bi sorum var.

bu satırları okuyacak kadınlara bi sorum olacak. daha doğrusu iki. ama içten gerçekten hani öyle bi durum olsa ne hissederseniz onu yazmanızı bekliyorum. cevabınız benim için önemli. hazırsanız sorularımı yazıyorum.

1. bekarsınız ve bi adamı seviyorsunuz. o da sizi seviyor. herşey çok güzel ama iş ciddiye binince gelip size en büyük sıkıntısını açıyor. size biseksüel olduğunu söylüyor. tepkinizi bekliyor. napardınız?
2. ikinci durumda evlisiniz. çok sevdiğiniz ve sizi çok seven bi eşiniz var. sizi aldatmayı aklının ucundan geçirmeyecek kadar çok seviyo. belki çocuğunuz bile olmuş. ama bigün biseksüel olduğunu öğrenirseniz napardınız? yani geçmişinden biri çıksa karşınıza yada msnde bu gizli hislerini açtığı bi sanal arkadaşıyla yazışmalarını falan gördüyseniz. napardınız eşiniz biseksüel olduğunu itiraf etmek zorunda kaldığında?

biliyorum gıcık sorular. ama cevaplarını benim koyduğum bi anket hazırlamakta istemedim. kadınların bu konuya bakışını merak ediyorum. bi de özellikle heteroseksüel erkeklere sormuyorum. biliyorum çoğu bu durumu memnuniyetle karşılar hatta grup fantezisi yapar falan :)

spor kazası

bi bu eksikti. bugün akşam sporda bileğimi sakatladım. ters bi hareket denerken oldu. ama hakettim. elemanın tekiyle sözsüz sidik yarışına girdik. bende o şişirilmiş elemana hava atacam derken olan oldu. bide işin kötü yanı çektiğim acıya rağmen önünde belli etmeden geçtim soyunma salonune. yoldada bi eczaneye uğrayıp krem ve bandaj falan aldım. biraz geçti acısı ama bileğimi dönemiyorum şuanda. ama parmaklarım çalışabiliyor gibi :)

şaka bi yana, cidden kötü oldu bu. şimdi bizim iş arkadaşlarından bir ikisi dalga geçicek, ee bende cevap veremiycem falan. bide çarşamba iş nedeniyle şehir dışına çıkıcam. umarım o güne kadar bişi kalmaz. :(

ev kızı :)

çok komik ya. 24 yaşına gelip, hala evden çıkarken izin alan üniversite mezunu kızlar var türkiye'de.

hangi kız demeyin. şu benim tavla arkadaşım. evlerine gitmiştim 3 gibi. amca ve eşi izmir'i öve öve bitiremediler. sakin yer, güzel yer falan filan diye. bide gelinlerini övdüler uzun uzun. çay sohbet bitince ben çıkmak için müsade istedim, o ara kıza sessizce "sende gelmek istersen ben biraz sahile inicem, yürürüz" dedim. "bu havadamı" diye şaşırdı. "ee nolcakki" dedim güldüm. "bi sorayım bizimkilere" dedi. ben toparlanırken o sordu bi baktım odasına koşup çantasını aldı, geldi. çıktık indik caddebostan tarafına. güya yürüyecektik sahil boyu ama epey soğuktu, hemen üşüdük bi cafeye sığındık. sohbet ettik biraz. merak ediyodum, lafı evirip çevirip hayatında biri olup olmadığına getirdim. yani direkt soramadım ama söylemesini istedim nedense. yokmuş. o da benim gibi yalnızmış. bi ara üniversitede bi erkek arkadaşı olmuş daha ilk sınıfta iken. ama çocuk olaya kötü niyetle yaklaşmış. yani o öyle diyo ama benim anladığım oğlan cinsellik yaşamak istemiş, tabi bu reddetmiş. o günden sonrada yemin etmiş okul bitene kadar bu konulara girmeyeceğine. girmemişte. dinlerken vay be dedim. bu güzel kız kaç kişiyi reddetmiştir diye düşündüm. o utangaçlığına rağmen bişeyler anlatınca benim geçmişimide sordu. üniversitede ciddi bişeyler olmamıştı dedim. kız arkadaşımı ve ahmet'i anlattım. ama çok detaylara girmeden. tabi ahmet'i bir kızmış gibi anlattım. yeni bittiğini duyunca üzüldü o da. bu ara dilime doladığım cümleyi onun yanındada söyledim "hayat devam ediyor" diye. sonra bozulan havayı dağıtmak için bikaç komik iş anımı anlattım. bikaç iş arkadaşımdan bahsettim. "vay be. ne güzelmiş" dedi. iş ortamında öyle sıcak ilişkiler oluşamadığından yakındı. bende istemdışı "bigün istersen tanıştırabilirim" dedim. "haftasonu olursa olabilir" dedi. ikinci çaylarımız bitince kalktık. geç olmadan evine bıraktım bende evime döndüm. yemek falan hazırladım kendime yedim.

bu arada akşam ahmet aradı yine. ama bu defa heyecanlanmadım. bikaç cümlede ben ettim. sonuçta onu üzmedende kendimden uzak tutabilirim diye düşündüm. bide bu kızla sohbet etmek beni iyi hissettirdi sanırım. yani hakkaten hayatın devam ettiğini hissettirdi. bakalım artık. zaman herşeyi gösterecek. kafam karışık ama geçer bu karışıklık. umarım herşey herkes için güzel olur. tabi güzel olan neyse.

foto= flickr, special

ihtiyacı olmak

ahmet en son çarşamba akşamı aramıştı beni. verdiğim sert tepkiden sonra bi dahada aramaz sanıyordum. ama bugün yine aradı. önce duymamazlıktan geldim ama ısrarcı olunca açtım telefonu. sanki beni ikna etmesini ister gibi dinlemeye başladım onu. neden bunu yaptım bilmiyorum ama onu hala sevdiğimden sanırım. konuştu yine. bana ihtiyacı olduğunu söyledi. söylediği onca şey içinde bi tek bu içime dokundu. çünkü bunun ne demek yani birine ihtiyaç olmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorum bende. yine sustum o da susana kadar. en son "bişey demiycekmisin" diye sordu. "yok, diyecek bi şeyim yok" dedim. muhtemelen üzülerek kapattı telefonu.

onu üzmek değil amacım. sadece benim ve onun için daha doğru olanı yapmaya çalışıyorum. daha doğrusu doğru olanın birbirimizden uzak olmak olduğunu düşünüyorum.

neyse işte, hayat devam ediyor. bu aralar ne kadar "hayat devam ediyor" diyorum değilmi. ee napiim, sanki rahatlatıyor bu söz. bi de insan içine karışmak iyi geliyor. birazdan şu tavla arkadaşım mühendis kızı arayacağım, müsaitse onlara gideceğim. hafta içi annesi babasıda gelecekti izmir'den. onlarıda görürüm hem. ordanda donacağımı bile bile bi sahile ineyim diyorum. denizi izlemeyi seviyorum. umarım hava biraz açar o zamana kadar.

foto=flickr, a---t

tek isteğim mutluluk

bunu sizle paylaşmak ne kadar doğru bilmiyorum. ama sen delisin diye düşünsenizde paylaşacağım.

dün ahmet aradı beni. numarasını silmiştim ama ezberimde kalmış demek hemen tanıdım numarayı. o an neler hissettiğimi anlatmam mümkün değil. toplantıdaydım zaten. o an sanki 50 tane farklı şey birbirine karıştı içimde. aceleyle dışarı çıktım, açtım telefonu. selamlaştık, sustum. özür dileyerek başladı sözlerine. yaptıklarının yanlış olduğunu geç farkettiğini, arkadaş kalmak istediğini söyledi. ben zaten ne söylediğine çok dikkat edemiyordum o anda. gözlerim dolmuştu daha telefon numarasını gördüğüm anda. böyle hani nefes alamayacak duruma gelirsinizya, böyle başınıza poşet geçirilmiş gibi daralanırsınızya, işte öyle olmuştum. sonra sustu bişey demem için ama bişey diyemedim. yani dilim yapıştı sanki damağıma. konuşamadım. sonra o devam etti yine. bikaç dakika kadar sürdü bu işkence. tekrar görüşmek dost olmak isteğini yeniledi. o an cesaret bulup içimden gelen tek şeyi söyledim ona. "şuanda tek isteğim mutlu olmak" dedim. "yani??" imalı şekilde sordu. "yani, beni rahat bırak. artık dayanamıyorum böyle şeylere, kaldıramıyorum" dedim. sanırım biraz ağır oldu bu laflarım. sadece "tamam" dedi kapattı. o dağılmış halimle işime döndüm ama tüm toplantı boyunca ona söylediğim ağır cümleden dolayı pişmanlık hissettim. gerçi onun bana verdiği acının yanında bu hafif kalır. ama öc almak için söylememiştim. o an dilime öyle geldi. hem hayatımın çok güzel anlarınıda yanında yaşadım. bu yüzden ona çok borçluyum. ama şimdi yapacak bişey yok. iki gün oldu, bi daha aramadı. sanırım bi dahada aramaz. aramasında zaten. sesini duyunca bile gözlerim doluyosa, hayata bi daha girip bi çıktığında beni ne hale getirir artık düşünmek istemiyorum.

foto=flickr,erdalito

cinsel açlık

bi itiraf ediimmi?
cinsel anlamda aylardır hayvanlar gibi açım.
hani ahmet'ten sonra işin sarılma, dokunma, öpüşme gibi duygusal boyutundan vazgeçtim zaten ama vücudumu kontrol etmekte gerçekten çok zorlanıyorum. şuanda da bu hislerimi birazcık bastırmak için bazılarınızın pek görmek istemeyeceği sitelerde dolanıp resimlere videolara bakıyorum. daha önce söylemiştim aslında pornografiden hoşlanmadığımı ama daha kötü şeyler olmasın diye özellikle böyle yapıyorum. oysa yaşım arttıkça cinsel arzularımın azalacağını düşünürdüm hep. bende tersi oluyor sanırım. bi on yıl sonraki halimi düşünmek bile istemiyorum. :))

foto=flickr, ugurhasekin

herkes aynı hayatta

öyle pazartesi sendromu olan biri değilim ama pazartesi'lerini pek sevmiyorum. sanki haftasonu işler birikiyomuş gibi bi hışımla başlıyor gün, nasıl bitiyor anlamıyorum bile. ama cidden bi pazartesi bide cumaları çok yoruluyorum. bugünde çok yorgundum çıkarken ama inat etmiştim diye gittim bugün spora. benim bankacı adamı gördüm masa tenisi oynadık. kendi programımı uyguladım geldim. şimdide dizi izliyorum. iyi bağlandım ben bu dizi olayına. sağolsun arkadaşım bana başka dizilerin sezonlarınıda verdi. gecede iki tane izlemeden uyumuyorum desem abartmış olmam herhalde :)

ama cidden güzel ya. böyle yapınca gün başlıyor ve hemen bitiyor. anlamıyorum bile. kendimi bi yatağa atarken hatırlıyorum, o şekildede uyanıyorum. telefonlada çok işim yok. bi babamlarla görüşüyorum akşamları. bide bi plan yaptım kendimce, her akşam bi sevdiğim arkadaşımı arıyorum. bazılarını uzun zamandır aramamışım bir yığın şey olmuş. tabi olanları duyunca şaşırıyorum. hani bi ben değilmişim değişen demekki. herkesin sıkıntıları varmış. hem iyi geliyor seslerini duymak, mutluluklarını yada dertlerini dinlemek. öyle işte, hayat bişekilde geçiyor. gidenin ardından durmuyor.

foto=flickr,carf

tavla, çay, sohbet ve unutmak

tam sözleştiğim saatte evlerinin önüne gittim, telefonla evi aradım. ee cep telefonu yok tabi bende. hiç bekletmeden indi, biraz tedirgin şekilde bindi araca. merhabalaştık, sonra nereye gidelim bildiği güzel bi yer varmı diye sordum. normalde pek evden dışarı çıkmadığını söyledi. biraz şaşırdım ama sonra benim bildiğim ve manzarasına bayıldığım moda'daki bi yere gittik. kahvelerimiz geldi, biraz sohbet ettik. meğer ne dertliymiş o dışarıdan güçlü görünen kız. üniversite biteli nerdeyse iki yıl olmuş, aslında akademik kariyer düşünüyomuş ama bazı durumlardan dolayı hemen iş hayatına atılmış. annesi onun okulunun son yılında ağır bir rahatsızlık geçirmiş. daha doğrusu kanser. emekli babanın maaşı yetmemiş tedavi masraflarına, kızda çalışmış ve tüm kazancını annesine harcamış. tabi bunları anlatırken hiç böyle başa kalkar gibi değildi. şuan tek üzüldüğü annesinin eskisi kadar sağlıklı olmaması ve bazen yataklardan çıkamayacak hale gelmesiymiş. ben tabii içim acıyarak dinledim bunları. o güzel teyzenin yaşadığı acıları düşününce. sonra hava dağılsın diye bi tavla istettim ve yine çok fena dağıttım kızı. sonra oyuna ara verdik işlerimizle ilgili konuştuk. söylemiştim öncedende, kız endüstri mühendisi. iyide bi yerde çalışıyor. işiyle ilgili hayatından memnun ama yüksek lisans falan düşünüyormuş. kendini geliştirmek istemesi güzel bişey. sonra benle ilgili konuştuk biraz. "aileden uzak tek başına zor olmuyor mu?" diye sordu. ne diyeceğimi bilemedim. eveleye geveleye bişeyler saçmaladım. pek inandığını sanmıyorum. muhtemelen gözümden okumuştur yalnızlığın bana verdiği acıyı. bikaç oyun daha oynadık. hatta bi ara annesi aradı izmir'den. dışarıda ve benimle olduğunu söyledi onlara. teyze selam iletti ama benim yanımda olduğunu duyduklarında tepkileri ne oldu cidden merak ettim.

son bi çayımızıda içip çıktık onun isteği üzerine. evinin önüne vardık, arabadan inerken teşekkür etti. bende teşekkür ettim tabi. sonra yüzümde muzur bir gülümsemeyle eve geldim.

dün gerçekten güzel bi gündü. samimi bi sohbetle farkında olmadan içim hafifledi. bi de üstüne bi işi için istanbul'a gelen arkadaşım aradı, hatta gece misafirim oldu. dolu dolu ve stressiz geçti saatler. bu hala kafasının bi tarafında ahmet'in şuanda neler yaptığını düşünen biri için gerçekten güzel bişey.

foto=photo.net

cesaret

hayatta yapmayacağım bişeyi yaptım demin.

canım sıkılıyodu evde. hani şu benim eski telefon numaramı almışlar diye farkında olmadan yanlışlıkla faturalarını ödemem vesilesiyle tanıştığım teyzeleri arayayım dedim. hem amcayla hem kızıyla bi tavla rövanşı yaparız hemde banada değişiklik olur diye. aslında birazda o kızı tanımak istiyorum. zeki, oturmasını kalkmasını bilen ve güçlü görünen kızlar hep ilgimi çekmiştir. o günlerde gözüm gönlüm sadece ahmet'le dolu olduğu için böyle bişeyi aklımdan geçirmemiştim. şimdi böyle bişeyi düşünmemek için sebebim yok.

işte neyse aradım demin. kız çıktı telefona. nasıl iyimisin faslından sonra anne babasını sordum. "iyiler ama izmir'e abimin yanına gittiler" dedi. uzun bi "yaaaaaaaaa" deyip duraksadım. sonra işte pek yapmaya cesaret etmeyeceğim şeyi yaptım. kıza müsaitse bi yerlerde oturup çay içmek tavla oynamak isteyip istemediğini sordum. sanırım o da şaşırdı. ama kısa bi tereddütten sonra olabilir dedi. ama evde temizlik falan işleri olduğunu söyledi. bikaç saat sonrası için sözleştik.

şaka bi yana çok garip oldum gerçekten. ne biliim, heyecanlandım. yaptığım şey doğrumu onuda bilmiyorum. hani kötü bi niyetim yok kimseye karşı. ama onu tanımanın bana bi zararı olmaz diye düşünüyorum. neyse bende yavaştan hazırlanayım. daha nereye götüreceğime bile karar vermedim. belki onun sevdiği biyer vardır oraya gideriz. bakalım artık.

foto=google images

tamam mı devam mı???

insan hayatında birinin varlığına alıştımı yalnızlık sıkıcı gelmeye başlıyor. yalnız kalma fikri bile yeterince cansıkıcı oluyor. aslında bu biraz araba kullanmaya benziyor. yani şimdi arabayı bakıma verince kafayı yiyecek gibi oluyorum. yürümeyide seviyorum ama arabamın istediğim an elimin altında olması düşüncesi hoşuma gidiyor. şimdi bana sevgili mal, sevgide sıradan bi şeymi diye sorabilirsiniz. aslında kasdettiğim bu değil sadece araba ile sevgili arasında bi benzerlik kurmaya çalıştım. lafı asıl getirmek istediğim şey şu. dürüst olmam gerekirse ve yalnızlıktan her ne kadar şikayetçi olmadığımı söylesemde hayatımda düzenli bi şeylerin olmasını çok kadar istiyorum.

yıllar önce kız arkadaşım tarafından terkedildiğim ilk günlerde yaptığımı bu sefer yapmama kararı aldım. çünkü içime kapanmanın çözüm olmadığını biliyorum. hemen birini bulayım, çivi çiviyi söker diyede düşünmüyorum. ama biraz başımı kaldırsam, çevremdeki insanları daha yakından tanımaya çalışsam fena olmaz. kimin, nerde, ne zaman karşıma çıkacağını bilmiyorum. sanırım yalnızlığa yeniden alışmadan insanlara ve en önemlisi kendime şans vermeliyim.

foto= deviantart, theflickerees

yemekteyiz

nefret ediyorum iş yemeklerinden. bi kere bigün öncesinden asla öğrenme şansım olmuyor. hani bi işim olduğumdan değil ama böyle pat diye olan şeyleri sevmiyorum. bi de yemek yerken iş konuşmak falan bana saçma geliyor. ee iş konuşulmasa saçma sapan konular açılıyor. vıcık vıcık sohbetler. saatlerce hemde. sanki millet yıllardır geyik yapmaya hasret.

bu akşam tamda böyle bi ortam oluştu. müdürün teki son dakkada bana sende gel dedi. yok bile diyemedim. güya bugün spora gidip şu geçenki bankacıyı görürsem masa tenisi oynayacaktım. yemek olunca gidemedim tabi. ama daha kötüsüde olabilirdi. beni çağıran müdürüm ofiste sıklıkla yaptığı gibi hakkımda evlilik muhabbeti açabilirdi. adam zaten bekarlığımımı kıskanıyor ne anlamadım, fena takmış durumda. eee bende hayatımda iş dışında yeri olmayan kişilerin benim özelime karışmalarına tahammül edemiyorum. anlıyacağınız b.ktan bi durum.

neyseki eve böyle bi saçmalığa maruz kalmadan vardım. dahada önemlisi ahmetsiz bir günü daha böyle telaş içinde, kendimi bile unutarak bitirdim.

foto=gazetevatan.com

kızmak yok

ilişkiler insana benziyo demi. bi çocuk doğar gibi heyecanla başlıyor, devam ediyor, bazen bi hastalık dadanıyor gözgöre göre ölen bi insan gibi bitiyor bazende ani bi kalp krizi gelmiş insan gibi bi anda bitiyor.

hayatımda tatmadığım hisleri yoğun yaşadığım bir ilişkiden yeni çıkmış biri olarak bu gerçeği kabullenmek zor aslında. bu yüzden bazen ahmet hakkında böyle sitem eder gibi konuşasım geliyor yada kızar gibi konuşasım. aslında o suç sayılacak bişey yapmadı. bulunduğu durumda ve sahip olduğu düşünceler içinde hareket etmeye çalıştı. bu yapısını ve benden farklı olduğunu onu tanıdığım ilk günden itibaren biliyodum. ama sevgi öyle bişeyki, farkları yokmuş gibi gösteriyor insana. sevgi varsa farklar aşılabilir gibi geliyor. ama biz aşamadık. daha doğrusu fark dediğimiz şey ilişkinin kendi şekliyle ilgili olunca aşamadık. yinede güzeldi. her anı, her dakikası. o telefondaki sohbetler, o gecenin bi yarısı ankara'dan gelip, iki gün yanımda durup gitmeleri. dokunması, sarılması, öpmesi. bazen sorunlarını paylaşması, bazen beni dinlemesi. gözleri, saçları. heryeri herşeyi güzel bi insandı. hani ileride tekrar iletişim kurarmıyız, arkadaş kalırmıyız bilmiyorum ama hiç görüşmesek bile ona hep minnettar kalacağım. son bi aydır yaşadıklarımızı sadece ona bağlayıp suçlamayacağım. benimde hatalarım oldu, bencil düşündüğüm anlarım oldu. ama hatalara ve farklara rağmen sonuçta iki medeni insan gibi konuşarak ayrıldık enazından.

şimdi onun önünde hep şu bahsettiği evlenmek baba olmak hayalleri var. benimde önümde bomboş günler. gönül işlerinden uzak durmak istiyorum bi süre. belki bi ay, bi yıl, belki daha fazla. sonuçta siparişle birini sevme ihtimali olmayan tiplerdenim. o açıdan kendime güvenim tam :) aslında yalnız olmakta fena bişey değil. hep böyle öcüüden bahseder gibi karalıyorum ama yalnızken insanın canını sıkacak tekşey yalnızlığı oluyor. başka ekstra dertler oluşmuyor. ee bende iyiyim böyle şimdilik.

foto=thelovefish.com

kaderci bakış

bugün sporu biraz uzattım. önceki bi yazıda the king'in de dediği gibi böyle yaparsam bu süreci daha kolay atlatacağıma inanıyorum bende. normalde uyguladığım programımı bitirmiş masa tenisi oynamak isterken rakip arayan biriyle tanıştım. bankacıymış. hatta adamla ortak bi arkadaşımız bile çıktı. beni dağıttı ama hiç hırs yapmadım. hatta böyle güleryüzlü efendi birine yenildim diye sevindim. adam bana geldiği günleri söyledi, denk gelirsek oynayabileceğimizide. bakalım artık.

biraz önce geldim eve. önceki yazılara yazılmış yorumları okudum bikaç dikkatle. aslında bende sizin gibi düşündüm bazı zamanlarda. bittiğini kabul etmesemde hızla bu sonu görüyordum. sadece umudum vardı. herşeyin farklı olmasını, onun biraz değişmesini bekliyordum ama olmadı. benim olmasını istemediğim ve biçoğunuzun taa uzaklardan gördüğü sonuç gerçekleşti. buna birazda kader diyorum. sonuçta elimden geleni yaptım. hayatımda hiç yapmadığım şeyleride. yinede olmadı işte. belkide bi yorumda dendiği gibi hayatıma girmek isteyipte görmezden geldiğim kişilerin adaleti sağlanmış oldu böylece. sırf kendisine bağlanayım diye benimle yatan ve iki hafta sonunda bi daha görüşmek istemediğimi söylediğim insanların ahı çıktı. kader bu sanırım. adaletin kendiliğinden gerçekleşmesi durumu.

garip ama şuanda iyiyim gerçekten. hani ortada kafamı karıştıracak bi durumda kalmadı, bu biraz hafifletti içimi. artık telefonda birinin sesini duymak için çırpınmak çilesinden kurtuldum. reddedilme korkum kalmadı. özür dilemek zorundada değilim kimseye. neyse ya. ne kadar didikliyorum ben bu hayatı. didiklemekten yaşamanın tadını unutuyorum hatta. nefes alıyorum, veriyorum, sağlıklıyım, kimseye muhtaç değilim, ailem, dostlarım var. bunlar mutlu olmam için yeterli şeyler bence. değil mi.

foto=sportifhareketler.com

hayat devam ediyor

hayat devam ediyor.................
sağolsun bugün arkadaşlarım sayesinde bunu çok erken farkettim.

son yazıyı yazdıktan sonra hemen sevdiğim iki arkadaşı aradım bana gelsenize dedim. geldiler. biri bu havada karşıdan geldi hatta. diğeride eşiyle birlikte geldi. biraz sohbet ettik, bikaç el okey oynadık. ben uzun zaman sonra gitar çaldım iki üç şarkı söyledik. sonra hep birlikte yemek hazırladık. hep birlikte değil aslında, biri gidip tatlıyı alıp gelip kanepede uyudu, biri salatayı yaptı, onun eşi yemeği, bende pilavı. tam bi ekip masası kurup yemek yedik güle oynaya.

tüm bunlar olurken hayatımın en kötü günlerinden birini dün yaşadığımı söylemedim bile onlara. zaten yanlarında iken unuttum dünkü olayları. evli olan arkadaş eşiyle erken çıktı, diğeri biraz daha durdu. evlenmek niyetim olup olmadığını sordu. işte bi akrabası kızla evlenme girişimini ve nasıl eline yüzüne bulaşıp sözlenmeden bittiğini anlattı. bide bunları gülümseyerek anlattı.

sanırım böyle oluyor dedim o anda. yani acı bişey bitince sonradan gülümsetecek bir ders bir anı kalıyor insanın hayatında. biraz durduktan sonra o da çıktı. bulaşıkları makineye attıktan sonra annemi aradım geç olmadan. ona onu sevdiğimi söyledim. aslında böyle şeyler yapamam ama yaptım işte. "canım oğlum" dedi, daha bikaç güzel şey daha söyledi.

sanırım hayat herşeye rağmen çoooook güzel. bu yaşanan acılarda bizim hayatı öğrenmemiz için gerekli şeyler.

şimdiden herkese iyi haftalar............

bitti...............

bitti.....................



saat 3 gibi ankara'ya vardım dün. pastaneden ufak bi paket yaptırıp geçtim evlerine. tabi kalbim duracak gibi. çaldım kardeşi açtı, kendimi tanıttım ama direkt tanıdı zaten. "ahmet evdemi" diye sorarken anneside geldi kapıya. "işi vardı, dışarı çıktı" dedi. ısrarla içeri girmemi istedi. bende yalan söylemek zorunda kaldım. telefonumu ankara'ya gelmeden çaldırdığımı, gelmişken ahmet'ide onlarıda görmek istediğimi ama numara olmayınca direkt geldiğimi falan söyledim. kardeşi aradı o sırada abisini. "abi bi misafirin var, bak veriyorum" deyip elime tutuşturdu. o an kalbim durdu sandım. "aloo" diyebildim sesim titreye titreye. "aliiii" diye şaşırdı o da. "ankara'ya gelmiştim. senide göreyim dedim ama evde yokmuşsun." dedim, sustuk sonra. niyeyse bilmem o an sitem olsun diye belkide "ben çıkarım birazdan, sen programın varsa bozma" dedim. "hayır. gelmişsin madem görüşelim" dedi. biraz işi varmış. onu halletmeden gelemezmiş. saat ve yer verdi. bende "işim var" deyip kalktım evlerinden ve onlara yakın oturan şu dindar arkadaşıma geçtim. tabi ben farkında değilim rengim benzim atmış. kapıyı açınca sarıldı bana, o an bırakmak istemedim onu. o kadar dolmuştumki o an gözlerim doldu ama zor tuttum. bi sıkıntımı var diye üsteledi yok dedim. sonrada biraz uzan dinlen dedi, yemek falan hazırladı. ordanda çıkıp ahmet'in dedği yere gittim o saatte. oturuyordu, beni görünce kalktı yerini göstermek için. oturdum yanına. bi yabancı gibi. sustum önce. birimiz konuşmaya giriş yapsın diye. o girdi lafa sitem ederek. "bu yaptığın hiç hoş değil" diye. zaten allak bullak aklım darmadağın oldu. ne diyeceğimi bilemedim. "bana neden böyle davranıyorsun" demekle yetindim gözyaşımı tutamayarak. ağladığımı farketti, sustu. bende sustum. üç dakika öyle masaya baktık. bu sefer ben girdim lafa. "seni anlıyorum. isteklerinide makul karşılıyorum ama bunu böyle çözmek istemen garip. benim bi insan olduğumu unutuyorsun. en önemlisi sana olan sevgime saygı bile duymuyosun" dedim. yüzünü kaldırdı biraz baktı bana, sonra o aynı şeyleri yine anlatmaya başladı. işte eşcinsellik, evlilik, toplumun yargıları, ailesinin beklentisi, günahlar falan. benim o ana kadar içimde dost kalabileceğimize dair bi umut vardı. o konuştukça onlarda kayboldu. artık içim o kadar daraldıki. birinci saatin sonunda "tamam" dedim. "tamam, istediğin gibi olsun. seni bi daha asla ama asla rahatsız etmeyeceğim. buna emin olabilirsin. herşey için teşekkür ederim. üzdüğüm içinde özür dilerim" dedim ve kalkmak için iznini istedim. o kadar serttiki bakışları, o kadar inandırmıştıki bensiz mutlu olacağına "dur, gitme" demesini bile beklemedim ondan. demedide zaten. ben tam ayağa kalktım giderken "bigün evliykende babaykende bu hislerin seni esir aldığında, yanında bunları konuşabileceğin paylaşabileceğin biri olarak kalmaktan fazlasını istememiştim senden. umarım o gün geldiğinde birini aradığında düzgün insanlar çıkar karşına." dedim. sadece gözleri doldu o an bana bakarken. dahada bakamadım yüzüne o kalabalık içinde hüngür hüngür ağlamiim diye. arabaya attım kendimi, içinde ağladım. sonra yola çıktım o lanet şehirden uzaklaşmak için. yol boyuda ağladım. boluda bi tesiste durdum bitek. elimi yüzümü yıkadım kendime geldim. gece eve vardığımda ise saat ikiydi.
eve girince aynada kendime bakıp bittiğini söyledim. "yalnızsın yapayalnızsın" dedim yüzüme bakarak. deli gibiydim gece. şuanda biraz daha iyiyim. ama kafam hala karışık. bikaç arkadaşımı arayıp eve çağırsam iyi olur sanırım.

bilinmeyene yolculuk

erkenden kalktım. kahvaltımı yaptım. duşumu alıp, traşımı falan oldum. birazdanda yola çıkıyorum. ankara'ya doğru.
orada nelerle karşılacağıma, neler duyacağıma, neler göreceğime, neler söyleyeceğime dair hiçbi fikrim yok. bu yüzden biraz tereddüt taşıyorum ve heyecanlıyım. ama bunu yapmakta zorundayım. bu kısır döngü beni bitirmeden gidip ahmet'in niyetini ve soğukluğunun sebebini kendisinden dinlemeliyim.
aslında yolu bırak evden çıkacak durumda değilim. hastayım dünden beri. gribim. ama bikaç antibiyotik birden aldım demin. yolda biraz kendime gelirim diye umuyorum. artık gelmezsemde yapacak bişey yok. gitmeliyim.
neyse, ben toparlanıp çıkayım. umarım herşey güzel olur.

iki ayrı dünya

ilginç bi dünya burası. bi yanda olabildiğine mutluluk var, bi yanda sadece mutsuzluk.

bugün çok yakın bi arkadaşım aradı beni. eşi bikaç gündür rahatsızmış. dün akşam doktora götürmüş. adamlar tahlil etmişler, hasta değil hamile çıkmış. arkadaş tabi bunu ağzı kulaklarında sevinçli bi sesle söyledi bana. aslında çok taze evliler. hatta en son sorduğumda bi süre çocuk düşünmüyoruz demişti. ama işte bianda olmuş. şikayetçide değildi anladığım kadarıyla. ilk zaten benimle paylaşmak istemiş. ee sevindim yani. arkadaştan öte zaten bizim dostluğumuz. hatta o bekarken kardeş kadar yakındık ama evlenince nadir görüşür olduk. ama neticede ben bi nevi amca oluyorum. bu dünyanın güzel yüzü. bi de dünyanın benimde şuan içinde olduğum diğer bi yüzü var. daha karanlık ve can sıkan, böyle kasvetli bi yüzü. sanırım herkes bu iki dünya arasında gidip geliyor zaman zaman. bende tabi.

canımı sıkan şeylerden kurtulmak ve bulanık durumları çözümlemek için haftasonu ankara'ya gitme kararı aldım. zaten bi önceki yazıda okuduğum bikaç yorumdada benzer tavsiyeler vardı. aklın yolu bir sonuçta. cinsel arzularım yada yalnızlığıma gelince, o ertelenebilir bi konu. bende biçok insan gibi masturbasyonun gündelik ilişkiden sağlıklı ve ahlaklı bi tercih olduğunu düşünenlerdenim. asıl kafamı karıştıran var mıyım yok muyum sorusu. ahmet'in beni bir süredir yoksayması bana ölmüşüm gömülmüşüm hissi veriyor. yani kendime gelmem için birinin tenime dokunmasına ihtiyacım var gibi geliyor. ama bi tarafımda kesinlikle buna karşı çıkıyor. karışığım anlayacağınız.
neyse yine başladım saçmalamaya. susiim en iyisi.

tarih tekerrür ediyor

bu hayatımda ikinci kez böyle oluyor. ikinci kez hiç beklemediğim bi anda sebepsiz yere yalnız bırakılıyorum.
kız arkadaşımda aynısını yapmıştı bana. önce soğumuştu, sonra başka nedenler bulmuştu. birgünde gelip benimle görüşmek istemediğini söylemişti. bekledim olmamıştı. uğraştım olmamıştı. sonunda terkedildiğimi kabullenmiştim. yalnız kaldığımı anlamıştım. belkide yetiştirilişimden dolayı kalbime hakim olabiliyodum. ama işte alışmıştım ona. o yüzden unutmak cidden zordu. hatta kız bi ara kafamda saplantı haline gelmişti. düşünsenize. ben evlenmeyi hayal ederken dışlandım. hem erkeklik gururumda incitildi. iyice kendime kapandım. kimselerle konuşmadım bikaç hafta. sonra baktım bunalıma giriyorum. dedim olmaz böyle. bana onu ve onunla ilgili herşeyi unutturacak bi şekilde hayatıma devam etme kararı aldım. zayıf damarımı bildiğimden o yönde yüklendim kendime. cinsellik. evet, seks biçok insan gibi benimde asla hayır diyemeyeceğim bişeydi. o aralar kimlerle neler yaşadım hatırlamıyorum bile. hatırlamakta istemiyorum. ama peki niye aklına getiriyosun diyeceksiniz. aslında ben aklıma getirmiyorum. şuanda yaşadığım durum bunları aklıma getiriyor. bugün bi ara bu olasılığı düşündüm. bi yanım "sakın ha o günlere dönme" dedi. diğer yanım ise aylardır biriken cinsel arzularımı tatmin edip içinde olduğum durumdan eskiden olduğu gibi kurtulacağımı söyledi. şimdi napsam bilmiyorum. bi yandanda kendime acıyorum. bende insanım sonuçta. sevmeye, sevişmeye ihtiyacım var. hani sevmek benim için zor bu aşamadan sonra. geriyede bitek kolay olan seçenek kalıyor. sevişmek. ama aylardır o kadar güzel şeyler yaşadımki, herşeyi bir çırpıda unutmam mümkün değil. ona sarılıp uyuduğum yatakta bi başkasıyla sevişmem mümkün değil. hem belkide döner diyorum. işte kafam böyle karışık ve ben gerçekten napcamı bilmiyorum.

bekliyorum, alışıyorum

bir yandan aramasını sabırla beklerken bi yandanda yalnız olduğum fikrine alıştırıyorum kendimi. böyle bi çaba içinde olduğumu bilmek bile canımı sıkıyor. bu kadarmı çabuk vazgeçtim diye kızıyorum kendime. ama aslında vazgeçtiğim bişey yok. sadece ısrarcı olmak istemiyorum. hep hatalıymış gibi davranmak özür dilemek ve üstünede acı çekmek doğru gelmiyor artık. işte geriyede bi beklemek bide alışmak kalıyor. tabi bu beklemek de ne zamana kadar bilmiyorum. hani ona çok alışmıştım. ayrı şehirdeydik ama varlığını bilmek, telefonda sesini duymak falan çok güzeldi. çok özeldi. şuan bunlardan uzağım. ne kadar uzak kalacağıma dair bi fikrim yok bide. işte bu canımı acıtıyor.

yinede iyiyim aslında. kendimden bile beklemediğim derecede dirençliyim. inkar edilecek bişey yok, onu özlüyorum. ama yapacak bişeyim yok şu aşamada. sadece bi adım atmasını bekliyorum, koşarak ona gitmek için.

boyfriend

bi hafta ara verince direkt kendimi spor salonuna attım bu akşam. epey bi terledim yoruldum öyle geldim eve. zaten gündüz acaip sıkıcıydı. ordaki gelişmelerle ilgili bilimum kimselere bilgi verdim. sadece birisi sordu eğlenmedinizmi, gezmedinizmi diye. sanırım bizim robot olmadığımızı düşünen bitek oydu.

robotluk bi yanada, hani bi hafta öyle çok eğlenceli geçti diyemem. hostesin uçakta tepetaklak olması dışında bana kahkaha attıran bişi olmadı. bi tek gülümseten bi durum oldu. çarşamba akşamı bi mağazaya girmiştik. çocuk bişeyler deniyor üzerine. giyinip gelip fikrimi soruyor yakıştımı falan diye. o ara satış elemanı adam bizim çocuğun üzerine yakıştığını söylemek isterken bana dönüp "your boyfriend"li cümle kurmazmı. çocuk anlamadı tabi. ona göre friend, boyfriend aynı şey :) ama ben anladım satış elemanının sesinden yüzünden ne kasteddiğini. niyeyse düzeltmedimde, bozuntuya vermedim. hani birinin beni yalnız değilmişim gibi düşünmesi yalanda olsa hoşuma gitti o an.

özel dünyama gelince, pek bi değişiklik yok hayatımda. aynı sessizlik devam ediyor. aramadı. gurur yapıyor hala. ama işin asıl garib yanı bende aramadım. şuan için aramakta istemiyorum. tek istediğim biraz sessizlik bir süre. o da biraz toparlasın kafasını. beni bir sevgili yada bir dost olarak hayatında istiyorsa zaten arayacaktır. istediğine eminim ama istemekten vazgeçmesi ihtimalide aklımı kurcalıyor. neyse herşeyi zaman gösterecek. konuşmak düşünmek hiçbişeyi değiştirmiyor. kendimi yemekten başka hiçbişeye yaramıyor.

foto=sjoerd de wit