27 Mayıs 2017 Cumartesi

ten kokusu

buradan gitmek istiyorum. neresi olur bilmiyorum ama bu şehirde durmak istemiyorum. aslında yaşanacak en güzel yerlerden birindeyim ama bana dar geliyor. 

dün italyan biriyle buluştum mesela. iki kelimeden sonra şehrin kaşarlarından biriyle tanıştığını anlıyorsun. masumca görünen eve geçelim kahve yapayım napoli usülü teklifini o kahveden sonra olacaklardan dolayı reddettim. yok canım istemiyor mu, istiyor. ama başlarsam devamı gelecek biliyorum. duygusuz sex, duygusuz sex'i çağırıyor. sonunda da herkesi yürüyen g.t, p.nis ve meme olarak görüyorsun. eşcinsel ilişki de istediğim net benim. ne kimse beni bi et gibi kullansın ne de ben kimseyi. bedenime ve ruhuma saygımdan ötürü böylesi daha iyi. bi de geçen bi yerde okudum. her insanın bir kokusu var karakterini yansıtan. dokunduğumuz her tenden bize birşey geçiyor. 

iş arkadaşlarımla konser, sinema derken zaten çok da üzülmeye vakit kalmıyor bi haftadır. hatta iş arkadaşlarımdan evli olanlardan birinin bana yürüdüğünü bile düşünmeye başladım. sürekli homofobik espriler, akşamın bi yarısı arayıp "hadi bişey içelim" diye buluşmalar. ahahaha :) acayip tatlı eleman. evli olmasa ben de ona yürürdüm de o karısına ve iki çocuğuna şükretsin :) 

neyse işte str8 bi adamın ilgisi bile değerli oluyor böyle zamanlarda. değişik günler zamanlar haftalar. ama geçiyor. geçecek. off aklıma sezen şarkısı geldi. dur dinleyeyim yatmadan. linki de koyayım dinlemek isterseniz ;)

https://www.youtube.com/watch?v=1PTBH3Tk-4I

24 Mayıs 2017 Çarşamba

geriye dönüş

nerden nasıl başlayacağım bilmiyorum.
çok kötü birşekilde bitti ilişkim. saygı duyacak kadar bile birşey kalmadı içimizde. beni aldattı. daha doğrusu aldatıyormuş. eski erkek arkadaşı ve araya girenlerin sayesinde bikaç kez biraraya gelmişler konuşmuşlar. sonrasında da olanlar olmuş. gelip bana açılacak cesaretleri de olmayınca midesizce devam etmişler. akşam sarıldığım seviştiğim adam bazı günler başka bir tene daha dokunuyordu. üstelik bunu yapan çaresiz aç açıkta çirkin bi adam da değil. gayet hayatımın ortasında aldığım, varlığıyla mutlu olduğum işinde gücünde biri.

iki ay oldu herşeyi öğreneli. bi hafta o taşınana kadar birlikte yaşadık. çok zordu benim için anladım. o vakit anladım hepimiz insan da olsak bazılarımızın kültüründe bu tür şeyler çok doğalmış. şuanda eski erkek arkadaşı ile yaşıyorlar. denk geliyorum, içim acıyor. sanki kullanılmış gibi hissediyorum hatta.

hani bazen bişeye inanırsınız ve herşeyi istediğiniz gibi görürsünüz ya, benimki tam öyle oldu aslında. şüphe duymama bile müsade etmedim. ihtiyacım olan beni buralara taşındıracak bir motivasyondu belkide. neyse işte şimdi ülkemden sevdiklerimden uzakta yalnız bi hayat sürüyorum. arada gay app'lere bakıyorum düzgün konuşulabilir birileri var mı diye ama pek bişey yok. iş ev spor oldu yine hayat.

umudumu yitirmedim hala. birileri var bi yerlerde. benimle mutlu olacak birileri biyerlerde. nerde bilmiyorum ama en ihtiyacım olduğun şu zamanda bile uzaklarda.

26 Ocak 2017 Perşembe

my all.. my life

çok monoton geçiyor son iki hafta. soğuklardan ötürü sporu azalttık. ben dizilere sardım, o da sürekli oyun oynuyor. arada oyunu bırakıp gelip bir öpücük bırakıyor. sus payı :) durumdan şikayetçi değilim. ara ara oluyor bize böyle. uyuyana kadar evde yemek dışında ortak bir aktivitemiz olmuyor. iki gündür bi film izleyecektik onu bile izlerken dün uyudu. nasıl özenerek seçmiştim bi de :))

neyse bunlar ufak sıkıntılar. soğuklar, iş temposu derken normal.

ben bugün garip bişey yaptım bu arada. bugün öğleden sonra evdeydim. bilgisayarla bi ayarlar yaparken benim wifi driverı yanlışlıkla sildim. telefondan indirmeye çalıştım ama başaramadım. onun laptopı açtım. işimi bitirdim tam kapatırken şeytan dürttü. herşeyi login şekilde olduğunu tahmin ettiğim için gmail'ine girdim. son yazışmalar kontrol edildi garip bişey var mı diye, herşey gayet temizdi. bi ara eskilerden biri musallat olmuştu ona, acaba hala dadanıyor mu diye baktım. facebook'a baktım orada da bişey yoktu. bikaç yıl önceden bir iki salak yazışma vardı. yazışmalar silindi, yazışılan kişiler blocklandı bir güzel :) okuduklarımla hafif gerilmiştim ki folder'ları kurcalarken pictures altında "my all.. my life" diye bir folder gördüm. meğer bana ait ne kadar şebelek foto varsa orada toplamış. tanıştığımız günden bu güne kadar olanlar. şaşırdım, duygulandım. aradım telefonla "seni çok seviyorum" demek için ama açmadı. mesaj yazdım ona da cevap vermedi. sonra o döndü, yoğun ve uzun toplantısından sonra. onu beklerken dışarı çıktım. alışveriş yaptım. çorba yaptım sebzelerden bi de elimle pizza yaptım bi italyan'a. tabii bi de salata. pizza daha pişmeden geldi zaten, oturduk bi güzel açtık şarabımızı yedik yemeğimizi. o yorgundu biraz uzandı, ben de yanına kıvrıldım. bi saat kadar öyle sarılıp uyumuşuz. uyandık sonra o oynunu açtı oynuyor, ben film izliyorum. "room" diye bir film.

yaşadıklarımız monoton olsa bile içinde huzur olması güzel şey.

14 Ocak 2017 Cumartesi

kıskançlık

benimkinin daha öncesinde yaşadığı yere geldim ben. haliyle burada bi çevresi, arkadaşları ve ne yazık ki geçmişte bişeyler yaşamaya çalıştığı birileri var. uzun süren bişey olmasa da geçmişinden biri sonuçta bu şehirde. hatta iki kez denk geldik aynı mekanda. ilkinde gelip selam verdi adamın biri, "bu kim" dedim. ama deyişimi görmeliydiniz, bildiğin klasik türk "kim bu?". anlattı sonra. işte tanşmışlar bir ortak arkadaş vesilesi ile ve görüşmüşler 3-5 kez. olmamış ve arkadaş olalım demişler, o da olmamış. ben elemanla aynı yerde o yemeği nasıl yedim, nasıl kalktık hatırlamıyorum. ellerim titriyordu. kalbini kırmamak için tuttum kendimi, taaa ki eve kadar. evde bir güzel kavga ettim. hoş onun da değiştiremeyeceği bir durum için niye bu kadar ona atarlandım bilmiyorum. buraya geldikten bu yana o gün ilk kez ona sarılmadan uyudum aynı yatakta. ahahaha gece yarısı uyandığımda farkettim ki o bana sarılmış :)

neyse ona hassasiyetimi anlattım, kültürel ve yetişme farklılıklarını falan. dikkat edeceğini söyledi. elemanın numarası varmış, kendinde. her ihtimale binaen sildi engelledi heryerden falan. onu tanıştıran bayan arkadaşıyla da görüşmeme sözü aldım. tam eşşeğimi sağlam kazığa bağladım derken üç hafta sonra bi eğlence mekanında denk geldik elemana. benimki görmedi onu ama benim radar gözlerden kaçar mı? yanımızda başka arkadaşlar da vardı. eğlence bozulmasın diye, tepkisiz kaldım. şeytan dürttü gerizekalıyı. bizi görünce geldi yanımıza. benimki kısa kısa cevaplar verdi tam beni mutlu edecek şekilde ama eleman dönmedi kendi grubuna. beş dakika falan geçmişti, hiç olmadığım kabalıkta defolup gitmesini istedim. bir daha da sevgilimin yanında görünmesini istemediğimi falan. biraz küfür karışmış olabilir cümlelerime. bağırarak sinirle söylediğim için çok da hatırlamıyorum :) neyse söylendi möylendi ama çekip gitti gerizekalı. zaten bi yarım saat sonra da çıktığını gördüm. o an itibariyle sevgilimi de alıp sahnede dans ettim doya doya :)

bi kere de telefonunu kurcalamıştım buraya geldiğim ilk aylarda. benden önceki yazışmalarını gördüm. beni tanımadan önce olanlar, beni tanıdıktan ama henüz aramızda ciddi bir şey yokken yaptığı yazışmalar falan. bi de onlar için bi kavgamı yaptım. tüm yazışmalar ve numaralar silindi, engellendi. varsa face, instagram gibi ortamlarda ekli olanlar tamamen uçurulup engellendi. bu görevinde severek ona yardımcı oldum :)

birkaç kez de ben kıskandırdım onu. ama bilinçli olmadı hiçbiri. mesela biri bi ortamda bana dikkatli bakan bir kız yüzünden oldu. ben de o tarafa bakıyordum ama kıza değil. bakıştığımızı düşünüp bi dürttü. sonra da ortamdaki kimseyi dinlemeden, sarıldı falan. şebek ya :) 

kıskanmak ve kıskanılmak güzel şey aslında. ama işte ayarında olursa. ben bendeki kötü potansiyeli gördüm. umarım bir daha öyle durumlar oluşmaz.


7 Ocak 2017 Cumartesi

mutlu ama endişeli

en çok ailemi özlüyorum buralarda. ama ülkemin içinde olduğu durumdan ötürü zaman zaman endişelerim özlemin önüne geçiyor. istanbul'da iken ayda bir falan ziyaret ediyordum onları. enaz bir geceyi onlarla geçiriyordum, bazen onlar geliyordu. şimdi de geliyorum 2 yada 3 ayda bir ama aynı tadı vermiyor. ilk defa misafirmişim gibi hissediyorum evde. belki sebebi uzaklık, belki de biriyle bi hayat kurmuş olmamdır.

sevgilim de uzak ailesinden ama onlar bizi biliyorlar. hatta bazen gelip gidiyorlar. bir de sevimli arkadaşlarımız var. çoğu straight ve bizi olduğumuz gibi kabul eden seven insanlar. aile gibiyiz birkaçıyla. gay birliktelikler konusunda meraklı birkaç komşumuzu da saymalıyım.  

aşağılanmamak, korkmamak, korkmadan sevgisini gösterebilmek inanılmaz bir şey. ben istanbul'da da bir hayat kurmak istedim ve hayaller kurdum yıllarca ama hayallerimin içinde böyle şeyler yoktu. işte evin içinde birşeyler yaşa, belki üç beş insanla paylaş bu sırrı falan. insanın hayal kurarken bile kendine limitler koyması yada hayallerini gerçekleştirirken ordan burdan kesmesi sağlıklı değil. bir süre sonra hayattan aldığın zevk korkularının gölgesinde kalıyor. herşeyi herkesi her hareketini obsesifçe sorgular hale geliyorsun. 

keşke bizim kültürümüz ve değerlerimiz de insanların eşcinsel birlikteliği heteroseksüel birliktelik gibi destekleseydi. enazından içinde eşcinsel hisler taşıyan insanlar hislerini korkmadan yaşayabilse, çok sayıda insan hayatunda mutlu olurdu ve bu çok şeyi değiştirirdi. ülkemdeki ki benim de bir zamanlar parçası olduğum durum ile ilgili gözlemim ise şu: hayal ettiği yaşayamayan insanlar yaşadığı kirli hayatı hayal ediyor. zamanla hayaller kirlenmiş, gerçekler kirlenmiş, hisler kirli, ruh sağlığı bozuk çoğunlukla.

umarım herkesin bir çıkış yolu vardır bu çıkmazdan.

1 Ocak 2017 Pazar

yıl 2017

uzun zaman oldu buraya birşey yazmayalı. dün gece yılın ilk saatlerinde tam güzel bir yılbaşı mesajı paylaşmak için bilgisayarın başına oturdum ki, istanbul reina club'daki saldırıyı öğrendim. üzüldüm, çok üzüldüm. terör artık ülkemde sivil asker polis dinlemiyor. durakta otobüs beklerken, maçtan çıkarken, alışveriş yaparken, ya da arkadaşlarla eğlenirken ölebiliyoruz. bunu yapanları bir ırk ya da dinle ilişkilendiremiyorum. insandan çok aşağı bir yaratık sürüsü demek bile yetmiyor içimdeki nefreti anlatmaya.

ben aslında ülkemden uzaktayım bir yılı aşkın. kavga gürültü başardım bu defa. daha önce bahsi geçen italyan erkek arkadaşımla bir hayat kurduk. iş konusunda biraz fedakarlık yaptım hayatımda. şuanda çok iyi bir ünvan yada maaşla olmasa da az stresli ve esnek bir işim var. çalışma arkadaşlarım anlayışlı insanlar olunca eve daha az yorgun geliyorum. sevgilimle geçiyor zamanın çoğu. spor, film, müzik, yemek, arkadaşlarla kart oyunları, arada disco-bar.  bir de golden bi köpeğimiz var. hayattaki en büyük derdimiz onu soğuk havalarda yürüyüşe çıkarmak, ve ufak tatillerimiz sırasında onu arkadaşlara teslim etmek diyebilirim. 

ilk defa nefes aldığımı hissediyorum belki de ve tam anlamıyla sevdiğimi sevildiğimi. şimdi daha iyi anlıyorum, aşk meşk denen şey huzurun kendisi. ee tabii bu huzur öyle ha deyince gelmiyor kapına. fedakarlık lazım. taviz vermek lazım. önceden burnundan kıl aldırmayan bir adamdım ben. armudun sapı, üzümün çöpü. o kadar dön dolan, buldun mu mükemmeli diye sorarsanız. yani sevgilim mükemmel mi? bence evet :) hem görsel olarak, hem de kişilik. ama siz kesin binlerce kusur bulursunuz. ben de buluyordum başlarda. iş ciddiye binmesin diye ne detaylara takıldım bir bilseniz. herşeyime rağmen benden vazgeçmedi. ben de oturup bigün "bu detaylar ne kadar etkiliyor seni ve ona olan hislerini" diye sordum kendime. erinmedim yazdım tek tek beni rahatsız eden yönlerini bir kağıda, ve bunları nasıl düzeltebileceğimi ya da aşabileceğimi. aslında hiç önemi olmayan şeyler olduğunu gördüm ilk kez. sonra anlaşıp, ufak bir tatil yaptık. üç gece dört gün kadar çok sakin gecesinde yıldızların görünebildiği bir yerde. o ara daha net gördüm onun bana ne kadar ihtiyacı olduğunu ve beni çölde su görmüşcesine istediğini. mantıkla hareket ettim ve hayatımı değiştirecek adımları attım. tamam müthiş bir aşkla başlamadı herşey içimde ama şuan geldiğim his yoğunluğunu tarif edemem. gün içinde telefonda fotoğrafına bakarken bile gülümsediğim bir adamlayım. beni mutlu etmek için yaptığı incelikleri hiç hesaba katmıyorum. mutluyum özetle.

umarım bu arada sizlerinde hayatlarında güzel gelişmeler olmuştur. terörsüz, savaşsız, sağlıklı, huzurlu, aşk dolu bir yıl geçirmeniz dileğiyle..

10 Mayıs 2015 Pazar

yine olmadı

olmuyor, olmuyor, olmuyor.
ne yapsam, ne kadar çabalasam olmuyor.

sanki lanetlenmiş gibiyim. önce kendimi, sonra hayatımı anlamlandırmak için attığım her adım başarısızlıkla sonuçlanıyor. biliyorum hatalarımın olduğunu, vazgeçilmez olmadığımı da gayet iyi anladım. kibrim yok, gururum yok. biraz ani çıkışlarım olsa da içimde kocaman bi kalp var. bi kişiye adayabildiğim, bi kişiyle doldurabildiğim.

hergün onlarca kişiye güçlü görünüp, sağa sola akıl verip emir verip eve gelince kimsenin görmediği saatlerde küçük güçsüz çaresiz bi çocuk oluyorum. tanrı ile hiç bu kadar yakın olmadım, hiç bu kadar konuşmadım onunla. hiç bu kadar yalvarmadım.

keşke kalbi böyle mühürleyip bi sandığa koyabilsem. hayatım iş spor dostlar aileden ibaret kalabilse.

olmuyor, aklım kalbim elele verip beni sözlerimden çok kez caydırdılar. yine caydıracaklar. yine iki kişilik mutluluk hayalleri kuracağım, yine kalbim çarpacak bigün, mutlu olacağım bir süre ve en sonunda yine evimde duvarlara bakıp bakıp kendime ve hayata sitem edeceğim.

bu döngüden çıkmak istiyorum. ölüm müdür bunun çaresi? sarhoş kalmak mı? küsmek mi herkese? nefret mi beslemek herşeye?

3 Şubat 2015 Salı

bekleme modu


bekleme modundayım sanki.

herşeyi askıya aldım. iş ve spor dışında hiç ama hiç birşey yok hayatımda. işimde emeğimin karşılığını başarı olarak aldıkça hayatımın çoğunu iş haline getirdim sanırım. özellikle türkiye'de olduğum zamanlarda bazen de otellerde sıkı spor yaparak bedenimi mutlu etmeye çalışıyorum. bedenimi bilmem ama ruhumu iyi hissediyor bu. yaş ilerledikçe daha zinde olmak, daha güzel görünmek güzel birşey haline geliyor.

ama bazen bunlar yetmiyor, arkadaş ve dostlarla vakit geçirmek yetmiyor, ailenin yanına kaçıp anne yemeği yemek yetmiyor. insan sevmek istiyor, sevilmek istiyor. bi beklenti bi endişe olmadan sevmek ve sevilmek. hesap kitap yapmadan. terkedilirim korkularına kapılmadan. sanki hayat sonsuzmuş gibi ve tamamı onunlaymış gibi sevmek. 

bunun imkansızlığını en iyi bilenlerden biriyim yada bu ciddi işler benim için imkansız diyeyim. kabullendim aslında. kendimle yetiniyor gibiyim ama işte aklım karışıyor arada. acaba yine yeniden denesem olur mu diye sormaktan kendimi alamıyorum.

çok sevmek istiyorum aslında. hani iki gün sonra biteceğini bilsem bile deliler gibi sevmek, o iki güne yılları sığdırmak falan. saçma belki, ama benim hissettiklerim. 

özetle bekleme modundan çıkmak istiyorum. ama buna tek başıma cesaret edemiyorum. biri elimden tutup çıkarmazsa öyle kalacağım hep. çünkü kolay olan beklemek sonuçta.

foto: javaforlife.com

27 Eylül 2014 Cumartesi

masum değiliz


annemle babam çok farklı insanlardır. annem bir şekilde babamı kabullenmiş ve öyle sevmiş. evet annem detaycıdır, incedir. babam bazen odunlaşır ama bu annem de hiiç hayal kırıklığı yaratmaz. babam elinde güllerle gelsin gibi bir beklentisi de yoktur. imreniyorum onların bu beklentisiz sevgisine. ben ne annem gibi olabiliyorum ne de babam.

yaşadığım şeylerin bir şekilde hep son bulması düşündürdü bunları bana. bu olanlar için suçu hep başkasında aradığımı düşünmeyin sakın. benim de hatalarım var. yani aslında kişiliğimin yansıması diyebileceğim durumlar. 

mesela çok ilgili görünemiyorum. odağım çok hızlı değişebiliyor, iş çok çok öne gelebiliyor hayatımda. sevgilimi 2-3 gün ihmal edebiliyorum. mesela tatil modumda iken ailem dahil hiçkimseyi gözüm görmüyor. sanırım bu o an yaptığım işe ya da aktiviteye gereğinden fazla kendimi vermemden ötürü. yoksa hayatımdaki diğer şeylerin değeri azaldığı falan yok. 

ee bi de unutkanlık var. önemli anları falan unutuyorum artık. yaptığım hesap-kitap işlerinden dolayı sanırım ya da yaşlanıyorum ondandır.

beni biraz ilgisiz soğuk gibi gösteren diğer şey de; mesafeler. sevgiliyle aynı şehirde olmak bir avantaj. iş çıkışı eve dönerken yanına uğrayabiliyorsun, birlikte spor yapabiliyorsun, alıp bir yere gidebiliyorsun, evine geliyor, sarılıp uyuyorsun. uzak olunca bunları tek yapıyorsun haliyle. yani kendinlesin. daha çok bireyselleşiyor hayat.

işte hep bunlar bir araya gelince bana aşkla sevgiyle bakan insanı da hayatından bezdirebiliyorum zamanla. özel bir çaba harcamadan hem de. son olanlar biraz böyleydi. bu yüzden terkedildim diyebilirim.

ama şunu da belirtmem gerek. karşımdaki insan hep kendi gibi düşünmem, hissetmem, davranmam istedi. hep beni kendi ile mukayese etti. ters-empati gibi birşey. oysa benim ayrı bir bedenim, ayrı bir ruhum var. hormonlarım farklı dolanıyor kanımda. algılarım farklı. aldığım kültür, aklımdaki dünya farklı. bunlar beni karşı taraftan farklı kılıyor haliyle. sevdiğim insan benim zor zamanımda saatte bir beni arayıp soruyor iken, ben aynısı yapmayabilirim. bu ona sevgi duymadığım manasına gelmez. gelmemeli. 

kendi kendime konuşur gibi oldu şimdi yazdıklarım. özetle geldiğim nokta, "masum değiliz, hiç birimiz" 

21 Eylül 2014 Pazar

kendi kendime


insan ne yaparsa yapsın, nereye giderse gitsin, geçmişinden kaçamıyor.
pozisyonumdaki değişiklik nedeniyle işlerim ve seyahatlerim iki katı çıktı nerdeyse. gün içinde işlerimin insanlarla ilgili kısmını, eve gelince de kendi yapmam gerekenleri yapar oldum. çok da özel bir hayatım yok gibi. spora bile haftasonları gidebiliyorum ya da fırsat buldukça otellerin küçük spor salonlarını kullanıyorum. 

"mutlu musun?" diye sorarsanız kesin ve net bir şekilde "hayır" diyebilirim. aslında ne için yaşadığımı, hayattan ne beklediğimi bilmiyorum artık. yuvarlanıp gitmek diye bi deyim var ya, ha işte tam onu yaşıyorum. 

gel-gitler yaşadım yazmadığım süreçte. neticede yine terkedildim, unutuldum. bunu bile acı yaşamak zorunda bırakıldım. kalbi acıtan sözlerle, sitemlerle. 

en sonunda dönüp dolanıp geldiğim nokta yine aynı. evde duvara sebepsizce bakan bir adam oluyorum en sonunda. o boş duvarda görmek istemediğim anıları çevirip çevirip izliyorum her gün. ya da bazen özlem duyduğum sevgi dolu aşk dolu anları.

belki insanların istediği gibi olsam herşey daha kolay olacak benim ve onlar için. bunlar hep, ben kendim olmak istediğim için oluyor. ama ben de kabullendim sayılır. hissettiğim hayatı yaşamayacağımı kabullendim gibi. bunu eşcinselliğe olan baskı, ailemin-dostlarımın istekleri ile bir ilgisi olmadan kabullendim. sorun bende. olmuyor, yapamıyorum bir erkekle. görsel olarak tercih edilmek, arzulanmak bi yere kadar seni birine bağlıyor. iş bir hayat geçirmeye gelince ya ben ya karşı bir arıza veriyor. bunu bir kadınla başarmaya daha yakınım belki de. 

şuan bir adım atamayacağım kadar belirsiz herşey hayatımda. hislerim, isteklerim, gücüm kuvvetim. biraz daha beklemek lazım. biraz daha.......................

foto: flickr, bob's afbeeldingen

7 Eylül 2014 Pazar

yazamamak

yazılacak o kadar şey var ki; neresinden başlasam bilmiyorum. 

her halukarda kopuk kalacak resmin bir kısmı. en iyisi şimdi yazmamak. aklımdakiler bütünleşince yazmak.

18 Mayıs 2014 Pazar

soma


üzgünüm. 
sinirliyim. 
kızgınım. 
hem kendime, hem de herkese. 

günlerdir olanlar, kendi yaşadıklarımı unutturuyor bana. insanlar ölüyor yok yere, adına şehit deniyor, millet avutuluyor, avunmayanlar dayak yiyor, susturuluyor. kimsenin sesi kimseye ulaşmıyor. 

yurtdışından arkadaşlarımla da konuştuğumda anladım ki durum oradan farklı görünüyor. bu denli bir baskı ve zülum olduğunu kimse bilmiyor. türkiye'yi bilip takip edenler dahil buna.

adamın biri dolamış diline "din" kavramını, bunun üzerinden çalıyor çırpıyor, kırıyor döküyor, her türlü illegal operasyonu yapıyor, kendinden olmayan herkese değil türkiye'yi dünyayı dar ediyor. biat eden herkesi de ihya ediyor. bir de algı yönetimi var ki; o daha da acı. taşeron bakan kahraman, zalim başbakan dünya lideri, olayı ise ya cia ya cemaat yaptı falan filan. aklını peynir ekmekle yemiş bi dolu insan.

inanın bu olanlar karşısında inancımı sorgular hale geldim. tanrım neden birşey yapmıyor bu olanlar karşısında. din ve islam kavramına leke getiren bu adamı ve onun gibi düşünen menfaat düşkünlerini, neden bir mucize ile durdurmuyor. yüzbinlerce mağdur insanın acısını hafifletmiyor. sanırım hayatın imtihan olması bunun gibi birşey.

umarım bu defa olayda ihmali ya da kastı olan herkes ceza görür. hem hukuk karşısında, hem de -şu dillerden düşürülmeyen- kader planında.

23 Nisan 2014 Çarşamba

akışına bıraktım

yine bir ayı geçti, son olanlardan sonra biraz sessiz kalmak istemiştim. biraz kendimle kalmak da denebilir. 

italyan'la iletişimimizi tamamen sonlandırmaya çalıştım. whatsapp'dan bişeyler yazdı, yazdıklarını yanıtlamadım, aramalarına da dönmedim. o sırada işyerinden genç bir arkadaşla yurtdışı iş gezim oldu. ona çok yakın bir şehirde kaldık bir hafta. buna rağmen sessizliğime devam ettim, görüşelim konuşalım falan demedim. işlerimiz bitince, döndüm istanbul'a, hemen akabinde memlekete gittim birkaç gün. sonrası inanılmaz yoğun iki hafta yaşadık. sabah 6da ofisten çıkacak düzeyde bir yoğunluk. sonuç ekibimin özverisiyle umduğumdan daha güzel oldu. gerçi uzun yıllardır böyle bir tempoda çalışmadığım için vücudum tepki verdi, hastalandım biraz. ilaçlarla hızlı topladım falan.

geçen hafta yine aynı yere toplantı için gitmiştim. bu defa yalnızdım, ama kafam daha rahat halde. niye bilmem ama whatsapp'dan ona lokasyon bilgisi paylaşıp yakın olmak istediğimi söyledim. sanırım tamamen vazgeçince ben de oluşan rahatlıkla yaptığım işlerden biriydi. yakışıklı ile kanka moduna dönüşen ilişkimizde de böyle şeyler oldu. 

birşey yazmak yerine aradı, bu defa açtım telefonu. konuştuk biraz. anlattıklarından sonra fazla sert bir tepki verdiğimi farkettim. bir sonraki akşam için yemekte buluştuk. eski sevgilisinin tekrar ona yakınlaşma çabası, onun tepkisi, şuanda aralarında ne olup bittiği. herşeyi konuştuk. hatta ben de duruma benziyor diye yakışıklı ile yaşadıklarımı anlattım sonu yoksa bitirmenin en hayırlı olduğunu demeye çalıştım. tabii bunu anlatırken bi beklentim yoktu. 

bana onu hayatından çıkaramayacağını ama eski şekilde de birşey olamayacağını söyledi defalarca. beni ikna etmek ister gibiydi. ben kimsenin duygularını kısıtlayan bir tavır içine girmemek için tepkisiz kaldım. tek diyebildiğim "senden çok hoşlandım ve seni tanıdığıma çok memnunum" oldu. yemekten çıktık, otele beni bırakırken arabada elimi tuttu sıkıca. sonra sarıldı, boynumdan öptü. o ana kadar normal bir arkadaş görüşmesi modum dağıldı. karşımda herşeyiyle aşık olunacak birine çok bile dayanmıştım. tam "odama çıkalım" diyecektim ki; telefonu çaldı. o konuşurken ben de duruldum. telefonunu kapatınca vedalaşıp arabadan indim. 

iki gün sonra tekrar görüştük. beni daha önce hiç duymadığım köy gibi bir yere götürdü. sanırım şimdiye kadar içtiğim en iyi şarabı tattık birlikte. hatta fazlaca tattım sanırım :) çok güvendiğim iradem zayıfladı, duygularım güçlendi. o arabada yine elimi tutup bana sarılması ile onunla sevişmeye başlamam bir oldu. hayatımın ilk arabada seks olayını yaşadım. sonrası benim otele geçtik, tekrar seviştik. sonra da sarılıp uyuduk. 

sabah ben toplantıya o işe geç kaldık haliyle. tüm gün onu düşündüm. adamı kafamda tam bitirmiş iken olanlara bir anlam vermeye çalıştım. günübirlik birşey olduğuna inanmaya çalıştım. akşam otele geçerken aradı yine, otel girişinde beklediğini söyledi. sanki kendimle kaldığımda düşünüp alacağım kararları hisseder gibi beni yalnız bırakmak istememişti. eşyalarımı odama bırakıp, kıyafetlerimi değişip bindim arabaya. evine geçtik. arkadaşları vardı evde, yemek falan yapılıyordu. daha önce tanışmadığım bi kız da gelmişti. garip bi ortamdı :) yarısı italyan, iki fransız, bi ingiliz ve bi de türk. selfie'miz bile var :)

çok geç vakitlere kadar kalamadım. sabah erkenden uçuş olduğu için otele dönüp eşyaları toplamam gerekiyordu. çıkmak için izin istedim milletten, italyan kendi bırakacağını söyledi. milleti evde bırakıp, çıktık bi on dakika sonra. ben otelin önünden geri dönecek diye beklerken, benimle uyumak istediğini söyledi. çıktık odama, sonrası malum. sanırım bir buçuk saat uyuyabildik sadece. hatta havaalanına zor yetiştik. pasaport geçişe kadar beni izledi. ben de onu. hatta sıradaki bi türk bayan olayı çaktı sanırım, gülümsüyordu bana ve ona bakarak. 

döneli 5 gün oldu. adama karşı hislerimin ne olduğunu ya da ne olması gerektiğini sorguluyorum 5 gündür. sonuçta arada kocaman bir mesafe var, kültür farkı var, vesaire. bu arada hergün yazışıyor ve konuşuyoruz. 

geleceğe dair kafamda çok bir soru yok. öyle ya da böyle yaşadığımı farkettim. biri olsa da olmasa da hayat devam ediyor. onunla ilgili de çok bi beklentim yok. sanırım arada yaşadığımız şey benim ona karşı duyabileceğim hislerimin eşiğini düşürdü. belki iyi de oldu. onun tarafında durum ne bilmiyorum. ama sürekli aklındaymışım gibi geliyor. her anını paylaşmak için birşeyler yazmasından fotoğraflar paylaşmasından öyle anlıyorum. 

aslında herşeyi irademle kontrol etmekten sıkıldım ben de. o nedenle onunla aramızda olanları akışına bıraktım gibi birşey.

16 Mart 2014 Pazar

herşeyin hayırlısı

ilk defa birşeyi aceleyle yazamadığım iyi oldu.

şubat sonu iki gün burada olacaktı bizim italyan. tek geleceğini söyleyince çarşamba günü havaalanında karşıladım. saat geç olduğu için direkt oteline bıraktım. sonraki gün akşam iş yemeği nedeniyle görüşemedik. cuma dönüş bileti alınmıştı çok önceden. öğlen yemekte görüşmek için yakına gittim ama o saatte bile toplantısı devam edince görüşemeden döndüm. olayı ya da daha doğrusu adamı fazla ciddiye aldım diye kendime kızdım, hatta sinirden ağladım. öğlen görüşemeyince beni aradı cuma saat 4 gibi. özür diledi. daha önce yaptığım haftasonunu benimle geçirme teklifinin geçerli olup olmadığını sordu. o sinirli ve sitem etmeye hazır halim bir anda yok oldu. biraz şaşkın biraz gülümseyerek, "tabii ki" diyebildim. tabii telefonda anlaşılmış mıdır bilemedim. birazdan dönüş yapacağını söyleyerek kapattı telefonu. saat 5 civarı tekrar aradı. uçakların cezasını ödeyerek pazar akşamına ötelemiş. sabahtan check-out yapmış ama bavul otelde duruyormuş. onu alıp sonra yanıma geleceğini söyledi. sevinçten halimi görmeliydiniz :) ben de otele geçeceğimi söyledim. heyecanla nasıl çıktıysam ofisten gittiğimde henüz varmamıştı.

neyse geldi, bindi arabaya. önce dışarda yemek ısmarlamayı düşündüm ama sonra kendim birşeyler hazırlarsam daha mutlu olur diye düşündüm. neyse ki dolabı daha iki gün öncesinde doldurmuştum. bi de alışveriş işkencesi yaşatmadım adama :) birlikte yemek yaptık, salataya yardım etti. çalışırken onu izledim biraz. dayanamadım, sarıldım. öptüm kokladım. o sırada biraz yakınlaştık. ama açlık herşeyden güçlü bir his benim için :) yemek sonrası sahile indik. oturup tatlı yedik biryerde. sonra tekrar eve geçtik. sonrası kendiliğinden gelişti. sabaha kadar uyanıktık sanırım :) seks ya da başka şeyler bir yana bunca zaman sonra birine sarılıp uyudum. en güzeli buydu. pazar günü haliyle biraz geç kalktık. kahvaltı falan derken, evden çıkmamız ikiyi buldu. sonrasında birkaç görmesi gereken yeri gösterdim ve derken akşam oldu. arabada öpe koklaya bindirdim uçağa.

içim ezildi o giderken. herşeyden önce çok düzgün bir adamdı karşımdaki. yalansız dolansız, dümdüz bi adam. 

bi hafta hergün nerdeyse hergün konuştuk telefonda. sonra birkaç gün sessizlik oldu. ben aradım, endişelendiğimi, ve özlediğimi söyledim. bi sorun olmadığını söyledi ama ben garip birşeyler olduğunu hissettim. ama üstelemedim. çarşamba günü kendi aradı ve bana eski erkek arkadaşının tekrar hayatına girmeye çalıştığını söyledi. kendi fikrini ve ne hissettiğini sordum, kararsız olduğunu söyledi. bunun manasını pekala anladım. onun vicdan azabı çekmemesi için benim bye demem gerekiyordu sanırım. bye diyemesem de kararı kendisine bıraktığımı söyleyip çok lafı dolandırmadan kapattım telefonu.

herşey o kadar hızlı oldu ki, halime acıma üzülme fırsatım bile olmadı. sadece şaşırdım. bi de yaş ilerledikçe insan taşlaşıyor bu konularda. bende de o oldu. ne mideme kramplar girdi, ne ağladım. sadece kendi adıma öyle birini kaybettiğim için üzüldüm. bi de bol bol "hayırlısı" dedim.

22 Şubat 2014 Cumartesi

sürpriz cuma


selam herkese

şuan yüzümde gülücük var çünkü bizim italyan buraya gelecek. zaten iş sebepli gelirim demişti. haftaya perşembe cuma iki gün burada olacakmış. birkaç firma ile görüşme yapacakmış. seyahatini haftasonuna kadar uzatabilirse ona istanbul'u gezdirebileceğimi söyledim. hatta otel yerine bende kalabileceğini de. planlama yapılmış öncesinde. sadece net değil diye söylememiş, dün netleşmiş. benim yakın zamanda enazından gelecek ay içinde fransa seyahat planım yoktu. onun gelmesi çok iyi olacak. gerçi detayları bilmiyorum. yalnız mı gelecek. işlerden ne kadar vakti kalacak. malum ben gecelere kadar otelde çalışmak zorunda kalıyorum bazen.

neyse, pozitif düşünmek istiyorum şimdilik. enazından iki akşamı da birlikte geçiririz diye varsayıyorum.

dün o aramadan önce daha ilginç birşey oldu. sabahtan yurtdışı bir şirketin iki elemanı ile toplantı vardı. alakam yok ama son dakika çağrıldım. toplantıda sunulan konularla en çok ilgili de ben oldum. bitiyorum gamsız telaşsız çalışma arkadaşlarıma zaten. neyse o ayrı bir sitem yazısı konusu. toplantıdaki elemanlardan biri yunanistanlıydı. muhtemelen yaşı 30 yada az altında, boyu benden bir 10 cm falan uzun, epeyce kaslı, kirli sakallı, porno filmlerden fırlamış gibi bir tip :) aklım başka işlerle ve bi kişiyle meşgul olduğu için önemsemedim önce. bi de sonuçta iş ortamı.

toplantıda sigara arası verildi, ben e-maillere bakmak için kaldım toplantı odasında. diğer arkadaşı çıktı ama o da kaldı benimle odada. sonra dışarı nasıl çıkabileceğini sordu, birlikte çıktık. biraz muhabbet ettik birkaç cümleden sonra iş dışında şeyler konuşmaya başladık. yunan ve türk toplumunun benzerlikleri. yemek kültürlerimiz, aile yapılarımız falan. bir ara evli olup olmadığımı sordu. meğer dertliymiş bu konuda. ailesi bu günlerde ona yoğun baskı yapıyormuş ama o istemiyormuş, evlenmeyecekmiş. niye evlenmediğimi falan da sordu. aslında sevmem böyle tanımadan etmeden patavatsızlıkları ama misafir diye birşey diyemedim. biraz da aşırı seksi olmasının da etkisi olabilir :) toplantı bitti yemek için çıkarıyorlar iken yanıma gelip öğle yemeği için beni dışarıya davet etti. müdür falan da varken sadece beni davet etmesine şaşırdım ne diyeceğimi bilemedim. öğle arada bakmam gereken işler olduğunu söyleyip ektim elemanı. çıktılar sonra. iş için mi yaptı, asıldı mı anlamadım tam :S
aslında elemanın kartvizitini masamda duruyor. şeytan diyor ki ara, neymiş derdi isteği öğren :)) hahaha. gerçi dünden geri dönmüştür ülkesine belki de. neyse, zaten aramam gereken kişi başka.

herkese iyi haftasonları

foto: menatplay.com

18 Şubat 2014 Salı

sanal sevgililer günü

14 şubat ve benzeri gün gecelerden nefret ederim aslında. ama sırf geyik olsun diye iş çıkışı bekarlar yemeğe gittik. her tarafımızı saran sırnaşık sevgililere, yapmacık tiplemelere rağmen bol kahkahalı bir muhabbet ettik. akşam 9 gibi eve geldim. aklım hem biriken işlerde hem de bizim italyandaydı. hani günün anlamına uyacak kadar özel bi şey olmasa da aramızda, bi telefon bi mesaj beklemiştim tüm gün. saat dokuz buçuk gibi telefonum çaldı. o sırada duşta idim. yetişemedim. sonra ben aradım ama meşguldu telefon. neyse bekledim biraz. sonra o aradı tekrar. uygunsam skypedan arayacakmış. ok dedim, skype'i açtım tabletten. bi açtım ki ne göreyim. karşımda bir yığın insan. hepsi eve doluşmuşlar eğleniyorlar. önce utandım biraz. herkes tek tek bana selam verince garip hissettim. özel biri gibi :) hatta haber sprikeri gibi falan :))
sonra ayrı bir odaya geçti. biraz konuştuk. ruhumu okşayan şeyler söyledi. sevmek dışında her kelimeyi kullandı. "keşke burada olsaydın, herşey farklı olurdu" deyince. "ne gibi" diye irdelemek ihtiyacı hissettim. detay vermedi ama anladım ne demek istediğini. bu sırada arkadaşları gelip gelip bişey soruyorlar elemana. benle ilgisi yok tabii. mutfakla ilgili şeyler sanırım.fransızca olunca muhabbetleri anlayamıyorum haliyle. gitmesi gerektiğini söyledi. kocaman bir öpücük kondurdu tabletine :) gülümsedim, daha bişey diyemeden "hayatımda olduğun için mutluyum" dedi. şaşırdım. sonuçta dünyanın bi ucunda bi adam daha pek de tanımadığı birine "hayatımdasın" diyordu. "ben de" diyebildim. sonra kapattık gitti.

bir saat kadar sonra whatsapp'da bir fotoğraf. eline çikolata sosu gibi birşeyle adımı yazmış, onun fotosunu çekip yollamış. hem komik, hem de güzel. ben de gülümser gibi yapıp simpson pijamalı mayışık halimi fotoğraflayıp yolladım. sonrasını hatırlamıyorum, uyumuşum :)

sabah uyanınca gördüm cevabını. daha doğrusu cevaplarını :)

hayatımın ilk sanal 14 şubat'ını yaşamış oldum böylece. sırada sanal seks, sanal kavga falan var sanırım :D

7 Şubat 2014 Cuma

italian job

selamlar herkese

2014 çok yoğun başlamıştı. yılbaşından bu yana acayip yoğun. çoğunlukla yurtdışında idim ve tamamen yalnız. işler yoğun olunca çoğu akşam uyuyana kadar otel odasında çalışarak geçiyor. çok az da olsa gezip dolandım. ocak ayının ortası, fransa'da idim. nasıl cesaret ettim bilmiyorum ama bir akşam yemek sonrası dolanırken bir gaybara girdim. hayatımda gaybar ortamında bulunuşum bir elin parmaklarını geçmez normalde. ama nezih bi yerdi. oturdum, fransız aksanı ingilizce konuşan bir garson geldi, siparişimi verdim bekliyordum. o sırada takım elbiseli sakallı tipi düzgün bir adam girdi. türk sandım önce :)

yiyecek birşeyler söyledi. yanımdaki masaya oturdu. bir iki gizli gizli bakıştık ama bir yandan da cep telefonumda birşeyler okuyorum. bi ara bi ses duydum. adam bana ispanyol olup olmadığımı sordu. hayır türküm dedim. birden gülümsedi. geçen ay istanbul'a gelmiş iş icabı. türkiye'de bi distribütör ile sorunları olmuş yönetici olarak çalıştığı şirketin. anlaşmayı gözden geçirmişler ve ilişkiyi bitirmişler. yeni distribütör arayışındalarmış :) bi anda kendimi iş görüşmesi gibi bir ortamda buldum. aslında iyi para olan bir iş gibi göründü gözüme ama benim hiç ilgim olmayan bir alan diye bu konuda tanınmış bildiğim firmaları söyledim. biraz daha iş konuştuktan sonra isimlerimizi söylemediğimizi farkettik :) tanıştık sonunda. italyanmış eleman. ama şimdiye kadar gördüğüm ingilizcesi en düzgün italyan. 

benden 3 yaş büyük ama benden en az 3 yaş küçük görünüyordu. üstelik garip bi şekilde sevimli. o takım içindeki hallerine rağmen. acelem var arkadaşlarım gelecek dedi. yemeği bitirip çıktı ama bana kartını verdi. gitmeden vaktin olursa ara birşeyler içeriz dedi. yılışık olmaması, benim gibi işinde gücünde bi tip olması güven verdi. iki akşam sonra yürüyüşe çıktığımda aradım. adımı söyleyince tanıdı hemen. ben dışarı davet ettim ama o evine davet etti. normalde dolandığım yere yakındı. önce kararsız kaldım ama sonra yiyecek değil ya. gideyim değişiklik olur dedim. ama kayboldum resmen. 7-8 dakikalık yolu yarım saat dolandım. en son aradım, kayboldum dedim. tarif etti. neyse çaldım kapıyı, katına çıktım. kapıyı açınca bi köpek havlamaya başladı. şu kısa bodur sosis köpeklerden ama irice ve yaşlıca birşey. içeri aldı ama köpek hala havlıyor. ilk söylediği sakın köpeğe dokunma oldu. çok kızıyormuş. geçtim oturdum, o da kahve yaptı üşümüşümdür diye. köpek de gelip oturduğum koltuğa serildi ve uyudu. bildiğin horluyordu. bende de bir endişe, şimdi sırnaşırsa ne yapayım :) diye. konu dönüp dolandı gönül işlerine geldi. bir yandan da altta slow bi müzik çalıyor. ben durumu kısaca anlattım. o da anlattı. 8 yıllık bir ilişkisi bitmiş 7 ay kadar önce. şuan özel birşey yokmuş hayatında. aslında konuştukça aile hayatlarımız dahil bir çok ortak yanımız olduğunu gördük. ne ben ne o rahatsız edecek birşey sormadık ve yapmadık. ben iki gecedir uykusuzdum, müsaade isteyip kalktım. o sırada çok sevdiğim bir şarkı çalıyordu. ben bu şarkıyı çok severim dedim. tam da sarılıp çıkıyordum. bırakmadı birden :)) bildiğin sarılı kaldık ve şarkıda dans etmeye başladı benimle :) ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemedim. bildiğin elimi tuttu, sarıldı ve dans etti. hiç rahatsız hissetmedim, aksine başımı omzuna yasladım iyice. sanırım bi 10 dk öyle kaldık. sonrası yatak odası diye düşünüyorsunuz ama hayır. ben artık gideyim dedim. tek söylediği "seninle tanıştığıma çok memnun oldum". o gün döndüm otele ama iki gün aklımda kaldı eleman. ama bu arasın diye bekledim. haftasonu aradı. ben başka bir yere geçmiştim iki günlüğüne. dönünce aradım, tekrar görüştük. iki arkadaşı da vardı bu defa. iki kız. kızlar gelin görmeye gelmiş kaynana gibi incelediler beni :)

sonraki günler görüşemedik ama telefonda konuştuk. gitmeden kısa bi geldi otele. tam check-out yapmış çıkıyordum yakaladı. lobide görüşebildik. türkiye'ye davet ettim. mutlaka geleceğini söyledi. 

türkiye'ye vardım telefonu açtım, whatsapp'da bir mesaj. benden çok hoşlandığını yazmış. bende benzer şeyler hissettiğimi yazdım. 

o günden bu yana yazışıyoruz gün içinde, arada konuşuyoruz. hani birşey olduğundan değil ama yeniden heyecanlanmak güzelmiş.

16 Kasım 2013 Cumartesi

şerefsizlik

bugün dolandırıldım. meblağ ufak ama durum sinir bozucu. koca insanlar ne ilginç kazanç kapıları edinmişler, tahmin bile edemezsiniz. bi de bunu alıp kaçarak yapmıyorlar. bildiğiniz işyeri açmış, orada yapıyorlar. 

başka biri de aldığım bir ürün için faturayı eksik kesti. sonra farkedip aradım. "3000 yerine 1900 yazıyor" dedim ama adam pişkin pişkin "faturayı kullanacağınızı söyleseniz biz doğrusunu yazardık ama fark oluşurdu, onu da alırdık" dedi. şaka gibi insanlar. "vergi kaçırdım" demiyor, üste çıkmak için de tam fiyat fatura için ekstra para istiyor. bu insanların kontrolsüz yaşadıklarına emin oldum. esnaf odaları, başka kuruluşların hiçbir düzenlemesi denetimi yok. şaştım kaldım.

yine biz eğitimliyizi, bilmeyen anlamayan insanlara neler yapıyorlardır kimbilir.
neyse, bu kadar şerefsiz arasında yaşadığımıza şükretmemiz gerekirken ben neler diyorum ki.