindi koca adam :) ben direkt söylediği yere gittim. o benden önce oradaydı, siparişini bile vermişti. 

garipti tavırları, gereğinden fazla mutlu. sormayayım diye direndim ama dayanamadım. "hayırdır noldu, ağzın kulaklarında" diye sordum. arkadaşıyla görüştüğünü söyledi. şu telefonunda benim numaramı çalıp arayan ve durumu anlatan kız var ya. onla işte. "ne konuştunuz ki" dedim. "hiç. havadan sudan. biraz da senin hakkında konuştuk" dedi gülümseyerek. muhtemelen herşeyin yoluna girdiğini falan konuşmuşlardır diye düşündüm. bi de aklıma dün gece aldığım karar geldi. hani bu kararı ona söylememi gerektirecek bi durum yok ortada. ama bi şekilde anlayacak onunla sadece dost olarak kalmak istediğimi. 

aslında benim için de çok garip bi durum. içimdeki sevgi ve arzular hala kocaman iken onunla nasıl dost modunda kalabileceğimi hiç düşünmedim. onu görünce hala dudaklarına yapışasım geliyorken bu iş nasıl olacak cidden bilmiyorum. ama yaşadıklarımızı, olanları ve şuanki şartları düşününce devam edemeyeceğini etse bile ikimize de zarar veren bi ilişkiye dönüşeceğini anladım. mesele yakışıklının annesinin tanıdıklar üzerinden anneme laf ulaştırması değil, iki kez bu konuda teminat verdiği için korkum yok. aldığım kararın bununla ilgisi yok. zaten annesi öyle benim annem gibi çok konuşkan biri değil, çok düşük bi ihtimal için içimdeki hisleri çöpe atacak bi adam değilim ben. asıl mesele bizim ne kadar biz olabileceğimiz konusu. o şuanda tekrar olabilirmişiz hayalini yaşıyor. o kadar yorgun ki, bu mutluluğunu bozmak bile istemiyorum. ama onun hayalinin içinde bana dokunmak, benle sevişmek, bana sarılıp uyumak da var. farkındayım. aslında bu benim şuan dünyada en çok istediğim şey ama şu şartlarda bunları yapmak bizi dost & seks partner karışımı bi pozisyona sokacak. en sevdiğim adamı bu şekilde bi yere koymak beni çok kötü hissettirecek. neyse, şu olacak bu olacak korkuları yerine biraz akışına bırakmalıyım gidişatı. zaten çok da planladığım gibi gitmiyor hayat.

olmuyor

söz verip de ilgilenmiyormuş gibi oldu ama iki akşam da geç çıktım. o vakitten sonra da görüşelim diyemedim evindeki durumları bilemediğim için. ancak gün içlerinde bikaç kez telefonlaşıyoruz "nasılsın? iyi misin?" gibisinden.

bu akşam çıktım işten erkenden çıktım. tabii eve iş getirmek şartıyla :) yakışıklıyı aradım, davet ettim. o gelene kadar salata hazırlamaya fırsatım oldu. dışarıdan hazır bişeyler söyledim bi de. geldi yedik, işten falan konuştuk. biraz da geçmişten. garip oldu. tabii ben kirli geçmişimi anlattıktan geçmiş konusu açılınca utandım biraz. farketti. elimi tuttu. "umurumda değil olanlar, seni seviyorum" dedi. gülümsemekle yetindim. evdeki durumları sordum. "iyi" demekle yetindi. o sırada bana televizyonu açtırdı. gülse birsel'in yeni dizisi başlayacakmış, "izleyelim mi?" dedi. aslında ben avrupa yakası dizisini epey izlemiştim, komikti bazı karakterleri ve esprileri. merak ettim bunu da. gerçi merak etmesem de "evet, izleyelim" derdim zaten. açtım izlemeye başladık. o kıkır kıkır gülüyor her espriye, ben ancak bir ikisinde kopacak duruma gelebildim. bi yandan da gözüm saatte. reklam arası olunca sorma ihtiyacı hissettim. "ailenle sorun olmasın. hani git diye anlama ama geç kalma istersen" dedim. bozuldu sanırım. düzeltmek için bi iki şey daha dedim ama daha b..ka sardım. bana dönüp, sert bi şekilde baktı. sonra da asla ama asla beklemediğim bi şey söyledi. "korkmuyorum, bedeli neyse ödemeye hazırım artık" dedi. o an gözlerinde acıyı gördüm desem yalan olmaz. evdeki durumların iyi olmadığını anladım. kendimi daha fazla sorumlu hissetmemem için söylemese de. ondan böyle bişey duyunca sarıldım, başını omzuma koydum. öyle kaldım biraz. sonra dizinin başladığını farkettim yüzüm televizyona dönük olduğu için. tabii sesini kısmıştım konuşuyoruz diye. o omzumda uyku moduna giren adam dizinin sesini duyunca cin gibi oldu :) çok komikti. öyle başı göğsümde elim saçlarında izledik diziyi. sonra da ben kovdum daha doğrusu evine yolladım "ikimizde bi bedel ödemeye hazır değiliz" manasına gelen yuvarlak cümleler kurarak.

sonra ışıkları kapatıp biraz müzik dinledim tek başıma. yoğun bi haftaydı. her açıdan yoğundu. duygusal olarak da yıpratıcıydı. müzik iyi geldi. gerçekten ruhumu dinlendirdi. yakışıklı ile ilgili de sakince düşünme fırsatım oldu. yeniden yapamayacağımı farkettim ve kabullendim sancılı bi saat sonrası. yani onunla yeniden sevgili olamayız. ama bunu ona söyleyecek cesaretim yok, zaten iradem de yok. biraz zorlasa onla tekrar herşeyi yapmaya müsait bi ruh halindeyim. 

foto=menatplay.com

10 Ocak 2012 Salı

zeytin dalı


bugün daha salim bi kafayla konuşmak için aradım onu, hatta akşam yemeğe davet ettim. çok sevindi, sesinden anladım. ama buluştuğumuzda o kadar mutlu bi adam görmedim. hala yaptıklarının utancını taşıyordu. ama daha dengeliydik ikimiz de. kızmadan, bağırmadan, cinnet geçirmeden konuştuk. ailesine karşı durumu benim üstüme yıkmasını anlayabildiğimi, ama bunu benle paylaşmamış olmasını hala anlamadığımı söyledim yeniden. başını eğdi, tabaktaki yemekle oynadı.

"peki evde durumlar nasıl?" dedim. mutsuz olduğunu söyledi. o günden beri kardeşleriyle tek kelime konuşmadığını, odasına kapandığını, ancak "gel yemeğe", "gel çaya" gibi şeyler için annesiyle üç beş muhatap olduğunu söyledi. bikaç kez de babasının odasına gelip ağzını aradığı falan olmuş. bunları duyduğuma üzüldüm.

ben ailemle böyle bi konuma gelmek hiç istemezdim. yemekte bi ara "annen bizimkilere bişey demez değil mi" dedim. ortak tanışlar olunca ister istemez aklıma gelip duruyor ve beni korkutuyor bu ihtimal. "demez, ben konuştum" dedi.

yemekten kalkmadan sorma ihtiyacı hissettim "peki ne olacak bundan sonra" diye. "bilmiyorum" dedi önce. sonra "biliyorum hiçbişey olmamış gibi davranamayız ikimizde ama" dedi ve duraksadı. "ama ne?" dedim. "ne bileyim. tek bildiğim ben seni seviyorum" dedi. aylar sonra bu tür şeyleri duymak ruhumu okşuyor ister istemez. üstelik işe yaramaz, sadece terkedilmek için yaratıldığımı düşünmeye başlamışken. peki ben ne cevap verdim. hiç bi cevap vermedim. içimden gelmedi. bi tek çıkışta o arabasına yönelmeden "üzülme tamam. olan olmuş. keşke olmasaydı ama oldu. sen ailenle sıkıntılarını hallet. elimden gelen birşey olursa yardım etmek isterim" dedim. ama o öyle bi cevap verdi ki tutulup kaldım öyle. "sen sadece beni sev yeter". ne denir ki böyle bi sözü içten söyleyen biri karşısında. insanın varsa kızgınlığı, kini, gururu falan etkisizleşir o anda. işte o anda "seviyorum zaten" dedim. çocuk gibi sevinerek bindi arabasına.

onun bana yaptığı gibi sessiz kalmak yerine buluşmamız iyi oldu. ama kafamdaki soruya yanıt veremedim henüz. yanında olacağımı söyledim fakat bunun şeklini söylemedim. çünkü ben de bilmiyorum. artık tekrar sevgili olabilir miyiz, bunu bilmiyorum. sevgi hala var, şehvet desen çok fazla. ama olup bitenlerin götürdükleri de öyle. bugün karşı karşıya otururken bunu daha iyi hissettim. o yüzden kararsızım. belki de böyle kalmalıyım. bi karar almadan zamana bırakmalıyım.

9 Ocak 2012 Pazartesi

sapık

aramadı henüz, mesaj da atmadı. ben de aramaya cesaret edemedim. ama onun susması garip gerçekten. bu kadar ısrarla iletişim kurmak isterken, birden bire.

bu arada bi konuyu anlatmadım ben. o gün, yani yakışıklının arkadaşının aradığı gün konuştuklarımızı.

yakışıklının kız kardeşi bi akrabalarını aramak için bundan telefonunu istemiş. o sırada benim attığım mesajı kız yanlışlıkla okumuş. adımı bildiği için yanlışlıkla yolladığımı düşünmüş. o sırada da yakışıklının sıkışıp lavaboya giresi tutmuş, kız neyine lazımsa mesajlarına bakmış. adıma bir klasör içinde yazdığım mesajları görmüş. önce bi tepki vermemiş. annesine anlatmış, tabii o da babasını aramış. 2 saat geçmeden babası eve gelmiş ve kıyamet kopmuş. tabii yakışıklı benim yolladığım mesajın okunduğunu bilmediği için bihabermiş durumdan. bana "hayatımda hiiç bu kadar kötü hissetmemiştim" dedi. bi yanda anne ağlıyor, bi baba bağıra bağıra "anlat" diyormuş. o an yapılabilecek en saçma ama belki o an için en mantıklı şeyi yapmış. belki kendini kurtarmak, belki de o an ailesinin çektiği acıyı azaltmak için. benim eşcinsel olduğumu söylemiş. ona aşık olduğumu, o istemese de ısrar ettiğimi falan söylemiş. bana yardım etmek için anlayış gösterdiğini falan anlatmış. kısaca b..ku bana atmış.

tabii ailesinin şüpheleri bitmemiş hemen. ekim başlarındaki soğukluk, biraz zaman istemesi hatta dayısının rahatsızlığında kızla görüşmeleri hep bundanmış. güya ailesini daha fazla üzmemek ve şüphelerini azaltmak istemiş. hem beni sattığını, ailesinin gözünde bi sapık olduğumu bilmemi istememiş. hem de zarar görmemden korkmuş. böyle yaparak ben en büyük zararı verdiğini aklına getirmemiş bile. güçlüyüm ya, sabrederim ya, beklerim ya.

yapamadım tabii, sabredemedim, en son o akşam yemeği cinneti sonrası ilişkiyi bitiren bendim. o sırada o karışıklığın ortasında o kızla yeniden olabilir mi diye düşünmüş ama yapamamış. haftalardır bana ulaşmaya çalışmış, ama utandığı için çok ısrarcı da olamamış. artık dayanamayacak duruma geldiği için kapıma gelmiş.

sonrasını biliyorsunuz.

işte durum bu. yaptıklarını hala mantıklı bulmasam da, yaşadığı şeyin çok sıradan olmadığını kabul edebiliyorum. aynı durumda benim de benzer saçmalıklar yapabileceğimi kestirebiliyorum. bi tek anlayamadığım bunu benimle paylaşmak istememiş olması.

bi de şu var. yaşadıklarından dolayı biraz kendimi sorumlu tutuyorum. o ailesiyle yaşayan biri sonuçta. onlara bakıyor her gün her akşam. şuanda bile zor durumda olduğunu hissediyorum.

hala ne yapacağıma karar vermiş değilim. muhtemelen benim bi adım atmamı bekliyor. muhtemelen onu aramamı bekliyor tekrar kapıma dayanmamak için. ama bunu yapmak benim için de kolay değil. o kadar zaman, o kadar acı girdi ki araya. ne yapacağımı bilmiyorum.

7 Ocak 2012 Cumartesi

olmalı mı olmamalı mı?


dün işten geç geldim. duş alıp bişeyler hazırladım atıştırmalık. televizyona bakınırken kapı çaldı, "kim o" dedim yine onun sesini duydum. "biraz konuşabilir miyiz" dedi. cevap vermeden apartman kapısını açtım. o asansörde iken geçen gün yakın arkadaşı beni arayıp anlattıklarını anımsadım. o gece zaten hep kızın söyledikleri aklımdaydı. bunları gerçekten yakışıklıdan duymak istemiştim aslında. enazından yaşadığım güzel hislerin bitmesi için daha mantıklı ve geçerli sebeplerim olacaktı ve ben de daha iyi hissedecektim. asansörün kapısı açıldı, şaşırdım biraz. saçları nerdeyse kazıtmış kış günü. sakalı da saçı kadar uzamıştı. içeri geçti, oturdu. "nasılsın?" dedi. "iyi olmaya çalışıyorum" dedim. sustuk bi süre. ellerini sıkıp duruyordu. bi de dudaklarını ısırıyordu stresten. "ailen biliyor mu artık" dedim. gözleri açıldı, şaşırdı. "bana neden söylemedin bunu" dedim. cevap vermedi. "arkadaşın aradı beni, bazı şeyler anlattı" dedim. "nasıl?" dedi. bi gece dertleştikleri sırada telefon numaramı aldığını söylediğim de dişlerini sıktı, kıza sinirlendi muhtemelen. "aranız bozulsun istemem ama keşke onla paylaştığın şeyleri benle de paylaşsaydın" dedim. "ne dedi sana" diye sordu. söyledim hepsini. utandı. sustu. sustuk daha doğrusu. belki 2 dakika öyle alakasız yerlere baktık. onun yaşadıklarının da benimki kadar zor olduğunu düşündüm. gözgöze geldik bi an. o an ağlamaya başladı. gözyaşları içimi yaktı yıktı sanki. dayanamadım, kalkıp yanına oturdum. elini tuttum. gözlerime baktı, tam bi çocuk gibiydi sanki. şefkate muhtaç bi çocuk gibi. yine tutamadım kendimi sarıldım, başını tutup omzuma koydum. öyle durduk biraz, sonra da saçlarını okşadım. o an bulutlar üstündeydim zaten. ne yaptığımı bilmiyordum. o kadar özlemişim ki, sıcaklığını, ellerine saçlarına dokunmayı. başını kaldırdı. ıslak yanağı yanağıma değdi. o an heyecanlandım, ben de gözlerimi kapadım. sonra dudağını yanağımda hissettim. sonra da dudaklarımız birleşti, ipler koptu zaten. aylardır ilk defa nefes alıyordum sanki. ilk defa böyle hasretle öptüm birini. dakikalarca öptüm. yorulana kadar. o sırada telefonum çaldı, annem arıyordu. ona baktım, hatta normalde 2 dakika konuşurken uzattım biraz konuşmayı. bi yandan da ben ne yaptım ne yapıyorum diye soruyordum kendime. telefonu kapatıp içeri geldim, yakışıklı hazırlanmış çıkıyordu. "ben gideyim" dedi. bişey diyemedim. sonra "beni affet yaptıklarım için" dedi. dudaklarımı sıktım sadece. bişey demedim. tam kapıda çıkarken "seni çok seviyorum" dedi. sessizce "ben de" deyip tekrar yapıştım dudaklarına, öptüm uzun uzun. hatta öyle ayaküstü sevişecek gibi oldum ki, içimden bi ses "yok yapma" dedi. sonra geri çektim kendimi. o da hemen çıktı zaten.

öyle oturmuş onu düşünürken uyuyakalmışım. kaç gündür 4-5 saat uyku ile yaşamak zorunda kalınca insan yığılıyor olduğu yerde. sabah da geç uyandım. telefona baktım. mesaj falan yoktu. garip durumdayım şimdi. ne yapacağımı bilmiyorum. aylardır hiçbişey olmamış gibi davranmak ikimiz için de zor. hele ki onunla ilişkimizi ailesi bilirken.

foto=hercampus.com

2 Ocak 2012 Pazartesi

yılbaşı eğlencesi

yılbaşı gecesini anlatacaktım, vakit olmadı o gün.
bu sene geçen seneye göre daha kalabalık bi ekiptik. müzik de güzeldi. biraz tarzını bulamamış bi tipti söyleyen ama güzeldi yine de. halayda çektirdi, göbek de attırdı. benim sesim kısıldı yine bağırmaktan. bi de fena sarhoş oldum. bi ara durup durup yakınımdakileri yanaktan öptüğümü ve kendimi öptürdüğümü hatırlıyorum. zaten sonumu tahmin ettiğim için mekana taksiyle gitmiştim. 

gece de dostum bıraktı eve. sonrasını hatırlamıyorum :) 
geç uyandım zaten, başım kaynıyordu resmen. kahve içince kendime gelebildim. sonra da güzel güzel kahvaltımı yaptım, temizlik falan derken korka korka spora gittim. neyse ki yakışıklı yoktu, rahat rahat sporumu yaptım terimi attım.

akşam eve gelmiştim ki kapı çaldı. canım dostum elinde bi kilo dondurma. içeri girdi, "al şimdi doya doya ye" dedi bana. ben anlamadım tabii, sorunca anlattı. gece beni eve bırakırken dondurma dondurma diye tutturmuşum. artık nasıl canım çekmişse, bu da epey bi turlamış gecenin yarısı bizim buraları, açık bi pastane bulamamış. en son sızmışım arabada, o da öylece beni eve bırakmış. tabii ben bu detayları hiiiç hatırlamıyorum. neyse yedik dondurmaları, çok durmadı gitti. aslında ben bi yıl falan önce bu dostum hakkında bişeyler yazmıştım. (http://biseksuel.blogspot.com/2010/10/cldrtan-soru-homoseksuel-mi.html) dün akşam yine yazıdakine benzer bişeyler hissettim. ama garip olan şu, ben onunla yalnız kaldığımda bu hisse kapılıyorum sadece. belki de kendime bi dayanak falan arıyor bilinçaltım bu ara. çünkü geçen işyerinden o arkadaş için de benzer şüpheler hissetmiştim. sorun ben de sanırım. milletin özelini irdelemek yerine kendime baksam iyi olacak.

1 Ocak 2012 Pazar

hoşgeldin 2012

yeni yılın sizlere barış, sağlık, huzur, güven, aşk ve mutluluk getirmesini diliyorum.

mutlu yıllar