yeni komşum

dün çok kötü bişi oldu. aslında kötü denmez. yani ilginç diyeyim.

bi kız vardı. 2,5 yıl kadar önceydi sanırım. bi ortamda tanışmıştık, herşey hızlı gelişti, yani aşk meşk değil ama çabuk yaklaştık birbirimize. zaten o ara biraz cinselliğin hayatımda ön planda olduğu bi dönem içindeydim. kızı evime davet etmiştim üçüncü buluşmamızda, hayır demedi. geldi ve bişeyler yaşandı. sonra ne oldu anlamadan kız benimle bi daha görüşmek istemedi. hani bende istediğini elde etmiş tecavüzcü coşkun modunda cool takıldım, ısrarcı olmadım. o zamandan beri de bi daha görmedim onu.

ama dün o kızı bizim yakında bi markette gördüm. markete girdim evde eksik bişeyleri almak için ama onu görünce hemen tanıdım. beni görmesin diye çıktım aceleyle. çıkarkende baktım dikkatlice. yalnız değildi, yanında yaşlarında bi adam vardı. muhtemelen kocasıydı. hal tavırlarından öyle olduğunu düşündüm niyeyse. çıktım eve geliyorum. onlarda arkamdan çıktılar, benle aynı yöne yürüyorlar. sonra benim evin yanındaki binaya girdiler. şu koca istanbul'da bula bula gelip bana komşu olduklarını anladım. ne yalan söyliim, pek iyi bişey hissettirmedi bu bana. yani bişekilde yanında kocası varken yada yokken denk gelirsek ne olur ne konuşuruz bilemiyorum. gerçi beni tanır mı o bile belli değil. sonuçta saçım sakalım hatta spordan dolayı kilom bile değişti.
yine de eve girip çıkarken biraz dikkatli olmakta fayda var sanırım.

foto: flickr, dave durden.

anlat bakalım

dün akşam biraz farklı bir akşamdı. ahmet'i tanımadan önce yazdığım bi yazıda bahsettiğim arkadaşım telefonla aradı "yüzyüze konuşabilir miyiz" diye. ben evde ve müsait olduğumu söyleyince çok geçmeden geldi. aslında evi bana çok yakın ama bikaç aydır görüşememiştik yoğunluktan falan. zaten dün akşam bende evde sıkılıyordum tek başıma, gelmesi iyi oldu yani.

oturdu salonda, ama hala susuyordu. baktım konuşacağı yok, dayanamayıp "anlat bakalım" dedim. anlattı sıkıntılarını, yaşadıklarını, ailesiyle bazı sorunlarını falan. üzücü şeyler yaşanıyormuş ailesinde, haliyle ona da yansıyormuş olanlar. fazla detaycı biri olduğundan sanırım olanlardan çok etkilenmiş. hatta bi ara anlatırken gözleri doldu, tuttu tuttu ama sonra dayanamayıp ağladı. bende o an dayanamayıp sarıldım, sonra o da bana sarıldı sıkıca. öylece başını omzuma koyup biraz ağladı. ben tabi çok fena oldum o anlarda, ağlayamasamda kötü oldum.

aslında bu arkadaşım oldukça hayat oldu, eğlenceli, sosyal biridir ama demekki insanlar dışarıdan göründüğü gibi değil bazen. iç dünyaları çok daha farklı ve karmaşık olabiliyor.

çay, sohbet derken gece geç vakte kadar oturduk. sonra "geç oldu" dedi kalktı. ben "istersen kalabilirsin bende" dedim. "biliyorum, ama bu ara evde bulunsam iyi olacak" dedi, ee durumunuda artık bildiğim için hak verdim gitmesine, ısrarcı olmadım. kapıda çıkarken "istediğin zaman arayabilirsin, yada uğrayabilirsin. hem evde tek başıma sıkılıyorum. aralarda buyur gel" dedim, "tamam, söz"dedi ve bana yeniden sarıldı, ama bu sefer ağlamadı. "sıkma canını, herşey geçer." dedim sırtını sıvazlayarak. sonra geri çekildi, "inşallah" der gibi yapıp başını salladı. sonrada çıktı gitti.

bugün ister istemez aklıma geldi eleman, aradım hatta. nasıl olduğunu sordum, "düne göre daha iyiyim" dedi. sonra kendimi ve ailemi düşündüm. hani bizimkiler çok uyumlu, anlayışlı bir aile olmasına rağmen şu yaşımda ailemle yaşıyor olsam mutlaka bizde de sıkıntılar olurdu diye düşündüm. onu biraz daha iyi anladım ve ihtiyacı olan tek şeyin zaman olduğunu farkettim.

yazıya uygun resim bulma

noldu bana bilmiyorum. blogger hastalığı sanırım. birşeyler aklımda birikince hemen yazmak istiyorum. sanki hayatımdaki hiçbi anı unutmak istemiyorum. hatta trafikte sıkılırken, yemek yerken, spor yaparken, duş alırken falan aklıma gelen şeyler oluyor ama sonra aklımdan gidiyor hepsi. genelde şu aletin başına oturduğumda önceden aklıma gelenlerden çok farklı şeyler yazıyorum. ama bi şekilde yazıyorum. yani başlayınca kendinden akıyor cümleler sanki. ve özellikle yapmacık olmasın diye elimden geldikçe backspace'i az kullanmaya çalışıyorum. bazen 5 dakika bazen 15 dakika içinde bitiyor sizinle paylaşmak istediklerim. ama iş yazdıklarıma uygun bir resim bulmaya gelince resmen kayboluyorum. yani yazdıklarımın bölük pöçüklüğündenmidir bilmem uygun bi resim bulmak işkence oluyor bazen. 10 dakikada yazı yazıp, 50 dakika resim aradığım oluyor. o derece yani. eminim bi çoğunuz bunu yaşıyosunuz.

ama ben bu sefer farklı olsun istedim. yazdıklarımı anlatan bir resim yerine resmi anlatan bir yazı olsun istedim.

geçenlerde sıkıntıdan flickr'da fink atarken aşağıdaki fotoğrafa denk gelmiştim. hani ilk bakışta sıradan gibi gelsede, baktıkça anlamlandı gözümde. resim sanki yarım kalmış iki insanın sürünerekte olsa biraraya gelmesi ve birbirini tamamlama çabasını anlatıyordu. bana bizi hatırlattı. geçmişten gelen yaralarımızı sarmaya çalışan ve bunu yaparken mutlu olmaya çalışan bizi.

bu yüzden paylaşmak istedim.


foto=flickr, josh sommers

yanyana ama yabancı gibi

cuma akşamdan çıkmıştı ve gece 1 gibi istanbulda olacaktı diye aceleyle gittim. sonra otobüsün bolu'da arıza verdiğini öğrendim. biraz gecikecek dediler. onu aradım, telefonunuda açmayınca meraklandım. öyle arabanın içinde beklerken uyumuşum :) otobüs gelmiş farketmemişim bile. hep aynı yere bıraktığım için ahmet'in gelip cama vurmasıyla uyandım. hani uyanınca "yok ya uyumuyorum, sadece gözlerimi dinlendiriyorum" der gibi bi saçma yüz ifadesi olurya aynen öyle afalladım. neyse sarıldık öpüştük, bindik eve geldik. kapıyı kapatmamla ikimizde önceden planlamış gibi birbirimize sarılmamız bir oldu. üzerimizde montlarla sarılı şekilde direk yatağa geçtik. hatta bi on dakka öyle kaldık. sonra rahat bişiler giyelim uyuyalım sabahtan çıkalım dedim. saat 9 gibi uyandık bişiler atıştırıp yola çıktık 10 gibi. bursa'ya yaklaşıyoruz ama benim aklım yolda değil, olabileceklerde. hesap ediyorum durmadan. o da gergin tabi. neyse öyle düşüne düşüne evin kapısına kadar geldik. o sırada "ya ben keşke gelmeseydim" demezmi. ortam müsait olsa bi güzel dövecektim :) neyse erkek kardeşim açtı kapıyı girdik içeri. tanıştırdım herkesle, annem ailesinin halini hatrını falan sordu. çok bilirmiş gibi. o sırada ahmet cebinden bi hediye kutusu çıkardı, anneme uzattı. şaşırdım bende, haberim yoktu. annem çok teşekkür etti. sonra öğrendim anneme güzel bi broş almış. pahalı bişeye benziyodu, soramadımda kötü hissetmesin diye ama masrafa girmesi üzdü beni gerçekten. oysa ben sadece ailemle tanışsın diye getirmiştim.

kardeşimle yakın yaşlarda olmalarından belkide onla muhabbet ettiler bi süre. kazayı falan konuştular. bende babamla kurban işi için napcağımızı konuştum. sonra "ben babamla gidip kurban alıp gelelim" dedim evdekilere. o sırada ahmet'in bakışını görmeliydiniz. canım yaa. böyle kediler gibi "beni de götür" der gibi bakıp kaşıyla gelme isteğini belli etti. oysa ben kardeşimle muhabbetlerini bölmek istememiştim. neyse onu da aldık gidiyoruz. babamla da konuştular yolda epey. kulağım konuşulanlarda tabi. sonra aldık kurbanı getirdik ve babamın arkadaşı bir kasap abiyi de gidip aldık evinden. apartmanın arka bahçesinde kestik. ben tabi bakamadım kurbana. kanını getirip annem başlarımıza sürdü. bende kardeşimde ahmette kızkardeşimde hintliler gibi kaldık bi saat. sonra annem'le yeni kankası karşı komşumuz etleri parçalara ayırdılar mutfakta. o ara ahmet yanıma sokulup sessizce "annesi bu kadın mı?" diye sordu bana. anlamamazlıktan gelip "kimin" dedim. "o kızın işte, şu komşunuzun kızı dediğinin" diye sordu, bende "haa, evet bu" dedim ama lafımı tamamlamadan "eee kız nerde peki, gelmiyomu, göreyim şunu bende" dedi. "noldu, sen mi alıcan kızı? bak annem seni öldürür." diye takıldım. bozuldu biraz sanırım, biraz geriye çekildi benden :) sonra öğrendim bende annemden, kız bu hafta gelmemiş, ödevi varmışmış lablabla. aslında çokta güzel oldu gelmemesi. ahmet kızı görse olay kafasında dahada büyütecekti. gerçi hoş hani kız kafada büyütülecek kadar var.

kurban kesme, şu, bu derken akşam oldu. yemek yedik. sonra biraz dışarı çıkalımmı dedim. ben ahmet ve kardeşim (üç silahşörler gibiydik cidden) gidip kahve içtik oturup sohbet ettik. benim niyetim gece yola çıkmaktı diye döndük geç olmadan. annem "aaaa hayatta bırakmam" dedi. kardeşimi uyumaya salona yolladı, ahmet'i de yanıma yerleştirdi. biz gece kalmayız diye eşofman falanda almamıştık yanımıza. annem hemen şipşak kardeşiminkilerden verdi. ahmete biraz küçük dursa da idare ettik :) tabii o tayt giymiş gibi halini görünce gülmekten uyuyamadım bi süre. bi de biraz gün hakkında konuştuk. sonra bi ara evdeki ses kesilince kalktım yatağımdan onun yatağına oturdum. ellerimle yüzünü okşadım, saçlarına dokundum. ellerimi öptü, dayanamadım sonra oturduğum yerden sarıldım ona. hem heran birinin kapıyı çalma ihtimalini düşünürken, bi yandanda birbirimizden ayrılmak istemedik. çok farklı bi andı. sonra "hadi git yatağına, şimdi kötü bişi olmasın" dedi. haklı diye dediğini yaptım. gittim uyudum. deliksiz uyumuşum hatta, ama ahmet guguk kuşu gibi kalkmış erkenden yatakta oturmuş beni seyrediyor. gözümü açtım baktım bana gülümsüyor. bende gülümsedim, kendimi onla bu evde birlikte büyümüş gibi hissettim o an. kardeş, arkadaş, dost, sevgili, o an herşey oldu sanki.
neyse el-yüz yıkarken annem gördü uyandığımızı, kahvaltı hazırladı. kahvaltıdan sonra evlilik bahsi açıldı, nerden konu oraya geldiyse. bak ne yalan söyliim o ara aklıma cipsi kolası elinde pis şişko coach, noneless, gumusdiken, glaskas ve the others falan geldi gözümün önüne. annem ahmet'e evlenmek niyeti olup olmadığını sordu. yok mok diye geçiştirdi ama annem ahmet'i samimi bulduğundan sanırım başladı beni şikayet etmeye. "yaşı geçiyor, evlenmiyor, ne ettiysem. " falan dedi hatta bi ara. o an coach'un görünmezlik pelereninin bi parçasını üstüme çekip yokolmak istedim. başka bişi saçmaladım konuyu değiştim. olayın farkına varmalarına müsade etmeden müsaade istedik yola çıkalım, ahmet ankara'ya gidecek daha diyerekten. bu sefer gitme talebimiz kabul edildi babam tarafından. annem de hediye için teşekkürlerini söyledi yeniden kapıda, tekrar beklediğini de. ahmet kardeşimlerimle ve babamla da vedalaştı, ayrıldık evden.

yolda nasıl hissettiğini sordum. "bu kadar kolay ve güzel olmasını beklemiyordum" dedi, aynısını bende düşünmüştüm. yuvamıza döndük yeniden. onun yanındaydım 2 gündür ama sanki uzakmışım gibi özlemiştim. yanyana ama dokunamadan. biraz hasret giderdik, tenine dokundum öptüm sevdim. akşamdanda otobüsüne yetiştirdim, bindi gitti. ama biliyomusunuz ben dudaklarımıda ellerimide yıkamadım. klavyeye şu satırları yazarken bile parmaklarım sanki teninin herhangi bi yerinde dolanıyor gibi, dudaklarım vücudunu öpüyor sanki. ısırıyorum dudaklarımı farkında olmadan. ve tanrıya bana böyle güzel bi aile ve güzel bi insan verdiği için teşekkür ediyorum.

foto: "little ashes" filminden

2 kişilik bursa ziyareti

puff.. ne gündü ama.

çok yoğundu gerçekten çook. bi kere sabah işe geç kaldım. telefonun şarjı bitmiş çalmamış yada çalmış duymamışım. gözümü bi açtım saat 10u 5 geçiyordu. 10:30'da da bir toplantıda olmam gerekiyordu. ve ayrıca traş olmamda lazımdı. o heyecanla nasıl yataktan fırladım, nasıl traş oldum, nasıl giyindim hatırlamıyorum. toplantıya geç kaldım haliyle. öğleden sonrada yoğun ve rutin cuma yoğunluğu vardı, birtek günü farklılaştıran şu komşu kızının araması oldu. işe kabul edilmiş, teşekkürlerini iletti. bende çok mutlu oldum böyle bir şeye aracı olduğum için. akşam dönüyorkende sanayiye uğradım. yarın şu kardeşimin adak kurbanı için bursa'ya geçmeden gerekiyorsa bi bakımını yaptırayım dedim. çünkü araba özel bi misafir taşıyacak yarın. :) kim olabilir? :))
hımm, evet. kararsızdım ama glaskas'ında gazıyla ahmet'i de çağırmaya karar verdim sonunda. ailemle tanıştırmaya. "nerden tanışıyorsunuz?" sorusunada uygun bi yalan bulduk. :) gülmeyin, başka çaremiz yok. internetten tanıştık deyip kalplerine indiremem geçen haftaki heyecandan sonra.
açıkçası ahmet'e benimle gel demek için gereğinden fazla düşündüm. yani ondan korktuğumdan güvenmediğimden çekindiğimden değil ama sonuçta gideceğimiz yer aile ortamı. herşey konuşulur yanında, tepkisi ne olur kestiremiyorum. yoksa başka bi şey yok aklımda. ben sonuçta ona tüm dünyamı açtım, ailemle tanıştırmak neden rahatsız hissettirsinki. aksine birbirimize olan güveni sağlamlaştırabilir. neyse işte, sonuçta dün teklifte bulundum bişekilde. biraz itiraz etsede ikna ettim gelmeye. şimdi sadece hata olmasın diye dua ediyorum. o biraz önce çıktı yola. gece erkenden burda olsun ve dinlensin istedim. birazda bana sarılsın, yanımda uyusun istedim.

bazen yenilenmek lazım

genç bir anne(minik selen)'ye yardım edecektim güya. ona anlatmak için template sitelerine bakınırken ben kendi sitemi değiştirmeye karar verdim. bi önceki çok önce bulduğum bi arayüzdü. biraz çiçekli böcekli, hafif çocuk yanımı yansıtan. ama benim bu ara sadeliğe ihtiyacım var. siteminde biraz sade görünmesini istedim bu yüzden.

umarım okunaklı olmuştur. tepkilerinizi bekliyorum. :)

selen, ada'nın hatrına bağışla beni. öldürme :))

halısaha gazisi

bugün yoğun ısrarlar üzerine halısaha maçına gittim. izlemeye değil tabi oynamaya :) aslında futbol oynamayı pek bilmesemde kırmamak için gittim. bizim takım ofisten arkadaşlardı ama karşı takımdaki elemanları ilk defa gördüm. neyse maç başladı, bizimkiler ben dışında gayet iyi oynuyor. hatta arada ben bile farkında olmadan iki gol attım :) ama karşı takım biraz gerildi fark açılınca, sert oynamaya başladılar. aralarında bi eleman vardı, ayı gibi bişey. bi ara topa koşarken gelip kaval kemiğime vurdu. o an yere yığıldım, bacağım kırıldı sandım. birkaç dakika sendeledikten sonra o maçın motivasyonuyla oynamaya devam ettim ama duş alırken gördümki çocuk resmen biçmiş beni. bi dahada halısaha maçına gitmem sanırım.

sendeleye sendeleye eve geldim şu iğrenç kokan kremlerden falan sürdüm. kas gevşetici gibi şeyler. biraz daha iyi ama hala ağrıyor. yinede moralim gayet iyi. hazır dinleniyorken kardeşimi aradım, biraz geyik yaptık. sonra ahmet beyi aradım, o da muhabbetin üzerine tatlı gibi oldu. herşey güzel yani.

haa bi de gündüz yoğunlukta unuttuğumdan bizim müdürüde aradım demin, görüşme noldu falan diye. kızı beğenmişler, girişken ve istekli bulmuşlar. kız kabul ederse kasım'da orada işe başlayacak. ama henüz haber vermemişler. yarın sabahtan insan kaynakları arayıp haber verir falan dedi. bu mutlu haberde acaip doping oldu kaval kemiğimin üstüne. :))

kaza sonrası

dünde cumartesi gibi kalabalıktı ev. geçmiş olsuna gelenler falan oldu. aslında kardeşim sıkıldı bi ara çıkıp hava aldık beraber. biraz şehirin dışında bildiğimiz güzel bi yer var. o ve ben gittik yemek yedik, birazda konuştuk. ilk defa gelecek planlarımızdan bahsettik. genelde ciddi olamayız biraraya gelince. birbirimizle dalga geçmekle geçer zaman. ama bu defa cidden ciddi ciddi konuştuk. kız arkadaşından bahsetti, onunla ciddi şeyler düşündüğünden falan. anlatırken dün ölümden dönmüş o değilde benmişim gibi bi hava vardı ortamda. banada sordu tabi, "abi evlenmiycenmi" diye. "düşünmüyorum şimdilik" dedim, neden diye sormadı bile. "nasıl mutluysan öyle yaşa" dedi. hoşuma gitti bu lafı. mutlu olacak şekilde yaşamak fikri hoşuma gitti. zaten bende öyle yapıyorum.

eve döndük sonra, evde sürpriz bi misafir vardı. karşı komşu teyze ve kızı gelmişti geçmiş olsuna. aslında pek sürpriz sayılmazdı. ben bi önceki gün gelirler diye bekliyordum. "dün ev kalabalıktır sonra gelelim dedik" diye düşünüp incelik göstermişler. otururken kızla konuştuk biraz. bugünkü iş görüşmesi ile ilgili tüyolar verdim dünden. zaten çok ihtiyacı yok gibi kızın. inanılmaz akıllı bi tip. bazı hal ve tavırları yaşının çok çok üstünde. sanırım sorumluluk insanı erken olgunlaştırıyor. ben kızla konuşurken annemle erkek kardeşimin gözü üzerimdeydi. annemin kazadan beri ilk defa yüzünde gülümseme gördüm hatta. :) sinsi kadın.

aslında bende bugün kızı ve müdür arkadaşımı arayıp görüşmenin nasıl geçtiğini falan soracaktım ama çokta ilgili görünmek ve sıkboğaz etmek istemediğimden yarın arayacağım. umarım sonuç güzel olur. bide bu tür iyiliklerin başımızdaki kötü şeylerin yokolmasını sağlayacak diye inanıyorum. belki batıl inanç size göre ama ben böyle hissediyorum.

canım kardeşim

keyfimiz pek yerinde. öğlen gidip saat 3 gibi kardeşimi aldık geldik. rahat eder dedik getirdik ama duyan herkes bizim eve doluştu. bazı akrabalar geldi gittiler. kardeşimin kankaları falanda geldiler. ev daha yeni boşaldı.

akşam bi ara onca kalabalığın içinde kardeşimle yanyana oturup, sessizce sohbet ettik. konu "ölüm" idi. kendiliğinden açıldı bana. "bian öleceğimi düşündüm, aklımdan hepiniz geçtiniz. hepiniz. sizin çok üzülüp ağlayacağınızı düşündüm o anda" dedi bana sessizce. "delisin sen olum. delisin. insan ölürken cehennemi düşünür, ne biliim günahlarını falan düşünür, yapamadığı şeyleri düşünür" dedim birazda üzülmesin neşelensin diye. "yok abi ya, insan ölürken kaybetmekten ençok korktuğu şeyleri düşünüyormuş" dedi. o öyle deyince tutamadım kendimi ağladım. çaktırmadım millete ama o gördü. elini tuttum uzun uzun sıkıca. elleri terleyene kadarda bırakmadım.

tamam kişiliklerimiz farklıdır, zevklerimiz farklıdır falan, hatta aralarda kedi köpek gibi didişiriz ama benim kardeşim bi tanedir. çok değerli bi insandır en önce. canının acıdığını düşünerek gelmiştim tüm gece yolu. onun için ağlaya ağlaya, dua ede ede. "tanrım ona güç ver, onu bize bağışla" diye diye. onu gerçekten bu kadar sevdiğimi bende bilmiyodum aslında. ama bundan sonra ailemi daha fazla önemsemeye ve iletişimi arttırmaya karar verdim. daha sık gelip gitmeye. yada onları aralarda istanbul'a götürmeye.

bu arada annem ahd etti, kurban kesicem diye. haftaya kurban kesip dağıtacağız ve benimde evde bulunmam gerekiyor. oysa ben ahmet'le geçen hafta sözleşmiştim 2 hafta sonrası diyerek. yani artık onla buluşmamız 3.haftasonuna kalacak ne yazıkki. neyse sağlık olsun sıhhat olsunda diğer şeyler elbet olur.

foto= flickr,by Suvrangshu....slowly catching up

kaza haberi

bursa'dayım. erkek kardeşim akşam 11 gibi arabayla kaza yapmış. önce bana haber vermemişler ortalığı birbirine katarım diye ama sonra kızkardeşim aradı gece 2 gibi ben yeni uyumuşken. kısa bi şaşkınlık sonrası titremeye başladım telefonda konuşurken, gözlerim doldu hemen. ama kızkardeşim beni yatıştırdı. "önemli bişey yok, cidden yok, ama kafasını yan cama çarpmış şuuru pek yerinde değil, uyuyor". gelme, gelmene gerek yok cidden falan dese de doğru dürüst bişeyimi almadan çıktım evden üzerimde eşofmanla. sabah direkt hastaneye geçtim. annemle kız kardeşim vardı başında, babam da bekleme salonunda uyuyakalmış. söyledikleri gibi pek ciddi bişey yokmuş bizim kardeşte zaten. virajı alırken savrulmuş ve duvara vurmuş salak. çok şükür emniyet kemeri takılıymış. zaten çok hızlıda değilmiş, alkolde almamış. ama kafasını çarptığından doktorlar bi gece müşahade altında tutalım demişler. ben gittikten az sonra zaten o da uyandı. "geçmiş olsun, korkuttun lan bizi" diye ortamı yumuşatmaya çalışıyorum ama anne baba ağlıyorlar bi yandan. annemi geçtim, babamı çok az ağlarken gördüm bugüne kadar. ilginç geldi o hali. içimi acıttı. baktım olmuyor, herkes salya sümük. kızkardeşimi ve babamı alıp eve getirdim ama tekrar döneceğim. doktor saat 1 gibi gelecekmiş, artık müsade ederlerse eve getireceğiz annemle.
umarım kardeşim çabucak iyileşir, bi daha da böyle korkular yaşamayız. :(

kızların asılması

sabah söylediğim gibi şapka takıp gittim işe. girdim ofise, birden çıkardım şapkamı. epey şaşırdılar. askerden bu yana saçlarım ilk defa böyle kısa oluyor yani onlar ilk defa beni kele yakın görüyorlardı. ee beğenen oldu "hep böyle kes" diyen falan, tabi "ortaokul çocuklarına dönmüşsün" deyip beğenmeyende. milletin ne dediğini bilmem ama bugün benim kafam üşüdü resmen :)

birde şu izmirdeki komşu kızı aradı bugün. kızı p.tesi iş görüşmesine çağırmışlar. hem teşekkür etti ilgilendiğim için, hemde görüşmeye nasıl gideyim, ne sorarlar gibi konuları konuştuk. rahat ol diye telkin ettim, ee bizim müdür beyi de arayıp, alın kızı falan diye baskı yaptım resmen. umarım sonuç pozitif olur.

ahmet'ede anlattım bu durumları. kızın iş olaylarını ve benim olaydaki fonksiyonumu. kendimi suçlu hissetmemek için birazda. eskiye göre daha düzgün tepkiler verdi, trip atmadı enazından. bana gıcık vermek için o da başındaki bi durumu anlattı. "aslında önemli bişi değil ama sende bunu bil" dedi. işyerinden bi kızın buna yakınlaştığını farketmiş geçen gün. "önce görmemezlikten geldim ama kız bi ortak arkadaşa benden hoşlandığını söylemiş" dedi. ortak arkadaşlarıda gelip hemen ahmet'e söylemiş. ahmet haliyle tedirgin biraz, işyeri ortamı olunca.

ama eğer bu tür bir birliktelik düşünüyorsak böyle durumlara alışık olmalıyız, alışmalıyız. özellikle o alışmalı. yani ben bi kız olsamda ahmet'i severdim. tipi de kişiliği de bi başka onun. daha öncede yakışıklı insanlar tanıdım ama hepsinin kişilikleri sorunluydu. kaldıki o adamlar yakışıklı olduklarınında farkındaydılar. bu çok tehlikeli bi durum. aynı şey güzelliğinin farkında kızlar içinde geçerli. oysa ahmet hala bana bazen "çirkin miyim" diye soruyor. cevabım hep "evet" oluyor gerçi ama yüzüne söyleyemesemde bence oldukça yakışıklı. neyse off, yine açıldım saçıldım. özel şeyler anlattım. özür dilerim, tutamıyorum kendimi. konu o olunca tutamıyorum :(

asker traşı

şu cv konusunda dün gece arkadaşıma ulaşamayınca sabahtan aradım. dün akşam erkenden uyumuş, telefon sessizdeymiş falan. hal-hatır sohbeti sonrası, konuya girdim. işte komşunun kızı var, senin orda okuyor, parttime iş falan dedim. "tamam sen yolla ben inceleyip, sana döneyim" dedi. maile ekleyip yolladım cv'yi, 10 dk sonra aradı. "ben bi insan kaynaklarıyla da görüşeyim. ama bişi sorcam kızmazsan. özel bi durum yok değil mi?" dedi. şaşırdım. ne diyeceğimi bilemedim önce. sonra "yoo. komşunun kızı, kendisi zaten söylemedi, ben yardımcı olmak istedim o kadar." dedim ama o biraz espriyle karışık "bilmem, bana bişi var gibi geldi de. hem güzel kız" falan dedi. birazda pislik yapmak amacı biliyorum. okulda ikende beni kızdırmaya bayılırdı. "neyse, sen halledersin artık. boşuna kooooskoca müdür olmadın yaa" diye takıldım bende. damarına basınca o da güldü. durum eşitlenince ciddileştik tekrar. sonra bikaç eski arkadaş hakkındaki güncel şeyleri konuştuk. bildiğiniz dedikodu yani. :) sonrada kapattık, işlerimizin başına döndük.

onun dışında akşam çıkışta berberime uğradım. önceden plansız, radikal bi kararla saçlarımı asker traşı yaptırdım. ahmet biraz kısaltsan daha güzel durur demişti ama bu kadarı o dahil herkes için sürpriz olacak. bakalım görelim yarınki tepkileri. :))

foto=menshair.about.com

curriculum vitae

biraz önce ilginç bişi oldu.

hani şu komşunun kızı vardıya. annemin bana yakıştırdığı kız. ona kartımı vermiştim, izmirde istediği bi işle ilgili yardımcı olabilecek bir arkadaşım var diye. cv'sini hazırlamış ve işyeri mailime yollamış akşamdan. bi maillere bakiim diye girdiğimde farkettim, açtım hemen. cvsine baktım dikkatle. hala öğrenci olduğu için staj ve şuanki parttime işi dışında bi iş deneyimi yok. tek sayfalık daha çok ilgi alanlarından ve hedeflerinden bahsettiği bi cv. çok sade, düzenli ve en önemlisi fotoğraflı bir cv. ama kız o kadar güzel olmasına rağmen onu hiç yansıtmayan sıradan bir foto koymuş cvsine. başkası olsa, ilgiyi herşekilde toplayacak her türlü silahını cvsine doldururdu. çok hoşuma gitti bu davranışı. bilinçli yaptığını düşündürdü nedense.

neden bilmiyorum ama, cv'sindeki numaradan aramak istedim bian. cv'nin ulaştığını haber vermek için. telefon çaldı uzun uzun, tam ben kapatacakken açtı. "aloo" dedi tedirgin bi sesle cep telefonumu bilmediğinden. "merhabalar, ben ali bursadaki komşunuzun oğlu" dedim. "aaa, merhaba. nasılsınız?" dedi utangaç bi sesle. o sizli konuşunca bende "iyiyim teşekkürler siz?" dedim. kısa bi nasılsınlaşmadan sonra cv'sinin ulaştığını ve birazdan arkadaşımı arayıp ona ileteceğimi haber vermek için aradığımı söyledim. teşekkür etti, tam sohbet bitti telefon kapanıyor derken ben "aileniz nasıllar?" diye sordum. "iyiler, bu haftasonu ordaydım." dedi, sonra biraz daha konuştuk. anadolu lisesine başlayan kardeşinin durumunu falan sordum falan. baktım kız utanıyor gibi çok çekingen. lafı fazla uzatmadan tekrar cv ile ilgileneceğimi söyledim, derslerinde başarılar diledim kapattım. sonrada izmirdeki arkadaşımı aradım. ama açmadı, sanırım duymadı. birazdan tekrar ararım yine açmazsa artık yarın direkt işyerini ararım. cv üzerimde kalmasın, söz verdik bi kere. o da artık umarım yardımcı olur. kırk yılın başı bi işimiz düştü arkadaşımıza. hem daha düzgün şartlarda ve kariyeri için önemli olabilecek bir işte çalışır kız, hem daha fazla kazanır fenamı. bakalım artık.

basit masum kelimeler

yalnızlık zor mesele. insan kendine saçma sapan uğraşlar ediniyor. aslında hiç sevmem ama hatır gönül için çeviri yapıyorum mesela. bir iş arkadaşımın kardeşinin üniversite ders projesi olan bi kitabın önemli yerlerini çeviriyorum. ama yine de canım sıkılıyor.

birşeyler karalamak istedim. tutarlı bişeyler. ama olmuyor. ne yazsam içinde bi şekilde ahmet geçiyor. ahmet'ten ve ilişkimizden minimum bahsetmeyede söz vermiştim oysa. o yüzden yazıp yazıp siliyorum. onu yazmamak için onun dışında kalan şeyleri düşünüyorum. ama aklıma pek bişey gelmiyor. şimdi daha net anladımki onun dışında pek bişey yok hayatımda şuanda. başka bişeyede gerek yok zaten. enazından bunu yazabilirim diye düşündüm. onun hayatımda ne çok olduğunu ve onu ne çok sevdiğimi. bu onu afişe etmek olmaz, sevgisini ortalığa düşürmek olmaz. bunu görse bana kızmaz. sonuçta hislerimin aslı benim kalbimde, burdakiler sadece kelimeler. basit ve masum kelimeler. değil mi????

daha net görüntü

ne diyeceğimi, nerden başlayacağımı bilmiyorum. öncelikle bi önceki yazıda gelen bi yorum üzerine kafama takılan şeyi anlatayım. yorum aynen şöyleydi "burda her şeyinizi şak şak döküyorsun ortaya. ahmet'e yalan söylemiş olmuyor musun? benim sevgilim böyle bir şey yapsa çok kırılırdım"

çok haklı bi yorum. bende bazen bunu düşünüyorum. ama bazende şöyle bakıyorum olaya, eğer bu blog olmasa, ben içimdekileri anlatıp tepki almasaydım ahmet'in bu kadar özel bi insan olacağını farketmeyecektim. tanıştığımız günlerde "rüya gibi masal gibi" yazısında anlattığım gibi başarısız bir seks denemesi sonrası hislerim gelişmeden içimdeki azgın hayvana yenilecekti. sonrada ahmet unutulacaktı, eminim böyle olacaktı. ama içimdekileri bu bloga yazdığım için hislerimi görme şansı buldum. sanki kendimi bloga yazıp öyle okuyor gibi oldum. yani üçüncü bi göz yada ayna görevi görüyor blog benim için birazda. ee tabi sizin verdiğiniz tepkilerde çok önemliydi ve hala önemli inanın.

biliyorum yazdıklarımın çoğu çok özel şeyler. hem onun müsadesi olmadan yazıyorum. ama ne biliim, bu hislerimi paylaşacak kimsede yokki. sizin ferrariniz olsa ne önemi varki, onu birine göstermek istersinizya hep. onun gibi bişi. ee gerçek hayatta bu özel durumu kimseye anlatmakta istemediğimden burada yazıyorum. ama yine de ilişkimizle ilgili daha az yazmaya çalışacağım bundan sonra. söz.

bi diğer anlatmak istediğim şey de haftasonu konuşulanlar. ama tam olarak anlatmayacağım. konuşulanları detaya girmeden yüzeysel geçeceğim üstteki söylediklerimden sonra. evlilik ana konuydu. ağlamadan sızlamadan iki adam gibi oturduk konuştuk herşeyi. gelecekle ilgili düşüncelerimizi konuştuk. ben niyetimi açık açık söyledim. onunla ilgili hayatıma yön verme isteğimi, cesaretimi ve en önemlisi samimiyetimi. bana bunu kendisininde istediğini, durmadan bunu düşündüğünü ama bunun zorluğu ile ilgili çok haklı sebeplerini söyledi. bi ara bana evlilik fikrimi sordu. anlattım fikrimi ve geçmişteki başarısız ilişkilerimi. o da kendi fikrini söyledi. ikimizde bugüne kadar konuşurken böylesine ciddi olmamıştık hiç. kendimi bi ara toplantıda hissettim. bazı gerçekler acıda olsa herşeyi net bilmek güzeldi yinede. çünkü artık kafamda kuracağım şeyler kalmadı. korku dediğim şeyler olasılığa dönüştü. işler biraz daha karmaşıklaştı aslında ama en azından net. bu beni daha iyi hissettiriyor. birbirimize duyduğumuz sevgidende zerre azaltmadı konuştuklarımız, aksine ben onu anlayışla dinlediğim ve anlattıklarına katıldığım için bana dahada güvenle yaklaştı. pazar günümüz çok özel ve güzeldi bu yüzden. dün gece de gitti. ama daha sık görüşeceğiz bundan sonra.

kendimi niyeyse çok iyi hissediyorum. çok güvende. herşeye rağmen her olumsuzluğa rağmen sevildiğimi sevdiğim insandan bu kadar net duymak çok iyi geldi gerçekten.

neyse bu konu uzar. benimde parmaklarım herşeyi dökmeye meyilli ama bunu yapmak doğru değil sanırım. bi önceki yazıdaki yorumuyla bu gerçeği bana hatırlatan mehtap'a teşekkür etmeliyim. bi de şimdi biraz müzik dinlemeliyim. buna su kadar ihtiyacım var.

herkese sevgiler.

foto= flickr, jk5854

yanındayken yazmanın heyecanı

offff, yeni geldik eve. kaç zamandır gitmediğim bi arkadaşıma gittik ahmet'le. aslında huyum değildir davet edilmeden gitmek ama ne biliim, çoktandır görmedim göreyim dedim. eşiylede yakın arkadaşız aslında. üniversitede iken bizim üst sınıflardandı ama bir ara aynı toplulukta birlikte çalışmıştık. neyse işte akşam çaya davet ettirdim zorla kendimi. "ama yalnız değilim arkadaşımda var" dedim. tabi ben telefonda konuşurken ahmet elleriyle işaret ederek "olmaz olmaz, ben gelmiim" der gibiydi. biraz çekiniyor haliyle, nasıl karşılanır bilmediğinden. "sorun olmaz, harbi kızdır bak görünce seversin" dedim "tamam" dedi gittik tatlımızı pastamızı alarak. vardık çayımız hazır, ben geyiğe sardım arkadaş ve eşiyle. ahmet'te 2 yaşında çok tatlı böyle sarı sarı bi oğlanları var, onla oynadı tüm akşam. saat nasıl geçmiş farketmedik bile. ahmet'lede konuştular, öyle zor sorular sormadılar. hatta "nerden tanıştınız" gibi tehlikeli bir sorunun bahsi bile geçmedi. güzel bi akşamdı. bir ara bende çocukla oynadım. çok yorucu bişey. o çocuklar nasıl yorulmuyorlar aklım almıyor. babalık gerçekten zor işmiş. ama cidden ahmet'e yakışıyordu böyle çocuk sevmek sarmalamak falan. çocukta zaten pis alıştı, ahmet durunca bile gidiyor yanına tekmeliyor, "benle oyna" der gibi şeyler yapıyordu. çocuk yorgunluktan koltukta sızdıda öyle çıkabildik.

ha sabahı söylemedim. daha karanlıktı işte onu terminalden alıp eve geldiğimde. hiç bişi yapmadan uyuyalım dedim. o da uyuyamamış otobüste önünde dır dır konuşanlar yüzünden. sarılıp uyuduk, gözümüzü açtığımızda saat 2 idi :) aslında aralarda uyanıp ayıp şeyler deneme isteğimiz oldu ama cidden yorgunmuşuzki bişi olmadı gerçekten. sarılmak uyumak daha şirin geldi ikimizede. sonra kahvaltı, biraz sohbet (neler konuştuğumuzu sonra yazarım, cidden o başlı başına bir konu), biraz playstation ve bi yarım film derken akşam oldu. yemeği bile son anda hazır söyledik. şimdi o tv seyrediyor salonda, bende laptopı çektim önüme güya maillerime bakıyorum :) biliyorum yalan bu yaptığım ama ne bileyim onun yanında iken her anı yazmak istiyorum. çok heyecanlı o an herşey, sonra unutuyorum detayları. aynı rüya gibi. rüyanın içindede herşey nettir ama sonra uyanınca bi cümlelik şey kalırya kafanda. aynen öyle.

neyse çok uzattım, o da kıllandı, siz de sıkıldınız.
son olarak şunu söyliim, şuanda varlığından çok mutluyum. yorumlarınızı okudum dahada mutlu oldum. hepinize iyi geceler. sevgiler.

bir uğrasan diyoruz

ilk dün farkettiler canımın sıkıldığını. işyerinden bir bayan arkadaş farketti hatta. bu konuda kadınlar daha iyi gözlemci sanırım. çok ısrar etti "neyin var" diye ama "yok bişey" diye geçiştirdim hep. yine de inanmamış. bugün öğlen arada o ve birkaç arkadaş gelip "akşam biyerlerde buluşalım mı?" dediler. olayın benim için olduğu aklıma gelmedi. neyse kabul ettim ve akşam 8'de çıktım evden. onlarla kadıköy'de biyerde buluştuk. konu konuyu açtı ve bendeki durgunluğun sebebi soruldu. "özel bi durum yok" falan diyorum ama yok inandıramıyorum. en son anlatayım dedim. zaten içimde sakladıkça olay büyüyor. "hayatımda biri var bi süredir. seviyorum sanırım." dedim ve onlar gülümsemeye başladılar. bende sustum utandım, kızlardan biri "eee" diye devam ettirdi. "işte, bikaç gündür aramız bozuk" dedim. nerden aklına geldiyse kızın bana "bahsettiğin kişi o eski kız arkadaşınmı" diye sordu. "yok" dedim "o bahis çoktan kapandı bitti. bi dahada görüşmedim onunla" dedim ama bu sefer hayatımdaki kişi hakkında kimmiş nasılmış neye benziyormuş gibi şeyler soruyorlar. o an "böyle iri yarı, kıllı, yakışıklı biri" deyip onları duvara çarpmış gibi yapmak vardıya tabi yapmadım. işte tavsiyeler telkinler geliyor bi yandan. "biz kadınlar böyleyiz, şunlara dikkat et" gibicesinden. onlar konuşurken beni bir sessiz gülme tutmazmı. olay gerçekten komik. ben bi erkek için acı çekiyorum ama onlar bana kızlarla nasıl birlikte kalabileceğimi anlatıyorlar. moralim düzeldi anlıycağınız. güzin ablalarım beni iyi hissettirdiler gerçekten. geç olmadanda kalkalım dediler, kalktık.

ama gece bitmemiş meğerse. eve dönüyorken telefon geldi. bi baktım ahmet. heyecanlandım sağa çektim arabayı. uzun zamandır telefonları heyecan yapmıyordu. ama birkaç günlük soğukluk demek ona özlemimi ve hasretimi arttırmış. dışardan arıyordu, gürültü vardı anlamadım söylediklerini. tekrar edince anladım. otogar'daymış ve 12 istanbul otobüsüne biniyormuş. "sabah görüşürüz" dedi kapattı. ne yalan söyliim, o an sevinçten ağladım valla.

tanrım sesimi duydu, dualarımı kabul etti. en ihtiyacım olduğu günlerde onu yanıma yolladı. ne kadar teşekkür etsem az.

şimdi biraz uyuyayım 4:30 gibi uyanıp geçerim otobüs firmasının terminaline erkenden. onu bekletmektense ben beklerim biraz çünkü onu beklemek bile güzel.

mutluluğumu paylaşmak istedim sizlerle. hepinize iyi geceler, tatlı rüyalar. sevgiler.

yarabbi duy, duyur sesimi

bu akşam mail postamda gördüğüm bu şarkıyı dinliyorum bi saattir. şuanki hislerimi anlatıyor sanırım. ben uzatmayayım susayımki siz dinleyin.

(şarkı için teşekkürler selen.)


Mustafa Ceceli - Limon Çiçekleri [Klip]

uzakta çok uzakta güneyde
yazları sıcacık ve aşık
kışları soğuk ve sensiz
bir şehir ve ben üşüyoruz
bir uğrasan diyoruz
iklimi getirsen bereketini bolluğunu
örtsen üzerimize

---

yarabbi duy, duyur sesimi
anlamıyor çaresizliğimi
yarabbi yetiş yarabbi

yarabbi duy, duyur sesimi
anlamıyor kimsesizliğimi
yarabbi el ver yarabbi

tenhada, kuytuda, ücrada
tekinsiz bir mecrada
dua etsem seni dileyen
örtüm, böceğim, bitki örtüm
olacak duam olsan
amin desem hamdetsem
toprağına kök salsam
senle nihayet bulsa ömrüm

acıtan sessizlik

tahmin edebileceğiniz gibi kötü bi akşamdı. saat 23:30lara kadar bekledim arar diye. gün içinde veya akşam müsait olmamışır falan dedim. kurdum durmadan kafamda. hatta kafam dağılsın diye iki film izledim bu arada. ama ikinci filmin ortalarında aklım hep onda olunca kapattım filmi. sonra canım viski içmek istedi ama sanki bian o gözümün önünde yine "içme" der gibi oldu vazgeçtim. başımın ağrısını alsın diye aspirin aldım bitane. yatağa uzandım. yaklaşık 2 saate yakın yatakta bi o yana bi bu yana debelendim durdum. saate baktığımda en son ikiydi. aslında bugün işe biraz geç gitmeyi düşünürken alarmın 7'de çalışıyla uyandım. tekrar uyumak isterken aklıma telefonda bi cevapsız arama yada sms olabileceği ihtimali geldi. ııı ııghh. yoktu bişi. düşündüm biraz onun açısından. düşündükçe bana ait olduğunu düşündüğüm hakları ona veriyorum. onun yerinde olsam benim gibi birini sevmezdim mesela. işin her pisliğine batmış, iflah olmaz birine hiç bulaşmazdım. kendi saf dünyama yakın birilerini arardım. benimle olmak istemesi bile onun ne kadar fedakar olduğunun ispatıydı. piyasada onca dindar, efendi, sadık tip varken ben vardım kalbinde. şimdi düşünüyorumda ben herşeyi fazlaca dört dörtlük olsun istiyorum. çevremdeki en mutlu evliliklerde bile bundan daha ciddi tartışmalar bozuşmalar var. kaldıki bu eşcinsel bi birliktelik. yani gizli yaşanan ve toplum hatta en önemlisi ailelerimiz ve çevremiz tarafından kabul edilmeyen bişey. yani insan bu tür bir ilişkinin içinde enaz iki katı yoruluyor. gizleme çabası, ayakta tutma çabası, evlilik cüzdanı ve çocuk gibi bağlayıcı etkilerin bu ilişkilerde olmaması, ee kendi inandığımız dini değerlerle çelişkimiz vesaire. düşünen bi insan "amaaaaaan.... banane milletten, seviyorum ulen" diyemiyo işte. muhtemelen onun mücadelesi benden daha çetin. ben vahada serap görmenin mutluluğuyla bu tür şeylerin mücadelesini çok vermiyorum. ailemle birlikte yaşamıyorum. tanrı inancım hem onunki kadar kuvvetli değil, yani olayın dini tarafını çok düşünmeden yaşıyorum hislerimi. o bu noktada benden daha farklı. daha büyük bi saavaşın içinde. gerçi yıllar önce o savaşı kısmen bende yaşadım ama işte insan kaşarlanıyo bi zaman sonra. artık lut kavmi dediklerinde içim ürpermiyor. kendimce o tür şeylerin bir cevabı var kafamda. rahatsızlık vermiyor bu yüzden.

işin aslı anladımki ben hatalıyım. birazdan onu arayacağım ve istediği herşeyi uzun uzun açıklamaya hazır olduğumu söyleyeceğim. bu durum onunda canını sıkıyor biliyorum. onun benim yüzümden üzülmesini istemiyorum.

foto= deviantart, biszkopciik

evlilik şakası ya da iması

sessizlik bazen iyi bişi değilmiş.
bikaç gündür kendimi dinlemekle geçti. hareketli haftasonu, yanlış anlaşılmalar, olayları tarafları üzmeden toplama çabam falan cidden yorucuydu. 2 günlük dinlenme sonrası tam kendime gelmişken bugünkü telefon konuşması ile sarsıldım. ahmet'le öğlen arada konuşurken konu yine nasıl olduysa döndü dolandı evliliğe geldi. bana "sen evlenmeyi düşünmüyormusun" diye sordu birden. onun kafasında böyle bir hayal olduğunu biliyordum ama benim içinde böyle bişi düşünmesi garip geldi. daha ben "hayır" diyemeden, "hazır kız da bulmuşsun" dedi. normal telefon görüşmesi olduğu için yüz ifademi görmedi ama cidden gerildi asıldı bi anda yüzüm. "anlattım sana durumu, artık bu konuda açıklama yapmak istemiyorum" dedim, müsadesini istedim ve telefonu kapadım. kapadıktan hemen sonrada pişman oldum neden böyle yaptım diye. aramak istedim tekrar ama tepkimin kısmen haklı olduğunu düşünüp aramadım. o da aramadı. 7 saat geçti o gerginliğin üzerinden ama hala konuşamadık. onu sevdiğimi bile bile bana böyle bişey sorması ağrıma gitti gerçekten. empatik olmaya çalışıyorum, kendimi zorluyorum ama yinede bu sorusuna hak veremiyorum. sahip olduğumuz yada yakaladığımız birliktelik bu ortamlarda kolayca elde edilebilen bişey değil. belki çok fazla acı yaşamadığı için değerini göremiyor olabilir ama ben elimdekinin farkındayım ve bir bebek gibi özenle korumaya çalışıyorum sahip olduklarımızı. ne biliim cidden şaştım kaldım. ne yapacağımı bilmiyorum. gururum ile sevgim arasındayım gibi bişey aslında. elim telefona gidip gidip geliyor.

foto= deviantart, bad-kitty