
perşembe akşam dışarı çıkmıştım. tam göztepe köprüsünden aşağı inerken kaza geçirdim. aceminin teki güm diye girdi sol arka tekerin ordan. toparlayayım istedim ama ben de refüje girdim. arkadaştan çıkmıştım, 5 dkya evde olurum diye de emniyet kemerimi takmamıştım. o beş dakikayı hatırlamıyorum. hızlı değildim ama kafayı cama vurunca o an ne olduysa artık. kısacık saçımın tam ortasına şekil olsun diye 4 dikiş atmışlar. tabii bizimkilere haber vermiş polis, annemler kızıl kıyamet kalkmış gelmişler. hastanede kendime gelirken onları görünce acaip şaşırdım. üzüldüm mutlu oldum. ağlamaya başladım o halimde. annem ağlıyor, kardeşlerim de. babam da ağlamamak için zor tutuyordu. o anı unutmayacağım. neyseki tetkiklerde kötü bişey çıkmadı. iç kanama nedeniyle korkmuşlardı doktorlar. ama dinlensin demişler diye annem işe salmıyor beni :) iki gündür evde yatıyorum. aslında yatamıyorum. ilk defa aile tam kadro bizim evdeyiz. ee bi de geçmiş olsuna gelenler var dostlarım, iş arkadaşlarım, hatta sevmediğim üst yönetimden bi kişi bile. bunlar güzel şeyler.
babamla kardeşim dönecekler yarın, kızkardeşim de onlarla gidip anneme ve kendine biraz kıyafet falan alıp gelecek. annem bi süre yanımda kalmak istiyor. hiç itiraz etmedim bu duruma tabi. hani önemsenmek güzel bişey hakkaten. hele bu sevgiyle oluyorsa ayrı bi güzel.
bu arada dün ahmet aradı, kazayı söylemedim telaşlanmasın diye. bi de şems aradı, önce açmadım ama ısrarla 3-4 kez arayınca açtım. nedense ona söyledim kazayı. yapabileceği bişey olup olmadığını falan sordu. teşekkür ettim. gidiyormuş istanbul'dan görüşmek istemiş. niye görüşmek istiyorsa artık. neyse, bunları düşünecek durumda değilim. inanın hastanede acilde yanımda yatanları hatırlayınca bu tür şeylerin geçici kaygılar olduğuna emin oldum ve tanrıya defalarca şükrettim bana sağladıkları için.
foto=deviantart, tuareg