bitti.....................
saat 3 gibi ankara'ya vardım dün. pastaneden ufak bi paket yaptırıp geçtim evlerine. tabi kalbim duracak gibi. çaldım kardeşi açtı, kendimi tanıttım ama direkt tanıdı zaten. "ahmet evdemi" diye sorarken anneside geldi kapıya. "işi vardı, dışarı çıktı" dedi. ısrarla içeri girmemi istedi. bende yalan söylemek zorunda kaldım. telefonumu ankara'ya gelmeden çaldırdığımı, gelmişken ahmet'ide onlarıda görmek istediğimi ama numara olmayınca direkt geldiğimi falan söyledim. kardeşi aradı o sırada abisini. "abi bi misafirin var, bak veriyorum" deyip elime tutuşturdu. o an kalbim durdu sandım. "aloo" diyebildim sesim titreye titreye. "aliiii" diye şaşırdı o da. "ankara'ya gelmiştim. senide göreyim dedim ama evde yokmuşsun." dedim, sustuk sonra. niyeyse bilmem o an sitem olsun diye belkide "ben çıkarım birazdan, sen programın varsa bozma" dedim. "hayır. gelmişsin madem görüşelim" dedi. biraz işi varmış. onu halletmeden gelemezmiş. saat ve yer verdi. bende "işim var" deyip kalktım evlerinden ve onlara yakın oturan şu dindar arkadaşıma geçtim. tabi ben farkında değilim rengim benzim atmış. kapıyı açınca sarıldı bana, o an bırakmak istemedim onu. o kadar dolmuştumki o an gözlerim doldu ama zor tuttum. bi sıkıntımı var diye üsteledi yok dedim. sonrada biraz uzan dinlen dedi, yemek falan hazırladı. ordanda çıkıp ahmet'in dedği yere gittim o saatte. oturuyordu, beni görünce kalktı yerini göstermek için. oturdum yanına. bi yabancı gibi. sustum önce. birimiz konuşmaya giriş yapsın diye. o girdi lafa sitem ederek. "bu yaptığın hiç hoş değil" diye. zaten allak bullak aklım darmadağın oldu. ne diyeceğimi bilemedim. "bana neden böyle davranıyorsun" demekle yetindim gözyaşımı tutamayarak. ağladığımı farketti, sustu. bende sustum. üç dakika öyle masaya baktık. bu sefer ben girdim lafa. "seni anlıyorum. isteklerinide makul karşılıyorum ama bunu böyle çözmek istemen garip. benim bi insan olduğumu unutuyorsun. en önemlisi sana olan sevgime saygı bile duymuyosun" dedim. yüzünü kaldırdı biraz baktı bana, sonra o aynı şeyleri yine anlatmaya başladı. işte eşcinsellik, evlilik, toplumun yargıları, ailesinin beklentisi, günahlar falan. benim o ana kadar içimde dost kalabileceğimize dair bi umut vardı. o konuştukça onlarda kayboldu. artık içim o kadar daraldıki. birinci saatin sonunda "tamam" dedim. "tamam, istediğin gibi olsun. seni bi daha asla ama asla rahatsız etmeyeceğim. buna emin olabilirsin. herşey için teşekkür ederim. üzdüğüm içinde özür dilerim" dedim ve kalkmak için iznini istedim. o kadar serttiki bakışları, o kadar inandırmıştıki bensiz mutlu olacağına "dur, gitme" demesini bile beklemedim ondan. demedide zaten. ben tam ayağa kalktım giderken "bigün evliykende babaykende bu hislerin seni esir aldığında, yanında bunları konuşabileceğin paylaşabileceğin biri olarak kalmaktan fazlasını istememiştim senden. umarım o gün geldiğinde birini aradığında düzgün insanlar çıkar karşına." dedim. sadece gözleri doldu o an bana bakarken. dahada bakamadım yüzüne o kalabalık içinde hüngür hüngür ağlamiim diye. arabaya attım kendimi, içinde ağladım. sonra yola çıktım o lanet şehirden uzaklaşmak için. yol boyuda ağladım. boluda bi tesiste durdum bitek. elimi yüzümü yıkadım kendime geldim. gece eve vardığımda ise saat ikiydi.
eve girince aynada kendime bakıp bittiğini söyledim. "yalnızsın yapayalnızsın" dedim yüzüme bakarak. deli gibiydim gece. şuanda biraz daha iyiyim. ama kafam hala karışık. bikaç arkadaşımı arayıp eve çağırsam iyi olur sanırım.