29 Ocak 2012 Pazar

tatil planları


yakışıklı ile yakın zaman için yurtdışı tatil planı yapmaya çalışıyoruz ama ikimizin de takvimi uyuşmuyor. benim iş için yurtdışına çıktığım bi zaman birlikte çıkmayı bile düşündük. ki ben böyle bişeyin olmasını hiç istemesem de. çünkü ben gidip çalışırken beyimiz gezecek gün boyu. bi de yalnız gideceğim de belli değil. o durumda zaten olay imkansızlaşıyor. biraz daha bekleme kararı aldık. onların projesinin takvimi bikaç hafta içinde daha da netleşecek. o zaman tekrar düşüneceğiz. 

ama gelecek haftasonu için hava biraz daha iyileşirse yakın bi yerlere kaçalım diyoruz. hem bi tazelenmiş oluruz olanlardan sonra hem de bu yoğun iş gündeminin ortasında biraz rahatlarız. bi de bursa olayı var. kaç haftadır gidemedim eve. kıyamet koparıyor annem. bu hafta niyetlendim ama havalar bozunca vazgeçtim. onu da bi şekilde halledeceğim ama ne zaman bilmiyorum. 

 neyse ben mutfağa geçeyim. yakışıklıya yemeğe yardım edelim. yoksa bi saat söylenir :)

22 Ocak 2012 Pazar

teşekkür yemeği


dün akşam şu yakışıklının arkadaşını davet ettim yemeğe. şu beni arayıp bazı durumları anlatan kız vardı ya. bunu nasıl yaptım bilmiyorum ama kıza karşı kendimi borçlu hissediyordum. yaptığı şey büyük cesaret gerektiren bişeydi. yakışıklının dostluğunu da kaybedebilirdi. 

davetime evet yanıtını aldıktan sonra aradım yakışıklıyı. alışverişe çıkmış ailesiyle. onları eve bırakıp sonra kızı alıp geldi.  ben yemeği hazırlamıştım o arada. yedik. konuşurken önceleri utansam da sonra rahat oldum. benim eğilimlerimi yada cinsel dünyamı birinin bilmesi düşündüğüm kadar korkunç değilmiş. yakışıklı gelip sarıldı bi ara, hatta yanağımdan öptü. o anlarda utandım tabii :) sonra birlikte çıktılar çok geç olmadan. 

sabah da kahvaltıya geldi sevgilim. elinde simitlerle, poğaçalarla. kahvaltımızı yaptıktan sonra temizlik yaptık biraz. ama derin bi temizlik oldu. tek başıma girişemiyordum bi türlü. iki kişi 3 saat içinde çabucak bitti. biraz önce çıktı. ben de birazdan çıkarım. arabadan garip bi ses geliyor, gidip ustaya göstereyim gün bitmeden.

photo=techcoquette.com

17 Ocak 2012 Salı

eyvah

geldi


dokundu, öptü, öptü, öptü.


dizimin bağlarını çözdü.


kendime verdiğim sözü çöpe attı.


tenimde biriken arzuları da aldı üstümden.

.......
sanırım yeniden aşık oluyorum.

14 Ocak 2012 Cumartesi

uyandırma

bugün geç uyandım. ama işlerim vardı. eve getirdiğim işler. açtım onları inceledim 5-6 saat kadar. evde sıkılınca dışarı attım kendimi. hazır çıkmışken yemeği halledeyim dedim. ordan da arkadaşımı aradım, müsaitse çayını içmek istediğimi söyledim. bi saatte orada geçmişti ki; yakışıklı aradı. yemek ısmarlamak istemiş bana, ben biraz erkenden o işi hallettiğimi söyledim. yine susunca "ama sen yemek yerken tatlı bişeyler götürebilirim yanında" dedim. çocuk gibi sevindi koca adam :) ben direkt söylediği yere gittim. o benden önce oradaydı, siparişini bile vermişti. 

garipti tavırları, gereğinden fazla mutlu. sormayayım diye direndim ama dayanamadım. "hayırdır noldu, ağzın kulaklarında" diye sordum. arkadaşıyla görüştüğünü söyledi. şu telefonunda benim numaramı çalıp arayan ve durumu anlatan kız var ya. onla işte. "ne konuştunuz ki" dedim. "hiç. havadan sudan. biraz da senin hakkında konuştuk" dedi gülümseyerek. muhtemelen herşeyin yoluna girdiğini falan konuşmuşlardır diye düşündüm. bi de aklıma dün gece aldığım karar geldi. hani bu kararı ona söylememi gerektirecek bi durum yok ortada. ama bi şekilde anlayacak onunla sadece dost olarak kalmak istediğimi. 

aslında benim için de çok garip bi durum. içimdeki sevgi ve arzular hala kocaman iken onunla nasıl dost modunda kalabileceğimi hiç düşünmedim. onu görünce hala dudaklarına yapışasım geliyorken bu iş nasıl olacak cidden bilmiyorum. ama yaşadıklarımızı, olanları ve şuanki şartları düşününce devam edemeyeceğini etse bile ikimize de zarar veren bi ilişkiye dönüşeceğini anladım. mesele yakışıklının annesinin tanıdıklar üzerinden anneme laf ulaştırması değil, iki kez bu konuda teminat verdiği için korkum yok. aldığım kararın bununla ilgisi yok. zaten annesi öyle benim annem gibi çok konuşkan biri değil, çok düşük bi ihtimal için içimdeki hisleri çöpe atacak bi adam değilim ben. asıl mesele bizim ne kadar biz olabileceğimiz konusu. o şuanda tekrar olabilirmişiz hayalini yaşıyor. o kadar yorgun ki, bu mutluluğunu bozmak bile istemiyorum. ama onun hayalinin içinde bana dokunmak, benle sevişmek, bana sarılıp uyumak da var. farkındayım. aslında bu benim şuan dünyada en çok istediğim şey ama şu şartlarda bunları yapmak bizi dost & seks partner karışımı bi pozisyona sokacak. en sevdiğim adamı bu şekilde bi yere koymak beni çok kötü hissettirecek. neyse, şu olacak bu olacak korkuları yerine biraz akışına bırakmalıyım gidişatı. zaten çok da planladığım gibi gitmiyor hayat.

olmuyor

söz verip de ilgilenmiyormuş gibi oldu ama iki akşam da geç çıktım. o vakitten sonra da görüşelim diyemedim evindeki durumları bilemediğim için. ancak gün içlerinde bikaç kez telefonlaşıyoruz "nasılsın? iyi misin?" gibisinden.

bu akşam çıktım işten erkenden çıktım. tabii eve iş getirmek şartıyla :) yakışıklıyı aradım, davet ettim. o gelene kadar salata hazırlamaya fırsatım oldu. dışarıdan hazır bişeyler söyledim bi de. geldi yedik, işten falan konuştuk. biraz da geçmişten. garip oldu. tabii ben kirli geçmişimi anlattıktan geçmiş konusu açılınca utandım biraz. farketti. elimi tuttu. "umurumda değil olanlar, seni seviyorum" dedi. gülümsemekle yetindim. evdeki durumları sordum. "iyi" demekle yetindi. o sırada bana televizyonu açtırdı. gülse birsel'in yeni dizisi başlayacakmış, "izleyelim mi?" dedi. aslında ben avrupa yakası dizisini epey izlemiştim, komikti bazı karakterleri ve esprileri. merak ettim bunu da. gerçi merak etmesem de "evet, izleyelim" derdim zaten. açtım izlemeye başladık. o kıkır kıkır gülüyor her espriye, ben ancak bir ikisinde kopacak duruma gelebildim. bi yandan da gözüm saatte. reklam arası olunca sorma ihtiyacı hissettim. "ailenle sorun olmasın. hani git diye anlama ama geç kalma istersen" dedim. bozuldu sanırım. düzeltmek için bi iki şey daha dedim ama daha b..ka sardım. bana dönüp, sert bi şekilde baktı. sonra da asla ama asla beklemediğim bi şey söyledi. "korkmuyorum, bedeli neyse ödemeye hazırım artık" dedi. o an gözlerinde acıyı gördüm desem yalan olmaz. evdeki durumların iyi olmadığını anladım. kendimi daha fazla sorumlu hissetmemem için söylemese de. ondan böyle bişey duyunca sarıldım, başını omzuma koydum. öyle kaldım biraz. sonra dizinin başladığını farkettim yüzüm televizyona dönük olduğu için. tabii sesini kısmıştım konuşuyoruz diye. o omzumda uyku moduna giren adam dizinin sesini duyunca cin gibi oldu :) çok komikti. öyle başı göğsümde elim saçlarında izledik diziyi. sonra da ben kovdum daha doğrusu evine yolladım "ikimizde bi bedel ödemeye hazır değiliz" manasına gelen yuvarlak cümleler kurarak.

sonra ışıkları kapatıp biraz müzik dinledim tek başıma. yoğun bi haftaydı. her açıdan yoğundu. duygusal olarak da yıpratıcıydı. müzik iyi geldi. gerçekten ruhumu dinlendirdi. yakışıklı ile ilgili de sakince düşünme fırsatım oldu. yeniden yapamayacağımı farkettim ve kabullendim sancılı bi saat sonrası. yani onunla yeniden sevgili olamayız. ama bunu ona söyleyecek cesaretim yok, zaten iradem de yok. biraz zorlasa onla tekrar herşeyi yapmaya müsait bi ruh halindeyim. 

foto=menatplay.com

10 Ocak 2012 Salı

zeytin dalı


bugün daha salim bi kafayla konuşmak için aradım onu, hatta akşam yemeğe davet ettim. çok sevindi, sesinden anladım. ama buluştuğumuzda o kadar mutlu bi adam görmedim. hala yaptıklarının utancını taşıyordu. ama daha dengeliydik ikimiz de. kızmadan, bağırmadan, cinnet geçirmeden konuştuk. ailesine karşı durumu benim üstüme yıkmasını anlayabildiğimi, ama bunu benle paylaşmamış olmasını hala anlamadığımı söyledim yeniden. başını eğdi, tabaktaki yemekle oynadı.

"peki evde durumlar nasıl?" dedim. mutsuz olduğunu söyledi. o günden beri kardeşleriyle tek kelime konuşmadığını, odasına kapandığını, ancak "gel yemeğe", "gel çaya" gibi şeyler için annesiyle üç beş muhatap olduğunu söyledi. bikaç kez de babasının odasına gelip ağzını aradığı falan olmuş. bunları duyduğuma üzüldüm.

ben ailemle böyle bi konuma gelmek hiç istemezdim. yemekte bi ara "annen bizimkilere bişey demez değil mi" dedim. ortak tanışlar olunca ister istemez aklıma gelip duruyor ve beni korkutuyor bu ihtimal. "demez, ben konuştum" dedi.

yemekten kalkmadan sorma ihtiyacı hissettim "peki ne olacak bundan sonra" diye. "bilmiyorum" dedi önce. sonra "biliyorum hiçbişey olmamış gibi davranamayız ikimizde ama" dedi ve duraksadı. "ama ne?" dedim. "ne bileyim. tek bildiğim ben seni seviyorum" dedi. aylar sonra bu tür şeyleri duymak ruhumu okşuyor ister istemez. üstelik işe yaramaz, sadece terkedilmek için yaratıldığımı düşünmeye başlamışken. peki ben ne cevap verdim. hiç bi cevap vermedim. içimden gelmedi. bi tek çıkışta o arabasına yönelmeden "üzülme tamam. olan olmuş. keşke olmasaydı ama oldu. sen ailenle sıkıntılarını hallet. elimden gelen birşey olursa yardım etmek isterim" dedim. ama o öyle bi cevap verdi ki tutulup kaldım öyle. "sen sadece beni sev yeter". ne denir ki böyle bi sözü içten söyleyen biri karşısında. insanın varsa kızgınlığı, kini, gururu falan etkisizleşir o anda. işte o anda "seviyorum zaten" dedim. çocuk gibi sevinerek bindi arabasına.

onun bana yaptığı gibi sessiz kalmak yerine buluşmamız iyi oldu. ama kafamdaki soruya yanıt veremedim henüz. yanında olacağımı söyledim fakat bunun şeklini söylemedim. çünkü ben de bilmiyorum. artık tekrar sevgili olabilir miyiz, bunu bilmiyorum. sevgi hala var, şehvet desen çok fazla. ama olup bitenlerin götürdükleri de öyle. bugün karşı karşıya otururken bunu daha iyi hissettim. o yüzden kararsızım. belki de böyle kalmalıyım. bi karar almadan zamana bırakmalıyım.

9 Ocak 2012 Pazartesi

sapık

aramadı henüz, mesaj da atmadı. ben de aramaya cesaret edemedim. ama onun susması garip gerçekten. bu kadar ısrarla iletişim kurmak isterken, birden bire.

bu arada bi konuyu anlatmadım ben. o gün, yani yakışıklının arkadaşının aradığı gün konuştuklarımızı.

yakışıklının kız kardeşi bi akrabalarını aramak için bundan telefonunu istemiş. o sırada benim attığım mesajı kız yanlışlıkla okumuş. adımı bildiği için yanlışlıkla yolladığımı düşünmüş. o sırada da yakışıklının sıkışıp lavaboya giresi tutmuş, kız neyine lazımsa mesajlarına bakmış. adıma bir klasör içinde yazdığım mesajları görmüş. önce bi tepki vermemiş. annesine anlatmış, tabii o da babasını aramış. 2 saat geçmeden babası eve gelmiş ve kıyamet kopmuş. tabii yakışıklı benim yolladığım mesajın okunduğunu bilmediği için bihabermiş durumdan. bana "hayatımda hiiç bu kadar kötü hissetmemiştim" dedi. bi yanda anne ağlıyor, bi baba bağıra bağıra "anlat" diyormuş. o an yapılabilecek en saçma ama belki o an için en mantıklı şeyi yapmış. belki kendini kurtarmak, belki de o an ailesinin çektiği acıyı azaltmak için. benim eşcinsel olduğumu söylemiş. ona aşık olduğumu, o istemese de ısrar ettiğimi falan söylemiş. bana yardım etmek için anlayış gösterdiğini falan anlatmış. kısaca b..ku bana atmış.

tabii ailesinin şüpheleri bitmemiş hemen. ekim başlarındaki soğukluk, biraz zaman istemesi hatta dayısının rahatsızlığında kızla görüşmeleri hep bundanmış. güya ailesini daha fazla üzmemek ve şüphelerini azaltmak istemiş. hem beni sattığını, ailesinin gözünde bi sapık olduğumu bilmemi istememiş. hem de zarar görmemden korkmuş. böyle yaparak ben en büyük zararı verdiğini aklına getirmemiş bile. güçlüyüm ya, sabrederim ya, beklerim ya.

yapamadım tabii, sabredemedim, en son o akşam yemeği cinneti sonrası ilişkiyi bitiren bendim. o sırada o karışıklığın ortasında o kızla yeniden olabilir mi diye düşünmüş ama yapamamış. haftalardır bana ulaşmaya çalışmış, ama utandığı için çok ısrarcı da olamamış. artık dayanamayacak duruma geldiği için kapıma gelmiş.

sonrasını biliyorsunuz.

işte durum bu. yaptıklarını hala mantıklı bulmasam da, yaşadığı şeyin çok sıradan olmadığını kabul edebiliyorum. aynı durumda benim de benzer saçmalıklar yapabileceğimi kestirebiliyorum. bi tek anlayamadığım bunu benimle paylaşmak istememiş olması.

bi de şu var. yaşadıklarından dolayı biraz kendimi sorumlu tutuyorum. o ailesiyle yaşayan biri sonuçta. onlara bakıyor her gün her akşam. şuanda bile zor durumda olduğunu hissediyorum.

hala ne yapacağıma karar vermiş değilim. muhtemelen benim bi adım atmamı bekliyor. muhtemelen onu aramamı bekliyor tekrar kapıma dayanmamak için. ama bunu yapmak benim için de kolay değil. o kadar zaman, o kadar acı girdi ki araya. ne yapacağımı bilmiyorum.

7 Ocak 2012 Cumartesi

olmalı mı olmamalı mı?


dün işten geç geldim. duş alıp bişeyler hazırladım atıştırmalık. televizyona bakınırken kapı çaldı, "kim o" dedim yine onun sesini duydum. "biraz konuşabilir miyiz" dedi. cevap vermeden apartman kapısını açtım. o asansörde iken geçen gün yakın arkadaşı beni arayıp anlattıklarını anımsadım. o gece zaten hep kızın söyledikleri aklımdaydı. bunları gerçekten yakışıklıdan duymak istemiştim aslında. enazından yaşadığım güzel hislerin bitmesi için daha mantıklı ve geçerli sebeplerim olacaktı ve ben de daha iyi hissedecektim. asansörün kapısı açıldı, şaşırdım biraz. saçları nerdeyse kazıtmış kış günü. sakalı da saçı kadar uzamıştı. içeri geçti, oturdu. "nasılsın?" dedi. "iyi olmaya çalışıyorum" dedim. sustuk bi süre. ellerini sıkıp duruyordu. bi de dudaklarını ısırıyordu stresten. "ailen biliyor mu artık" dedim. gözleri açıldı, şaşırdı. "bana neden söylemedin bunu" dedim. cevap vermedi. "arkadaşın aradı beni, bazı şeyler anlattı" dedim. "nasıl?" dedi. bi gece dertleştikleri sırada telefon numaramı aldığını söylediğim de dişlerini sıktı, kıza sinirlendi muhtemelen. "aranız bozulsun istemem ama keşke onla paylaştığın şeyleri benle de paylaşsaydın" dedim. "ne dedi sana" diye sordu. söyledim hepsini. utandı. sustu. sustuk daha doğrusu. belki 2 dakika öyle alakasız yerlere baktık. onun yaşadıklarının da benimki kadar zor olduğunu düşündüm. gözgöze geldik bi an. o an ağlamaya başladı. gözyaşları içimi yaktı yıktı sanki. dayanamadım, kalkıp yanına oturdum. elini tuttum. gözlerime baktı, tam bi çocuk gibiydi sanki. şefkate muhtaç bi çocuk gibi. yine tutamadım kendimi sarıldım, başını tutup omzuma koydum. öyle durduk biraz, sonra da saçlarını okşadım. o an bulutlar üstündeydim zaten. ne yaptığımı bilmiyordum. o kadar özlemişim ki, sıcaklığını, ellerine saçlarına dokunmayı. başını kaldırdı. ıslak yanağı yanağıma değdi. o an heyecanlandım, ben de gözlerimi kapadım. sonra dudağını yanağımda hissettim. sonra da dudaklarımız birleşti, ipler koptu zaten. aylardır ilk defa nefes alıyordum sanki. ilk defa böyle hasretle öptüm birini. dakikalarca öptüm. yorulana kadar. o sırada telefonum çaldı, annem arıyordu. ona baktım, hatta normalde 2 dakika konuşurken uzattım biraz konuşmayı. bi yandan da ben ne yaptım ne yapıyorum diye soruyordum kendime. telefonu kapatıp içeri geldim, yakışıklı hazırlanmış çıkıyordu. "ben gideyim" dedi. bişey diyemedim. sonra "beni affet yaptıklarım için" dedi. dudaklarımı sıktım sadece. bişey demedim. tam kapıda çıkarken "seni çok seviyorum" dedi. sessizce "ben de" deyip tekrar yapıştım dudaklarına, öptüm uzun uzun. hatta öyle ayaküstü sevişecek gibi oldum ki, içimden bi ses "yok yapma" dedi. sonra geri çektim kendimi. o da hemen çıktı zaten.

öyle oturmuş onu düşünürken uyuyakalmışım. kaç gündür 4-5 saat uyku ile yaşamak zorunda kalınca insan yığılıyor olduğu yerde. sabah da geç uyandım. telefona baktım. mesaj falan yoktu. garip durumdayım şimdi. ne yapacağımı bilmiyorum. aylardır hiçbişey olmamış gibi davranmak ikimiz için de zor. hele ki onunla ilişkimizi ailesi bilirken.

foto=hercampus.com

2 Ocak 2012 Pazartesi

yılbaşı eğlencesi

yılbaşı gecesini anlatacaktım, vakit olmadı o gün.
bu sene geçen seneye göre daha kalabalık bi ekiptik. müzik de güzeldi. biraz tarzını bulamamış bi tipti söyleyen ama güzeldi yine de. halayda çektirdi, göbek de attırdı. benim sesim kısıldı yine bağırmaktan. bi de fena sarhoş oldum. bi ara durup durup yakınımdakileri yanaktan öptüğümü ve kendimi öptürdüğümü hatırlıyorum. zaten sonumu tahmin ettiğim için mekana taksiyle gitmiştim. 

gece de dostum bıraktı eve. sonrasını hatırlamıyorum :) 
geç uyandım zaten, başım kaynıyordu resmen. kahve içince kendime gelebildim. sonra da güzel güzel kahvaltımı yaptım, temizlik falan derken korka korka spora gittim. neyse ki yakışıklı yoktu, rahat rahat sporumu yaptım terimi attım.

akşam eve gelmiştim ki kapı çaldı. canım dostum elinde bi kilo dondurma. içeri girdi, "al şimdi doya doya ye" dedi bana. ben anlamadım tabii, sorunca anlattı. gece beni eve bırakırken dondurma dondurma diye tutturmuşum. artık nasıl canım çekmişse, bu da epey bi turlamış gecenin yarısı bizim buraları, açık bi pastane bulamamış. en son sızmışım arabada, o da öylece beni eve bırakmış. tabii ben bu detayları hiiiç hatırlamıyorum. neyse yedik dondurmaları, çok durmadı gitti. aslında ben bi yıl falan önce bu dostum hakkında bişeyler yazmıştım. (http://biseksuel.blogspot.com/2010/10/cldrtan-soru-homoseksuel-mi.html) dün akşam yine yazıdakine benzer bişeyler hissettim. ama garip olan şu, ben onunla yalnız kaldığımda bu hisse kapılıyorum sadece. belki de kendime bi dayanak falan arıyor bilinçaltım bu ara. çünkü geçen işyerinden o arkadaş için de benzer şüpheler hissetmiştim. sorun ben de sanırım. milletin özelini irdelemek yerine kendime baksam iyi olacak.

1 Ocak 2012 Pazar

hoşgeldin 2012

yeni yılın sizlere barış, sağlık, huzur, güven, aşk ve mutluluk getirmesini diliyorum.

mutlu yıllar