15 Temmuz 2009 Çarşamba

ibne =? gay

bugün öğlen arada eski arkadaşlarla buluştuk. yemek bahane, muhabbet şahane idi. bi ara konu nerden oralara geldiyse homofobik bi muhabbet oluştu. arkadaşlardan biri, evlenmiş bir lezbiyenle bi ortamda karşılaştıgını anlattı. işte kız gururla düğün resimlerini falan gösteriyomuş :) ama anlatan arkadaş bahsederken saygılı olsada, diğer bi arkadaş lafa atladı. "ben kadınların kadınlarla ilişkisini anlıyomda erkeklerle erkekleri anlamıyom" dedi. söz hakkı doğdu bana :) "niyeki. aynı şey değilmi" diye sordum. "bilmem ama erkekle erkegin ilişkisi midemi bulandırıyor" dedi. "garip bi bakış açısı seninkide" dedim sustum. muhabbet katlanarak devam etti. erkek homoseksüelliğinin yeni çağın icadı olduğunu falan savundu arkadaş. o ara diğer arkadaşlardan biri daha lafa atladı "iskender ibne değilmiymiş" dedi. farketmesemde iyice sinirlendim bu lafa. "yaw yemekte konuştuğumuz konuya bak" dedim, herkes güldü sustuk.

çok sevdigim arkadaşlar hepsi üstelik minimum lisans düzeyinde kariyer sahibi adamlar ama o kadar ortam ve farklı insan görmüş bu insanların olaya bakış açıları beni kötü hissettirdi o an. sanki bu homoseksüel şeyler sırf zevk için oluyomuş gibi insanları hor görmelerine üzüldüm. halbuki o kadar ağır birşeyki bu hislerle yaşamak, bi bilseler belki saygı bile duyarlardı. ama söylediklerine bi nebzede hak verdim. gay kimliğini toplumda söyleyebilen tipler nerdeyse hiçbi değere sahip olmadıklarından "ibne" lafını sonuna kadar hakediyoruz. ee sonuçta kurunun yanında yaşta yanar herzaman demi..

umuyorumki out yaşayan tipler düzgün insanlar haline gelirlerde kendini gizleyen bizler dahada içimize kapanıp bi korku içinde yaşamayız.

tarih= 4 mayıs 2009 (ahmet'ten sonra)

fotograf=flickr, sarah adamms

13 Temmuz 2009 Pazartesi

ah bu şarkıların gözü kör olsun

akşam maillere ve feysbuka bakıyordum. arkadaşın biri video yollamış. daha doğrusu klip. belki en son 10 sene evvel dinlemiştim izel'in ah yandım şarkısını. olacakları bile bile açtım tekrar dinledim. sözleri beni çoook uzaklara götürdü. çok geçmişe. kendimi temiz diye niteleyebileceğim günlere. sonra şimdiki zamandan tek sermayem ahmet girdi o günlerin içine. kendimi ne kadar yalnız ve kötü hissettim anlatamam. ağlamamak için zor tuttum kendimi. ya ama baksanıza bu sözlere kim dayanır ki:

yarınlar yok gibi/ güneş hiç doğmayacak/ o gitti,ah gitti/ bir daha hiç dönmeyecek/ ah yandım ben allahım/ buna can dayanmaz/ al onu getir geri/ bir daha vermeyeyim/al onu ver bana geri/ son bir daha göreyim/ gidipte dönmeyeyim/ ah yandım ben allahım/ buna can dayanmaz/ al onu getir geri/ bir daha vermeyeyim/al onu ver bana geri..

hava alırsam kendime gelirim dedim. çıktım yürüyorum. evden biraz ilerde böyle konteynır gibi bişeyden bateri sesi geliyordu. hangi entel bekçi son ses yabancı müzik dinliyo diye yaklaştım. birde ne göriim. 3-4 genç bi konteyner içine tıkışıp sistemi kurmuşlar "knock knock. knocking on heavens door" çalıp söylüyolar. farketmeden sonuna kadar dinleyip eşlik ettim bende. şimdi geldim eve knock knock diye diye. gayet mutlu birşekilde.

işte şarkılar böyle şebek ediyor adamı. ağlatır, güldürür, bigün belki öldürür.

fotoğraf= deviantart, anachronist84

12 Temmuz 2009 Pazar

nefes al nefes ver

tekrar nefes almaya başladım. ama akşam çok kötü oldum. her gidişinde böyle oluyorum. herşeye alıştımda bi bu gitmelerine alışamadım.

spora gittim rahatlatır diye ordan geldim haftalık temizlik falan derken yine evde yalnız olduğumu farkettim. makinanın başına oturdum. niyeyse ilk bloggerı açtım. sanırım bu blog beni biraz rahatlatıyor. yani öyle internette girip gezdiğim bişide yok, ee oyun oynamayı falanda sevmiyorum. yazmak içimi hafifletiyor. yada milletin hikayesini okumakta güzel. takip ettiğim bloglarda beni aratmayacak heyecanda olaylara şahit oluyorum :) vakit geçiyor bir şekilde.

fotoğraf= flickr, shadowplay

rüya sonrası

yine bi rüyadan uyandım.
yine gitti benden uzaklara.

ama ben şimdiden özledim masum sıcaklığını
ve yeni bi rüya için beklemeye başladım. :(

11 Temmuz 2009 Cumartesi

kıskanmak aşkın kanununda var

akşam bi arkadaşım aradı. "müsaitsen dışarı çıkalımmı" dedi, muhtemelen beni eğlenmeye götürcekti. "ya misafirim var istersen sen gel bizde oturalım" dedim. aslında gelmemesi için bi yalan atabilirdim ama ne biliim ahmet'in dünyamın bir parçası olduğunu hissetmesini istedim. dostlarıma arkadaşlarıma kadar herkesi tanıtmak istiyorum, bi fırsattı buda.

neyse arkadaş geldi tam biz yemek yerken. tanıştırdım tabi onları. yemekten sonra muhabbet ortamı oluşunca, arkadaş biraz fazla samimileşti. elini omzuma attı bi ara yaklaşık iki üç dakika eli omzumda kaldı. o sıradada ara ara omzumu sıkıyordu masaj yapar gibi. ama kötü bi niyeti olmadığına eminim. o ara ahmet'in suratının düştüğünü gördüm. bişey almak için mutfağa geçince peşimden geldi. "ne bu muhabbetler sarılmalar falan. kim bu böyle" diye hesap sordu. kıskanılmak çok hoşuma gittiğinden sanırım gülmeye başladım. "yok yav. sıradan bi arkadaş. onun huyu böyle" dedim ama pek inanmadı gibi. neyse döndük salona ama kendimi garantiye almak için diğer koltuğa oturdum. arkadaşta misafirimden dolayı çok durmadan gitti.

ahmet'in suratı hala bi karıştı. arkadaş kapıdan cıktıktan sonra bi geldim salonda sinirden tvyi açmış son hız zap yapıyor. arkadan sarıldım sıkıca. yanaklarından öptüm masumca. tüm buzları erittim sanırım. gülümsedi. o zaten gülümseyince benim değil buzlarım içim bile eriyor.

şimdide bi maillere bakmak için oturdum makine başına gelmişken bu akşamki olayı unutmadan paylaşmak istedim. uzattım sanırım, işkillendi, hemen çıkmalıyım.

sevgiler........

bir rüya gibi

dün gece geç geldi. gidip firmanın terminalinde beklerken çok garip oldum. böyle türkan şoray mıydı hülya koçyiğit miydi hatırlamıyorum. işte bi filmde dağın bi yanına geçip hergün yol beklediği sahne geldi aklıma. aynı öyle beklerken, otobüs geldi, indi otobüsten arabaya atladık. eve varıncaya kadar elimi tuttu vites kolunun üstünde. eve girince koptu asıl kıyamet. sıkıca sarıldık sözleşmiş gibi, kaç dakka öyle kaldık bilmiyorum. artık heyecandan bi ara bacaklarımın bağı çözülür gibi oldu diye içeri geçtik. saat daha geç olmadan uyumadan bi duş aldırdım rahatlasın diye. bu sefer eşofman havlu falan getirme demiştim. benim uzun penyelerden verdim pekte yakıştı :)

yatağa geçtik. uykusuzluktan geberiyordum ama uyuyamadım. yarım saatten fazla konuştuk. hep güzel sözler güzel şeyler söyledi. uykuya daldığını farkedince daha sıkı sarıldım ona. tanrıya şükrederek bende uykuya daldım. sabah yine ilk ben uyandım. gözlerimi açtım yanımda bebekler gibi uyuyordu. öyle seyrettim uzun uzun. seyrettikçe tanrıya şükrettim, seyrettikçe tanrıya teşekkür ettim. sonra mutfağa geçip kahvaltı hazırlamaya başladım. o ara uyandı. yardıma geldi. beraber bişeyler hazırladık. annesi börek çörek yapmış bize. onlarıda sofraya koyarak kahvaltımızı yaptık. herşey film gibiydi. hergün böyle olsa keşke dedim ona bakıp bakıp.

şimdi biraz önce dışarı çıktı. annesi dayısına birşeyler yollamış onları teslim edip gelcek. gelcek ama benim içim bi garip. yaşadığım onca şeylerden sonra onca zamandan sonra bu kadarını haketmediğimi düşünüyorum. sanki birşeyler bu rüyayı sonlandırabilir diye tekrar yıkılmamak için tetikte bekliyorum. ama bu korku şuanı yaşamama engel değil.
seviyorum seviliyorum. bundan daha güzel ne olabilirki dünyada.

fotoğraf=photobucket,frankiejwatson

9 Temmuz 2009 Perşembe

cheek to cheek

çalar saatim akıllı değil. bu gece saatler ileri alınmış benimkinin haberi yok, beni sabahın köründe kaldırdı. kahvaltıya ve akabinde oy kullanmaya geçmeden dün akşamı anlatmak istedim ilkin. güzeldi. arkadaş geldi. annesi yaprak dolma yapmış, bide çorba vardı. az soğumuştu ama ısıttım hemen, sıcacık içtim yedim. sonra getirdiği "ali:fear eats the soul" (ali:korku ruhu kemirir) diye eski bi filmi izledik. gına geldi izlerken bana, ama o nasıl dikkatle izliyor görmeliydiniz. bi ara ne cesaretle bilmiyom ama uyur gibi yapıp başımı omzuna koydum. hem bi tepki verip vermeyeceğini görmek istedim, hemde birinin omzuna başımı koymayı özlemişim. o da başını başıma dayasa o an oracıkta ona aşık olabilirdim. o kadar şefkate açım bu ara. çok şükür yapmadı o da öyle bişi, tepkisiz durdu. bende uyanmış gibi yaptım biraz vakit geçince, filmi izledim. sonra bende ona zorla maçı izlettim :) ispanya gol attıktan sonra kapattım tvyi. o da gitti. keşke kalsa başını başıma dayasaydı. günlük hayattan tanıdığım birinin benzer eşcinsel eğilimler taşıması beni daha güvende hissettirir, cesaretlendirirdi. :(

tarih=29 mart 2009 (ahmet'ten önce)

8 Temmuz 2009 Çarşamba

my thriller and moonwalk


michael jackson'in dünkü hazin cenaze töreni sonrası bu dünyadan gittiğini anladım. ölüm böyle bişi işte. zamansız ve tüm planları ezen türden bişi. adam zor bi hayat yaşadı, ölürken mutlumuydu bilmiyorum ama ben dahil milyonlarca kişiyi mutlu etti hep gülen yüzüyle. şarkılarında yaşayacak artık. danslarıyla yaşatılacak.

bende tekrar açtım şarkılarını dinliyorum. hatta dayanamayıp bikaç şarkıda dans bile ettim. aslında mahallede moonwalk'u ilk öğrenen bendim zaten. thriller şarkısına gelmişti sıra tam zombi gibi dansediyordumki telefon çaldı. ahmetmiş. müziği kıstım konuştuk. konu konuyu açtı "ben seni çook özledim yine" dedim. araya bikaç cümle girdi, maykıl abiyi konuştuk, ölümü konuştuk, hayatın kısalığından yakındık. sonra en çok duymak isteyeceğim soruyu sordu bana. "haftasonu gelmemi istermisin?"

daha önceki gelişlerinde gelmesini ben istemiş, ben davet etmiştim ama bu defa o teklifte bulundu. bu ayrıca çok çok hoşuma gitti. "tabiiki, bi planım yok zaten" dedim. haftasonu burda inşallah. acaip mutluyum kasvetli şu üç-beş günün ardından.

evlilik baskısı

evet. bu ara en önemli gündemime geldi mesele. EVLiLiK...

yıllardır hiç olmadığı kadar baskı altındayım evlilik konusunda. bursa'daki ailemin uzaktan evlen baskıları, annemin aralarda gelip evi temizlerken "ah bi gelinim yokki evirsin çevirsin burayı" ağlamaları iyice zıvanadan çıkarıyor beni. yaşımda aldı başını gidiyor hani, haksız değil kadın. dışardan görünen şu; ben bilerek evliliği erteliyorum.

ama içerden görüneni anlatayım. heteroseksüel olsam muhtemelen 8 yaşlarında bir çocuğum vardı. evlenmeyi düşündüm yıllar önce. olmadı zaten yaşım küçüktü ve yeni yeni erkeklere karşı ilgimi farkediyordum. cehalet mutluluktur lafı boş değil. ben kendimi tanıdıkça kadınlara karşı hislerim biraz daha şüphe kaplandı. gün geldi kadın ve erkeğin benim için anlamını bile şaşırdım. ama şimdi eminim hislerimden, kadınlar kadar erkek teninden ve varlığından zevk aldıgımı ve mutlu olduğumu biliyorum. bu karmaşık ruh hali beni evlenmek fikrinden uzak tutuyor. daha doğrusu korkutuyor. resmi bir evrakla baglılıgımı birine kanıtladıktan sonra hemcinsime karşı ilgimin tekrar taşmasından çok korkuyorum. yani evli ama erkeklerle yada tek erkekle ilişkisi olan bi adam olmaktansa bekar ve yalnız olmak daha az vicdanımı rahatsız ediyor. ailemin ve çevremin "evlen olm" baskılarına bir şekilde sabredebiliyorum. bakalım ne kadar dayanabileceğim buna. yada aklımı herşeyden uzaklaştıracak bi kız çıkacakmı karşıma. görelim..

tarih=25 mart 2009 (ahmet'ten önce)

7 Temmuz 2009 Salı

siz hiç ...??

sizin hiç hasretten karnınıza ağrılar girdimi?

onun dokunduğu herşeye teninin sıcaklığı tazedir diye dokundunuzmu?

yada değiştiremediğiniz gerçeklerin sınırladığı hayata isyan ettiğiniz?

"neden ama neden?" diye söylenip ağladığınız?

ağladıkçada daha çok özleyip acı çektiğiniz?

ben bugün karın ağrılarımla beynimin zonklarını karıştırıp acıya bana bana isyan ederek ağladım. ama hiçbi duam hiçbi gözyaşım onu bana yakınlaştırmadı. mutluluk hep bi telefon uzağımda kaldı. işte en çokta buna ağladım.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

kadın-erkek farketmez :)

natalie portman & keira knightley kırması

kadınlarda ve erkeklerde beni cezbeden şeylerin çoğu ortak aslında.

* az sivri yüz hatları(şekil 1.a),
* belirgin ve kendinden düzgün kaşlar,
* uzun boy(maksimum benim kadar tabi),
* sanattan müzikten anlama,
* güzel bi konuşma sesi,
* güzel ve bakmayı bilen gözler(çok önemli),
* paspal giyinmeme ama moda ikonasıda olmama,
* yumuşak eller,
* sürekli gülümseyebilme,
* geniş omuz(kadında abartısı çirkin tabi),
* kokmayan ağız
* lisans düzeyi eğitim(iş başvurusu gibi oldu)
* minimum 110 IQ puanı,
* sigara içmeme ve aralarda alkol alabilme,
* mistizme ilgi merak,

bu saydıklarıma yada büyük bi kısmına sahip herkes ilgimi çeker. bide arada karşılıklı duygu oluşursa neler olur bilemiyorum. ama güzel olur sanki :)

tarih= 24 mart 2009 (ahmet'ten önce)

homoseksüel hislerin ağırlığı

intihar, her gay veya biseksüelin aklından geçmiştir mutlaka. sonuçta bu hislerin varlığını kabullenmek hazmetmek zorlu bi süreç hakkaten. hatta bunu kabul edip hazmedemeden ölen milyonlarca insan var şimdiki dünyada. ama herkese saygım var. homofobik tavırlarla homoseksüel hislerini örtmeye çalışan magandalara bile.

konu dağılmasın, intihardan bahsediyorum. bir ara bir erkekle yazışıyordum. ruh hali çok hızlı değişen içe kapanık biriydi. henüz ne kadın tenine dokunmamıştı. ama hisleri arzuları daha çok erkekten yanaydı anladığım. işin kötüsü dış görünüşünüde beğenmiyordu. tamam yakışıklı değildi ama bence çok sempatik ve sevimliydi. defalarca söylememe rağmen temcid pilavı gibi tekrar ediyordu kimsenin onu istemeyeceği fikrini. iyice gerildim sildim msnden. kader ya yine karşılaştık nette. çok kötü günler yaşamış, ama hala bakir :) ve intihar teşebbüsü olmuş. :(
bana güveniyor ama ne yapacağımı bilmiyorum. bu durumdaki birine karşı napılır onuda bilmiyorum..

tarih= 24 mart 2009 (ahmet'ten önce)

hafıza kaybı: ara boşluk


sanırım iyice ihtiyarladım ben. geçen gün işyerinde bi evrağı kaybetmiştim. yaklaşık bi saat aramıştım. tüm çekmecelerde çantalarda. hatta karışmıştır diye yakınımda oturan bi iki arkadaşın çekmecelerinede bakmıştım onların izniyle. iyice başım dönmüştü, tansiyonum düşmüştü sinirden. aslında çok önemli bişey değildi ama taktımmı takıyorum ben böyle işte. bulamadım evrağı tabi. ama bugün bi ara çekmeceden bişi çıkarırken dosyanın birinin altına yapıştığını farkettim. başladım kahkahalarla gülmeye. delirdigimi düşünüp "noldu" diye soranlara kağıdı gösterdim bişi anlamadılar. "geçenki aranan evrak burdaymış" deyince onlarda katıldılar.

evdede böyle oluyor bazen. bişi bırakıyorum biyere. sonra gelince onu bulamıyorum. saatlerce aradığım oluyor o şeyi. hatta evde cin vardır peri vardır diye korkuyorumda biraz. ama aslında sanırım bi hafıza boşluğu oluşuyor bende. arada yaptığım birşeyi unutuyorum. umarım alzheimer belirtisi falan değildir. daha yolun yarısına varmadan..

fotoğraf= deviantart, ragdollar

5 Temmuz 2009 Pazar

yemek yiyene yılan bile bakmaz

akşam yemeği için dışarı çıkayım dedim. evde geçen iki günden sonra biraz kalabalığa karışmak gerçekten iyi geldi. hele denize bakarak yemek yemek ayrı bi güzel. yalnız yemeği abartmışım sanırım midem davul gibiydi. arabaya oturdum ama oturamadım şişlikten :)
yemek sırasında bi aile gelmişti. bana bakıp fısır fısır konuşuyorlardı kendi aralarında. önce masanın altında görünmesede fermuarımı kontrol ettim. sonra yüzümü yokladım bişey yapışmış olabilirmi diye ama sorun bende değildi. ottuzlu yaşlarda yalnız başına yemek yiyen bir adam sanırım acınası olduğundan iç çeker gibiydiler halime bakıp. en son bana bakarken yakaladığım ailenin kızına çok pis sert baktım. kız ürktü, bişiler dedi ailesine. bi dahada bakmadılar ailecek. hiç sevmem normalde zaten yemek yerken bana bakılmasını. yemek yerken değilde çok iri doğranmış salata falan yerken ağzım şekilden şeklile girebiliyor. hatta öyle bivaziyette çekilmiş yakılası fotolarım vardır arkadaşlarda. tehdit amaçlı saklarlar :)

fotoğraf= gettyimages

kadın nickli erkekler

canım sıkılıyo bugün. keşke dün eve gitseydim. eve derken bursa'ya. hem şu biblolardan oluşan kutuyuda verirdim anneme. hemde onun güzel yemeklerinden yer, belki bugün piknik bile yapardık.

sıkıntıdan kitap okuyorum iki gündür, bide birikmiş pek favori olmayan filmler vardı onları izliyorum. bazıları gerçekten güzelmiş, ayırıyorum onları. bugün için yakınımda konser yada sergi falan varmı diye bakıyorum şimdide internetten.

dün çok komikti. sıkılmıştım, internete dalmıştım. haber, şu, bu kesmedi. ee msn'i de yasakladı ahmet beyimiz, ne yapsam diye düşünürken kendimi bi chat sitesinde buldum. insanlarla öylesine sohbet etmek istiyorum ama nafile. herkes cinsiyet soruyor ilk olarak. erkek deyince 'bye' diyolar hemen. malum bizim milletin chat anlayışı seks sadece. neyse sonunda bi kıza denk geldim, konuştuk uzun süre. yalanmı yanlışmı bilmediğim bi yığın şey anlattı. sabırla dinledim. en son 'bişi söyliimmi sana' dedi, 'söyle' dedim. 'ben erkeğim' aslında dedi. niye böyle bişi yaptığını sordum, 'milletle dalga geçmek' hoşuna gidiyomuş, ama beni samimi bulmuşmuş diye itiraf etmişmiş. msn'e ekleşelim falan dedi, "erkek arkadaşım kullanmama müsade etmiyor" deyip şoka sokarak, samimi itirafı için teşekkür edip kapattım sayfayı. :)

hey allam ya. millet iyice kudurmuş boşlukta. bu kadar vahşi cinayetin sebepsiz olmadığını düşünmeye başladım.

fotoğraf= crossdresserheaven.com

4 Temmuz 2009 Cumartesi

bitti mi gerçekten?

bişeyin bittiğini kabul etmek ne kadar zor değilmi?

insan kendine bu konuda asla söz geçiremiyor. bu inatın bir yıgın sebebi vardır ama bence en önemlisi insanın kendi gururu. insan ancak bitmeyen şeylerle mutlu olur. sıkılsa bile bitmesin ister sahip oldukları. ama ilişki dediğin iki insanın evet demesiyle devam eden bişi. bi taraf çökerse ilişki çileye dönüşüyor.

bunu bende çok acı bişekilde yaşadım. çok ısrarcı olduğum zamanları bile hatırlıyorum. bi kıza gurumu ezerek "gitme,terketme" diye yalvardığımı falan. insan o ruh halindeyken, bi önceki yazıdaki yohanna'nın şarkısında geçen sözler gibi insan kendine ve karşındakine defalarca soruyor. "doğrumu? bittimi gerçekten? boşverip, unutayımmı? beni hiç terketmeyeceğini söyleyen sen değilmiydin? gerçek değilmiydi yaşananlar? benmi uydurdum yoksa? benmi hayal ettim?"

istediğin kadar sor kendine yada ona. aynı terane. bitmeye başlamış bi ilişki kurtarılması imkansız denizaltı gibidir. hele arada evlilik gibi resmi bişiler yoksa bitmesi daha kolaydır. tabiki birikmiş emeklerin bianda heba olmaması için çaba harcanmalı ama onarılamayacak durumlar varsa ortada asla daha fazla yıpranmamalı taraflar.

ben böyle düşünüyorum. belki bana katılmayanlar olabilir.

fotoğraf= deviantart, zaptino

aysel & yohanna

eurovision'un en güzel iki kızı buralardaymış. 2. izlanda'lı yuhanna ve 3. azerbaycan'lı aysel.
televizyondaki klasik muhabbetler tabi. işte "türkiye'yi nasıl buldunuz" gibi cevabı belli sorular falan. yahşi aysel'e tarkan şarkısı söylettiler zorla. onuda bilmiyomuş yarım söyledi :)
asıl komedi izlanda'lı kızı irlanda'lı diye tanıtmaları. sağır görmez uydurur misali defalarca irlanda dediler. kıyamam ben ona :) (ahmet duymasın :P )
zaten eurovision albümünden bitek o kızın şarkısını dinliyorum. şarkının sözleride harika. bitmesi istenmeyen bi aşka yakılmış iskandinav ağıtı. hem bu aralar slow şarkılar ruh halime daha iyi geliyor. blogta ilk paylaştığım video bu güzel kızın eurovision performansı olsun.


You say you really know me
You’re not afraid to show me
What is in your eyes
So tell me ’bout the rumours
Are they only rumours?
Are they only lies?

Falling out of a perfect dream
Coming out of the blue

Is it true? (Is it true?)
Is it over?
Did I throw it away?
Was it you? (Was it you?)
Did you tell me
You would never leave me this way?

If you really knew me
You couldn’t do this to me
You would be my friend
If one of us is lying
There’s no use in trying
No need to pretend

Falling out of a perfect dream
Coming out of the blue

Is it true? (Is it true?)
Is it over?
Did I throw it away?
Was it you? (Was it you?)
Did you tell me
You would never leave me this way?

Is it true? (Is it true?)
Is it over?
Did I throw it away?
Was it you? (Was it you?)
Did you tell me
You would never leave me this way?

(Is it real?)
(Did I dream it?)
Will I wake from this pain?
Is it true? (Is it true?)
Is it over?
Baby, did I throw it away?
Ooh… is it true?

You say you really know me
You’re not afraid to show me
What is in your eyes
So tell me ’bout the rumours
Are they only rumours?
Are they only lies?

Falling out of a perfect dream
Coming out of the blue

Is it true? (Is it true?)
Is it over?
Did I throw it away?
Was it you? (Was it you?)
Did you tell me
You would never leave me this way?

If you really knew me
You couldn’t do this to me
You would be my friend
If one of us is lying
There’s no use in trying
No need to pretend

Falling out of a perfect dream
Coming out of the blue

Is it true? (Is it true?)
Is it over?
Did I throw it away?
Was it you? (Was it you?)
Did you tell me
You would never leave me this way?

Is it true? (Is it true?)
Is it over?
Did I throw it away?
Was it you? (Was it you?)
Did you tell me
You would never leave me this way?

(Is it real?)
(Did I dream it?)
Will I wake from this pain?
Is it true? (Is it true?)
Is it over?
Baby, did I throw it away?
Ooh… is it true?


You say you really know me
You’re not afraid to show me
What is in your eyes
So tell me ’bout the rumours
Are they only rumours?
Are they only lies?

Falling out of a perfect dream
Coming out of the blue

Is it true? (Is it true?)
Is it over?
Did I throw it away?
Was it you? (Was it you?)
Did you tell me
You would never leave me this way?

If you really knew me
You couldn’t do this to me
You would be my friend
If one of us is lying
There’s no use in trying
No need to pretend

Falling out of a perfect dream
Coming out of the blue

Is it true? (Is it true?)
Is it over?
Did I throw it away?
Was it you? (Was it you?)
Did you tell me
You would never leave me this way?

(Is it real?)
(Did I dream it?)
Will I wake from this pain?
Is it true? (Is it true?)
Is it over?
Baby, did I throw it away?
Ooh… is it true?

3 Temmuz 2009 Cuma

baba olmak arzusu


en yakın dostlarımdan biriyle konuştum demin. eşinin tayini için resmi nikahı yapmış pek mutlu. düğün için ağustosu bekliyolarmış. sevinçli bi telaş var elemanda haliyle. maddi manevi zor bi iş diyor evlilik için. "sanada bulalım bi tane bizimkinin çevresinden" diyede ekliyo. "yok kardeş, ben düşünmüyorum" dedim, "tamam" deyip sustu. oysa annem duysa onun evlendiğini asla susmaz. yine katalogunu açar, kızları gösterir tek tek.

zaten biliyor, evlilik gibi bi hayalim olmadığını. ama baba olmayı isterdim gerçekten. ne biliim kendimden biparçaya sarılmak öpmek çok başka olurdu. yinede herşeye rağmen bana baba olmakmı? ahmetle birlikte olmakmı? diye sorsanız hemen ahmet derim. o benim gerçekten bebeğim gibi, gögsüme bastırıp hergün uyutmak ve onunla uyanmak istediğim tek insan.

fotoğraf= funnypicturejokes.blogspot.com

değişiyorum, sadeleşiyorum

acaip değişken biriyim. bazen aylar olur evde bir vazonun yerini bile değişmem ama bu ara durmadan herşeyi değiştiriyorum. bu sabah bile salonda bir iki şeyin hoş durmadığını farkettim. sabah sabah ses çıkarmadan yerlerini değiştim hemen. aslında genel anlamda böyleyim. bişeye karar verdimmi mümkünse hemen yaparım. çok planlamam, ertelemem. çünkü biliyorum sonra yapmayacağım belki vazgeçeceğim. :)
neyse konumuza döneyim. :))

dekorasyon değişikliğinin yanında bide sadelik anlayışı sardı beni. duvarların resimlerden görünmediğini farkettim dün akşam. bikaçını duvardan indirdim şimdi, arkadaşlara hediye edeceğim. evin içi oyuncak pazarı gibi biblolarla dolmuş. kimi hediye, kimi gezdiğim yerlerden falan. çoğunu bi kutuya koydum bursa'ya anneme götürcem. pek sever böyle incik boncuk zaten.

oh bee. ferah oldu ev. şimdi bu haftanın son iş gününe başlayabilirim. :)

fotoğraf= epengle 2009

2 Temmuz 2009 Perşembe

sevmek sevilmek güzel şey

ahmet'le tanıştıktan beri eskisi gibi sosyal değilim. nerdeyse tüm akşamlar evdeyim. haftasonu azbuçuk çıkıyorum, ondada fazla oyalanmadan eve dönüyorum. artık kalabalık ortamlar basıyor beni. dayanamıyorum. ne biliim, spordan sonra hemen eve geçmek, özene bezene yiyecek bişeyler hazırlamak, yalnız başına oturup yemek, biraz dinlenmek, kitap okumak, müzik dinlemek, telefonda onunla konuşmak, bilgisayarda fotoğraflarına bakmak monoton akşam planım oldu.

böyle yaşamak ne kadar doğru bilmiyorum. iyice asosyal yalnız birine dönüşüyorum dışgörünüşte. ama aksine kalbim hiç olmadıgı kadar dopdolu sevgiyle. böyle şımarık çocuklar gibi sırıtıyorum evin içinde dolanırken. bide bazen delirme belirtisi şeyler oluyor. mesela bu akşam yemek yerken aklıma ahmet'in geçen bana geldiği anlar geldi. işte yine masanın diğer ucunda oturuyomuş gibi hissettim. lokmalarımı çiğnerken gözlerimi kapatıp kapatıp öyle düşündüm. içim bi hoş oldu her seferinde.

ben ahmet'i tanıdıktan sonra anladımki, sevmek çok güzel bişeymiş. hele bide arada güven varsa, dahada güzelmiş. dışardan acı gibi görünen yalnızlığı bile zevk alınır hale getirebiliyor.

fotoğraf= olga hoffman