10 Haziran 2011 Cuma

inanmak başarmanın .......

uyuyan dev uyandı.

annemden bahsediyorum. aradı bu akşam, hoş beş muhabbetten sonra konuya girdi.

bizim bi komşu kızı vardı bursa'da, öğretmen. benim askerden tanıdığım bi subayla evlenmişti. bunlar bi ara farklı illere atandıkları için boşanmanın eşiğine falan gelmişlerdi. o sırada da kızın babası ölmüştü. babalarının taziyesinde denk gelmiştim kıza, oğlan kızı benden kıskanmış, taziye evinde saçma tepkiler vermişti bana. ben de bi daha rahatsız etmiim diye halini hatırını bile sormamıştım o aileden birinin.

işte annem kızın okuldan bi öğretmen arkadaşından bahsetmeye başladı. daha doğrusu komşu kızı anlata anlata bitirememiş annesine ve anneme. annem de bana anlatıyor. şöyle güzel, böyle güzel, boylu-poslu, sarışın-mavi gözlü, bi erkek arkadaşı bile yok bu devirde falan filan. bana "ne dersin, tanışmak istersen kızın telefonunu alayım yada internetten bi resmini gör" diye sordu. bu teklifle gelen anne olunca onun aklı fikrine yoğunlaşıyor insan o anda biraz. doğal olarak yuva kurmamı ve boy boy çocuklarım olmasını falan istiyor. hani ilk düşünüşte benim de hayır diyebileceğim bi durum değil böyle bir şey ama sonra şuan yaşadıklarım ve mutluluğum aklıma gelince böyle bi teklif can sıkıcı olabiliyor. yaştan ötürü böyle şeylere çok uzak görünmek, her teklifi hızlıca reddetmek çeşitli soruları beraberinde getirecek korkusuyla "tamam olur" demekle yetindim. daha önceki "blind date" durumlarına düşmemek kaydıyla tabi :)

yakışıklının da evliliğin eşiğinden döndüğünü düşününce bu tür düşüncelerin çok ifade etmesek de aklımızın bi köşesinde sivilce gibi patlamaya hazır durduğunu itiraf etmek lazım. cihan ünal'ın tabiriyle "sağlıklı erkeğiz" sonuçta. hatta bu meseleyi bikaç kez konuştuk. yakışıklı erkeklerden değil ama kızlardan kıskandığını itiraf etmişti bana. haklı bi kıskançlık bu aslında. aynı korku ve kıskançlık benim kafamda da var.

burada daha ciddi bi itiraf da bulunacağım. belki sert tepkiler alacak olsam da.
demin bahsettiğim korku kıskançlık birazda umut içeriyor. şöyle ki, yetiştiğimiz ve yaşadığımız toplumda iki erkeğin arasında ne kadar büyük bir sevgi olursa olsun aile ve çevrelerin onların ilişkisini hoşgörmeyeceğini hepimiz biliyoruz. hatta bu hoşgörüsüzlüğün zaman geçtikçe baskıya dönüşeceğini de. o nedenle aklınızın o sivilce gibi kısmında sevdiğiniz adamı bir kadına kaptıracağınız fikrini kabulleniyorsunuz. bunu biraz da istiyorsunuz içten içe. hem kendiniz hem onun için. herşeyin daha kolay olması için, herşeyin eksiksiz olması için. mesela babalık gibi bi hissi tatmanız için.

bu yenilgiyi baştan kabul etmek gibi gelebilir size, ama bence alternatifle yaşamak. şu an mutluyum halimden. hatta bu mutluluğu çoğaltacak hayaller bile kuruyorum, gidip uzaklarda bi hayat kurmak gibi. kuruyoruz daha doğrusu. hatta bizden 3-5 adım ötedekilere imreniyoruz. mesela sabah yakışıklı mail atmış bi haberin linkini. haberde ricky martin'in konser'e istanbula geleceği ve boğazda bi oteli sevgilisi için kapattığını falan yazıyor. malum, adam zor bela itiraf etti durumunu ve herkesi imrendiren ilişkisini gözler önüne serdi. böyle otel kapatma gibi jestler yaparak da çıtayı yükseltiyor arkadaş. sonra da "ben onun sevgilisinden yakışıklıyım, senden de böyle şeyler bekliyorum" gibi yarı şaka yarı ciddi şeyler duymanı sağlıyor. bunlar güzel şeyler tabii. dünyanın eşcinselliği sadece iki kişi arasında yaşanabilir sıradan bi ilişki olarak görmesi açısından. bizlerin de böyle bişeyin yaşanabilirliğini ve devam ettirilebilirliğini görmemiz açısından. çünkü buna inanmak ben gibiler için de çok önemli.. insanın kendi hislerine inanması güvenmesi ve korkmaması çooooook önemli.

uzattım, umarım sıkmadım.

6 Haziran 2011 Pazartesi

threesome


hani kızlar için söylerler ama yalan aslında. biz de birbirimizi kıskanıyoruz. hem kendimden hem de çevredeki tepkilerden buna kanaat getirdim.

yeni bi eleman başlamıştı işe bizde. bikaç kez denk gelmiştik fakat konuşmamıştım çocukla. ama dikkatimi çekmişti. itiraf ediim, dikkat çekmeyecek gibi bişey değil. aklım kalbim her biyanım bi adama aitken böyle tiplere denk gelmek pek iyi hissettirmiyor insanı. hemen önce kendinle sonra sevgilinle kıyaslıyosun adamı. daha hoş göründüğünü kabul ettiğin anda kıskançlık başlıyor. ama tabii benim bu kıskançlığım parmak ucuma ufak bi toplu iğne batmış az kanamış gibi cılız bi kıskançlık. koca ofiste çocuğa denk gelince kanayan türden :)

bugün yemekte tanışma fırsatım oldu. 83lüymüş eleman :) bu sinir olmam için ayrı bi sebepken, biraz konuşunca sağlam bi çocuk olduğunu farkettim. hatta bi ara saçma sapan bi şey bile gelip geçti aklımdan. (bundan sonrasını x-coach'un hatırına anlatacağım) söylerken bile utanıyorum ama şey,,, ya bi an şey geldi aklıma. bu çocuk, ben ve yakışıklı. hayali bile masada ereksiyon olmama yetti. masadan kalkmakta zorlandım hatta :)

ama sonra da pişman oldum, olaydan bihaber bi insanı kafamda nerelere koyup çıkardım diye. bi de ben şimdi yakışıklıyı fikren de olsa aldattım diye hayıflandım. neyse ki haberi yok. bıraktım böyle bişeyin gerçekleşmesini, aklımdan geçtiğini bilse yolar her tarafımı, döve döve öldürür. :) gülmeyin, korkuyorum işte. napiim, kazanmışken kaybetmekten korkuyorum :)

foto=heath jordan, kendi blogundan

kayınbiraderin doğum günü :)

bugün sevgilimin küçük kardeşinin doğum günüydü. evde ufak bi kutlama düzenliyorlardı akşamdan. beni de davet etti yakışıklı. yok mok dedim ama dinletemedim, "geleceksin" dedi illa. neyse o yaşa uygun bi kitap sardırıp gittim kapısına. mahcup mahcup girdim. kimsem artık. tamam adım evde çok geçiyormuş ama sormaz mı millet bu kim diye. neyse ki bu tür bakışlar atacak bi kalabalık yoktu evde. bi iki yeni yüz daha tanımış oldum yakışıklının hayatından. hatta biriyle baya samimi olup yakışıklı ile ilgili bi iki anı bile dinledim. :)

ilginç ama güzel bi akşamdı. gündüz spor yapmıştım bi de. yorgundum ve uykusuzdum. bunlara rağmen güzeldi.

bi de heyecan atlattık. yakışıklı yanında kimse yok sanıp "sevgilim" dedi. sonra bi döndü, solunda akrabası. yakışıklı da ben de acaip olduk birden. bi 5 dakika bizi duyup duymadığını anlamak için kadının tepkilerini izledik sanırım :) neyseki duymamış sanırım, yoksa kesin belli ederdi, enazından şaşırırdı iki erkeğin birbirine öyle hitap etmesine.

2 Haziran 2011 Perşembe

heteroseksüellere yazı


takip ettiğim wikihow sitesinde bi yazı gördüm bugün. "arkadaşınızın farklı cinsel tercihi nasıl kabullenilir" başlıklı. adamlar böyle bir detayı duyduğunuz ilk andan itibaren sonra verebileceğiniz tepkilere kadar kısa kısa açıklamalar yapmışlar.

"sizi arkadaş yapan şeyleri düşün",
"kafandaki sabit seks tanımlarından uzak dur",
"kendini onun yerine koy",
"otur, onla uzun uzun konuş",
"aranızdaki yakınlığın arkadaşlık olduğuna inan, geçmişteki yakın anları sorgulama",
"değişime zorlama, değişimin bir seçenek olmadığını kabul et"
gibi tavsiyeler var sitede.

ilginç geldi böyle bişeyin wikihow'da günün yazısı olması.
tamamını okumak isteyenler için linki de paylaşayım.

31 Mayıs 2011 Salı

sizin hayatlarınız (1)

Merhaba ...

Blogundaki öneri üzerine "bizim hayatlarımız" adlı bir mail atıyorum işte...

Ismim fazla önem tasımıyor aslında...25 yasında 2.üniversiteyi okuyan gey biriyim..Tek bir ilişkim oldu 2 yıl sürdü ve aldatıldıgım için nokta koydum..Duygusal biri olmam ilişkide gücsüz olmamı saglıyor belki de..Ya da haddinden fazla deger verdiğim için kaybedeni oynuyorum..
Uzan zamandır kendimi toparlamaya baska seylere yönelmeye derslere kendimi vermişken yeni bir ilişkiye basladım ne olacağını bilmezken sizin yasadıklarınız beni umutlandırıyor..Umutlarım yok aslında..


Sevgiler

29 Mayıs 2011 Pazar

bi'adam


geçen gecenin yarısında aklıma gelen fikir sonrası bazı mailller aldım. bunları paylaşacak vaktim olmadı bu hafta. yoğun geçiyor zaman. iş güç aşk eş dost. yani güzel herşey. 

ama hayat herkese herzaman aynı güzellikte davranmıyor. yada herşeyin bir olma zamanı var. bundan bikaç sene öncesine kadar aşk ve sevgi konularında hiçbir umudum yokken zamanın daha az acı vererek geçmesi için saçma sapan şeyler yaparken şuan geldiğim nokta bir mucize benim için. biraz sabır, biraz kabullenme derken imkansız gerçek olabiliyor. 

tabii bu konularda telkin de bulunacak tecrübede biri değilim ama niyeyse bunu söylemek istedim maillerden birinin çok pesimist olmasından ötürü. 

maillerdeki içerikleri paylaşayacağım ama öncelikle bi blogtan bahsetmem lazım. önceki yazım sonrası benim de dinlemek istediğim hayatlardan birinin sahibi bunu sadece bana değil herkese açık kılmak için blog açmış. bi'adam (21 yaşında, İstanbul'da yaşayan ve okuyan kendi halinde biri) nickiyle yazıyor. sevgilisine adamış blogu. güzel içerikli bi site ve gerçekten benim soruma yanıt gibi. bi gözatın derim. http://biadaminhayati.blogspot.com

diğer hayatları yazacağım yarından itibaren.
şimdilik iyi geceler...

24 Mayıs 2011 Salı

peki ya sizin hayatlarınız???

saat gecenin iki buçuğu. sevgilimin tabiriyle 2 am :) yurtdışında hemen aksan kapmış kendileri, markette milletten yol isterken "eksküzmi" diyecek kadar hani :)) sevimli bu halleri. ama konu bu değil. ben niye ayaktayım bu saatte haftanın ortasında. efendim harika bir haftasonunun sonrasında harika bi pazartesi akşamı yaşadım. pazartesi gecesi de denilebilir. bursa'dan bi arkadaşım gelmiş istanbul'a. ısrar ettim 10 pm:) olmadan getirttim eve. sohbet, muhabbet derken saat iki oldu. garibim yığılıp kaldı olduğu yerde. tekrar uyandırıp üzerine rahat bişeyler giymeye ve odaya geçmesine ikna etmek 10 dakikamı falan aldı. şimdi de uykum yok benim. mail falan bakarken aklıma ilginç bi fikir geldi.

bazen çok ilginç mailler, sorular ya da itiraflar alabiliyorum. kimi mail objektif bir yorum ister gibi, kimi bi aynaya konuşulmuş gibi. ama hepsi değerli bence. bi an bunları bu site üzerinden çok insanla paylaşmak fikri geldi aklıma. tabii sizin onayınız ve anlattığınız ölçüde. özele, deşifre edecek detaylara yada mekan isimlerine falan girmeden.

benim blog yazmaya başladığım zamandan bu yana olan karmaşamın bile birileri için anlamlı olduğunu bildiğim için aranızda çok daha özel yada ağır şeyler yaşamış yada yaşıyor olanlarınızın hikayelerini burdan paylaşmak güzel olabilir diye düşündüm. belki sizin yaşadıklarınızı yaşayan yada yaşamak zorunda kalacak olan birileri için faydalı bile olabilir paylaşacaklarınız.

benimki sadece bir fikir. ilgilenenler mail adresime kendi düşüncelerini yazabilirler. bu hayata dair bir görüş olabilir, yaşanmış bir anı olabilir yada hayatınızın özeti olabilir.
şimdiden heyecanlandım sizler hakkında da bişeyler öğrenebilme ihtimalimden dolayı.

neyse ben yatayım artık, herkese iyi geceler yada iyi sabahlar :)

21 Mayıs 2011 Cumartesi

kavuşmak

yakışıklının yokluğunda hastalandım. annem yanımda değildi, sevgilim uzaktaydı. yani hastayken olabilecek en iğrenç durumdaydım, yalnızdım. izin aldım ben de dinleneyim diye. sağolsun dostlarım, beni hiç yalnız bırakmadılar. sadece facebook'a hastayım yazmam yetti ikisinin kapımda bitmeleri için. kendimi çok özel hissettim ayağıma kadar sıcacık çorba gelince.

tabii bunlar olurken yakışıklıya belli etmemeye çalıştım durumu telaş etmesin diye. üstelik sanal ilişkinin sınırlarını bile zorladım o hasta halimle. :) böylece yıllar sonra sanal seks denen şeyi yapmış oldum. :) inkar edemem, eğlenceliydi.

bugün ayaklandım yavaştan. iyi hissetmek için dışarı attım kendimi biraz. iki gündür çıkmamıştım zaten. birazdan da havaalanına geçicem, beklenen insan geliyor çünkü. öylesine heyecanlıyım ki anlatamam. sanki ilk defa görecekmişim gibiyim. çünkü onun yokluğunda onu düşündüğümden de fazla sevdiğimi anladım. özlemek hissinin tavanına vurdum. işte bu halimle sarılacağım ona yüzlerce insanın ve iş arkadaşlarının ortasında. kim ne derse ne düşünürse umurumda değil.

14 Mayıs 2011 Cumartesi

sanal ilişki


blogger sapıttı yine. bi ara özlemek ağır geldi diye bloga yazayım da rahatlayayım istedim ama hata verdi giremedim. sanırım blogger geri bi zamana almış siteyi. o yüzden son bikaç yorum da silinmiş.

neyse ki şuanda iyiyim. öyle onu özlemekten nefes alamayacak bi durumum da yok. zaten dün akşam iki arkadaşım gelmişti, epey eğlendim. bugün de ben davetliyim bi arkadaşıma. biraz böyle kalabalık içine karışayım istiyorum bu hafta. zaman daha kolay ve hızlı geçiyor öyle.

gerçi onun internet imkanı var ve laptopı yanında diye kameradan görüşebiliyoruz. ama çok zor oluyor görüp de dokunamamak. :) yada dokunmaktan fazlasını yapamamak :) yine de şükrediyorum onu sanal da olsa görebildiğim için.

çıkıcam zaten iki saate. duş, kahvaltı derken geçer zaman.

herkese güzel bi haftasonu diliyorum şimdiden
sevdiklerinizle doya doya güzel bi haftasonu

foto=virtualddi.com

12 Mayıs 2011 Perşembe

gel artık


çok özlüyorum. hatta özlemek konusunda sınırlarımı öğreniyorum desem yalan olmaz. o yüzden bikaç gündür pek iyi sayılmam.

foto=flickr, k3v1nm

8 Mayıs 2011 Pazar

anneler günü kutlu olsun


evdeyim, bursa'da annemlerde.

dün yolcu ettim yakışıklıyı. ona belli etmemeye çalıştım ama ben orada kötü oldum biraz. evde duramadım o yüzden, bikaç şeyimi alıp çıktım hemen yola. hem anneler gününde mutlaka geliyorum eve zaten. bu sefer anneme, ilk aşkıma, meleğime daha sıkı sarıldım. o belki anlamadı içimde hissettiğim acıyı. sadece özlediğim için öyle uzun uzun sarıldım sanmıştım.

ama ailemle olmak gerçekten iyi geldi. çünkü dün akşam bikaç saat daha evde kalsam kesin bi yığın negatif fikir dolaşacaktı kafamda. şimdi iyiyim, güzel bi kahvaltı sonrası kutladık annemin anneler gününü kardeşlerimle. babam da kutladı herzamanki gibi :)

ortam iyi ama geç olmadan dönmem lazım. yakışıklının annesinin de anneler gününü kutlamalıyım. zaten oğlu yok diye biraz içlenmiş bile olabilir. beni görmek iyi gelebilir kadına, ee bana da bonus olur :) zaten şakasını yaptık yakışıklı ile bi ara. artık onun anneme "anne" demesi gerektiğini söyledim, tabi ben de onun annesine :)) şaka tabi, ama öyle bir dünyada yaşıyor olmak güzel olurdu yine de.

neyse, gerçeklere dönelim biz.
"anne" sıfatını hakeden tüüüüm anneler günü kutlu olsun, bugünleri ve bundan sonraki günleri güzel geçsin.
"anne" sıfatını hakeden dedim çünkü bu arada çok fazla çocuğunu ortalığa bırakan, öldürüp çöpe atan haberleri okuyorum da her çocuk doğuran kadına anne diyesim gelmedi bi an.

foto= flickr, dazzzlings

5 Mayıs 2011 Perşembe

ayrılık öncesi


düşünmek bile istemediğim zaman geldi çattı. iş ile ilgili bi sebepten ötürü iki hafta kadar ayrı kalacağız. iki hafta derken bile garipsiyorum. ben onu iki-üç gün görmesem hasretten nefesim daralıyor neredeyse. gerçi geçen ben de 1 hafta kadar kısa süreli bi ayrılık yaşatmıştım. zor olmuştu hakkaten. bu daha da zor olacak. ofiste durumlar uygun olsa ben de izin alıp gidecektim ama olmadı. zaten yalnız da değil, hani çok garipsenebilirdi işinden kalan zamanları onla geçirmemiz. gerçi artık onun bunun lafını takacak durumda değilim ama benim yüzünden iş çevresiyle en ufak bi pürüz oluşsun istemem.

gidecek diye son bikaç günü yoğun ve daha çok birlikte geçiriyoruz. benim de bu bahaneyle "biraz daha kal" demeye yüzüm oluyor :)

yüzüm demişken :) yüzümde sivilce tam ortasında sivilce çıktı dün. bir de ensem de çıktı. ergenliğe yeniden mi girdim ne. hoş ben ergenlikte bile pek sivilce nedir bilmedim. şimdi olunca garipsedim biraz. ama halime de şükretmeliyim. bi iş arkadaşımın gözünde uçuk çıkmıştı bugün, gözünün tek tamamen kapanmıştı :) ya hatırlayınca istemeden gülüyorum, dayak yemiş gibi görünüyor adam :)

neyse neyse, benden uzak diim.

foto=nashvillefilmfestival.org

1 Mayıs 2011 Pazar

siyasi konular


siyasi konuları konuşmaktan ve konuşturulmaktan nefret ediyorum. biri diğerlerinden çok fazla şeyler sunarmış gibi ve tamamı dürüst adamlardan oluşuyormuş gibi bir partiyi ölümüne savundukları zaman geriliyorum resmen. 

tabii ki ben dahil herkesin bi dünya görüşü ve buna paralel bi siyasi görüşü vardır. ama bu konuda bağnaz olmak, değişime kapalı olmak ve kendine yakın partinin dışındaki partilerin yaptıklarını gözü kapalı kötülemek bana komik geliyor.

yakışıklıyla siyasi konulara hiç girmemiştik. dün akşam haber izlerken öyle konu konuyu açtı ve istemeden girdik konulara. bazı şeyleri anlayamayadığını söyleyerek başladı sözlerine. bi an cümlelerinden çağdaş faşizanlık mı yapacak diye korktum ama sonradan ben bişey demeden empatik bişeyler söyledi. bir ohh çektim. bana fikrimi sordu arada, kendisi gibi düşündüğümü söyledim. gülümsedi. belli etmedim benim için önemli bişeymiş gibi anlamasın istedim ama aslında bu konuda da paralel düşünmek çok mutlu etti beni. faşist yada yobaz yada kendini diğer insanlardan üstün gören biriyle olmak bana çok ağır gelirdi açıkçası. zaten öyle biri siyasi konulara girmeden de kimliğini belli eder ve beni irite ederdi. 

böyle bi detay yaşandı dün, paylaşayım istedim.

29 Nisan 2011 Cuma

samimiyet ve gerçeklik

blog yazmaya başladığım günleri hatırlıyorum da, ne b.ktandı herşey. bi kız tarafından sebepsiz şekilde terkedilmiş ve önüne gelen erkek yada kadınla yatabilen biri olma yolunda hızla ilerliyordum. arasıra aynada kendime bakıp "sen bu değilsin" dediğim oluyordu ama duygusal yoksunluğumu cinsel doygunlukla kapatmak daha kolay geldiğinden dolayı çok da yüzleşemiyordum kendimle. ama bu umarsız durum çok sürmedi. bi şekilde bişeyler belki de taa annemin ben bebekken kulağıma üflediği bişeyler bana yanlış yaptığımı söyledi ve beni gerçek bi arayışa itti.

o zamanlardan bu zamana çok şey oldu bitti hayatımda. girenler çıkanlar teğet geçenler üzenler üzdüklerim vesaire. şimdi bunlar değil beni düşündüren. sadece geldiğim nokta ile ilgiliyim. endişelerim yada mutluluklarım şuan için. zaten bunu siz de farketmişinizdir. tabii bi kurgu olarak görüp okumuyorsanız. haa öyle de algılanabilir. buna saygı duyarım.

açıkçası ben de böyle bi bloga denk gelsem bundan bikaç yıl öncesinde, ben de inandırıcı bulmazdım. ama yine de samimiyetsiz olduğunu düşünmemiştim yazdıklarımın. tamam gündelik dialoglarımın sadece bazı cümlelerini seçip paylaştığım için bazen çok edebi gibi görünebilir yazdıklarım ama samimiyetsiz olduğunu hiç düşünmemiştim. yazdıklarımın bir kızın düşüncelerine benzemesi ya da blogun sosyal bir çalışma gibi görünmesi de yine garipsediğim benzetmeler. bi önceki yazıdaki yorumları okurken kendimi sorguladım yine de. çıkardığım sonuçlar bana kalsın tabi.

neyse, kimseye kızmadım. aksine bu blogta hakaret etmeden tartışılabildiğini görüdğüm için mutlu oldum. tartışılan gerçekliğim ve samimiyetim olsa da.

26 Nisan 2011 Salı

sevdiğim adam


ahmet geçenki olaydan sonra aramadı haftasonu. ama sakin kafayla hatasını farkedip özür mesajı atmıştı dün ve benim aramamı bekleyeceğini yazmıştı. kızgınlığım geçmediği için cevap verme gereği bile duymadım.

bu akşam da sevgilimle sözleşmiştik, birlikte evde bi film izleyelim diye. tam daha yemeği yiyorduk ki telefonum çaldı. ekranında da 312li bi numara. aklıma ilk ahmet geldi ama başka biri de olabilir diye açmak istedim. yanılmadım, ahmetti. özür dileyerek başladı sözlerine ve devam etti. ben bişey demedim. konuşmanın uzayacağını farkettim ve "misafirim var, içeri geçmem lazım" dedim. "tamam" dedi o da. içeri geçtim ama tabi ben yüzümdeki ifadeden bihaberim. aklımda "ya yine çok mu kırıcı oldum ahmet'e karşı" sorusu.

telefon çalınca başka yere kaçtığım için yakışıklı bikaç kez sormuştu daha önceden. hatta "beni aldatıyor musun" diye şaka yollu takılmıştı. ama bu sefer suratımın düşmesinden iyice kıllanmış olacak ki, geçiştirmedi. "bişey yok" falan desem de, "sen benden bişey gizliyorsun" deyip suratını astı bu sefer. durduk öyle bikaç dakika. o an bi cesaretle durumu onla paylaşmam gerektiğini düşündüm ve "şeyyy" diye geveleyerek başladım lafa. kıskançlık damarını körüklemeyecek şekilde anlattım ahmet'i ve aramızda olanların bir kısmını. zaten kendisini tanımadan önce birini sevdiğimi biliyordu. ama o kişiyle ilgili başka hiçbir bilgisi ve hala hayatımın bi yerinde olduğunu falan bilmiyordu. ben anlatırken hiç bakmadı yüzüme. ama hiç. sadece kafasını eğip dizlerine baktı öylece. durumu izah etmeye çalıştım yapabileceğim en uygun dilde. hatta ben konuşurken bi deli cesaretiyle bu konuyu ona açtığım için pişmanlık duymaya başlamıştım bile. "offf ne diye açtın bu konuyu" dedim kendi kendime. daha da kötüsü bu konuşmanın sonunda terkedilme ihtimalimi bile düşündüm biraz abartıp ve acaip kötü oldum. hatta sesim çatallandı. "ne yapabilirim bilmiyorum" diye bitirdim lafımı. o da biraz duraksayıp "bilmem" dedi biraz sitemkar bi sesle. ikimizde sustuk, ben ona o önüne bakarken. o ara kalbimden aklımdan geçenlerin haddi hesabı yok. zamanı geriye çevirmek istiyorum sadece. konuşmanın tam öncesine.

bi tepki vermeyince ben bilinçsizce başımı dizine koydum. tek istediğim bu anlattıklarımdan sonra bana dokunmasıydı. tam "bana çok kızdı belki de küstü" diye düşünürken o saçlarımı okşadı. sonra "zor" dedi. ben benim durumumu kastediyor sandım önce. "onun için çok zor bi durum" dedi. empatik cümleler kurdu. ben tabii şaşkınım. bi de "senin sevdiğin insan değersiz biri olamaz" dedi, hepten şaşırdım. çok uzatmadı lafını "ona yardım etmelisin" dedi. o ana kadar öylesine ciddi konuştuki, en son "ama beni aldatmamak şartıyla" lafına birlikte koptuk. o gülümsemeyle sarıldım ona. öyle sıkı sarıldım ki, kulagına "işte benim sevdiğim adam böyle bi adam" dedim sessizce. sonra da defalarca "seni seviyorum" dedim gözlerinin içine doya doya bakarak ve bugün birkez daha aşık oldum.

biraz durduktan sonra çıktı o da. çıkarken "ara onu" dedi bana. beni yine şaşırttı. aslında beni deliler gibi kıskandığına eminim. ama bana olan güveni bunun da üstünde sanırım. bunu bilmek beni ayrıca mutlu etti. bi de sanırım yakın bi zaman önce o da evliliğin eşiğinden döndü diye bu konuda anlayış gösterdi. her neyse, sebep ne olursa olsun benim asla yapamayacağım bişeyi yaptı bugün sevgilim. gözümdeki, kalbimdeki, aklımdaki yeri o kadar büyüdü ki, o kadar büyüdü ki anlatamam. ben bu adamla çok mutlu olduğumu ve olacağımı bi kez daha anladım.

foto= roblandimages.com

22 Nisan 2011 Cuma

gerçekten üzgünüm

şuanda inanılmaz üzgün ve mutsuzum. hem ahmet'in durumu için hem de onu kırdığım için.

iletişimi kesmiştik normalde son olanlardan sonra. hani o da yoluna rahat devam etsin diye aramama kararı almıştım. ama durum düşündüğüm kadar iç açıcı değilmiş. geçen hafta nişanı atmışlar karşılıklı konuşup. 2 gündür de biraz değişiklik olsun diye istanbul'daymış. beni aramamış önce rahatsız olacağımı düşünerek. hani tamam ona kızgınım falan ama böyle bi durumda hayatımda iz bırakan bi insanı dinlemeyecek kadar da vahşi değilim. bugün arayabilmiş.

konuşurken ağlamaya başladı birden, dayanamadım "görüşelim bir yerde konuşalım" dedim. çıktım ofisten işleri yarım bırakarak. arkadaştan rica ettim tamamlasın diye. dediğim yere gittim, oturmuş bekliyordu düşünceli bi şekilde. konuştuk biraz, gözleri kızarmıştı ağlamaktan. sorunları aşamamışlar, ama kararı almayı kız istemiş. biraz daha detaylı anlatınca bu süreçte ahmet'in de hataları olduğunu anladım. ama "hayırlısı olsun" demekle yetindim. normalde yakışıklıyla bu akşam spora gidecektik, onu aradım o arada, geç geleceğimi söyledim. ahmet "o mu" dedi, "evet" dedim. büzdü dudağını, yüzü yeniden düştü. bi tepki vermedim. bikaç dakikalık sessizlikten sonra "kalkalım madem sen de geç kalma" dedi. rest çeker gibi yapınca alttan alıp "yok oturalım biraz daha" diyemedim. "tamam kalkalım" dedim. kalktık, onu dayısının oraya bırakayım dedim. arabada bişeyler mırıldandı. "anlamadım" dedim. "yok bişey" dedi. buna da üstelemeden "tamam" dedim. gerildi bu sefer biraz. bikaç dakika sustuk yeniden. sonra birden sağ elimi tuttu. önce anlam veremedim zaten, tepki de gösteremedim. ama sonra çektim elimi. sessiz sessiz ağlamaya başladı. tutamadım o an kendimi, normalde onu iyi hissettirecek bi konuşma yapmam gerekirdi belki ama öyle olmadı. biraz sert bişekilde yaptığının yanlış olduğunu söylemeye çalıştım. sonuçta mutlu bi düzenim ve hayatım olduğunu vurguladım ve geldiğimiz noktada onun payının büyüklüğünü hatırlattım. dayısının evine daha vardı ama bana inmek istediğini söyledi. "hayır varalım inersin. lütfen böyle yapma" dedim. ama "lütfen durur musun" dedi biraz bağırır gibi. bi hışımla bastım frene ben de. çıktı hemen yüzüme bile bakmadı. vedalaşmadık bile. bastım gaza gittim spora. ne yalan söyliim, çok üzüldüm yaptığıma hatta onu o üzgün durumunda daha da üzdüm diye ağladım bikaç damla. ama keşke biraz empatik olsa bana yaşattıklarından sonra onunla konuşmamı bile iyiniyetim olarak görebilirdi. yok öyle görsün gibi bi çabamda yok ama bu gizli hisleri taşıyan herkes kabul eder ki, insan bu konularda bişey yaşamasa da konuşabileceği güvenebileceği birini istiyor yanında. ben ona bu mesafede kalmaya razıydım ama o tekrar eskisi olsun gibi bi tavır sergiledi. olamaz ki, benim kalbim artık başkası ile dolu. hem de şimdiye kadar hiç olmadığı kadar dolu ve şimdiye kadar hiç olmadığı kadar rayında herşey. bunu o dahil, hatta ailem ve dostlarım dahil, kimsenin bozmasına müsade edemem. kimse kusura bakmasın bu konuda. mutluluk pazarda satılan bişey değil, yolda ikide bir karşılaşılan bişey değil. ben 40 yılın başı böyle bi hazine bulmuşum nasıl vazgeçeyim, nasıl bozulmasına müsade edeyim.

yine de üzgünüm işte. umarım beni anlar.

20 Nisan 2011 Çarşamba

çiçekler :)

acaip güzeldi haftasonu. yakışıklı ile bursa'ya geçtik. aslında niyetimiz ve onu ikna ediş şeklim geceden dönmekti ama annem izin vermedi. aynı odada ayrı yataklarda uyuduk. benim eski odamda. annemle tanışmıştı zaten. babam ve kardeşlerimle de tanıştı. sanki heyecanlandı biraz :) pazar da güzel bi kahvaltı sonrası çıktık yola. aslında hemen istanbul'a geçecektik ama yolda güneşi ve açmış çiçekleri görünce durduk biraz. bizim fotoğrafçı sarıldı makinasına çekti yine beni ve bi yığın şeyi. üstteki resimde onlardan biri.

son on yılda biriken fotoğraflarım kadar fotoğrafım oldu bu son bikaç ayda :) çoğunu ben beğenmesem de o çok beğeniyor. özellikle de iğrenç çıktığımı düşündüklerimi :)

iki günlük dinlenme sonrası ikimizde daldık işe yeniden. zaten yakında o da iş nedeniyle bi süre burada olmayacak. iki hafta yokluğuna  nasıl dayanacağım bilmiyorum. şimdiden aklıma geldikçe stres yapıyorum. yoğunluk olmasa izin alıp ben de gidicem ama bu ara benim için öyle bişey imkansız gibi. 

onun dışında da iyiyim. hatta çok iyiyim sanırım. şiir bile yazıyorum. burada paylaşabileceğim olgunlukta değiller henüz. ama bazı kısımlarını paylaşabilirim belki. yakında :)

15 Nisan 2011 Cuma

onu özlemek

bir haftadır iş nedeniyle biraz uzaklardaydım. yeni bugün indim. yakışıklı karşıladı havaalanında. öyle bi sarıldım ki onca insanın ortasında, öyle bi özlemişim ki; kimselere aldırış etmedim, bırakasım gelmedi. sanırım hayatımda ilk defa birini böylesine özlüyorum. sevinçten gözlerim bile dolmuş olabilir yani.

elini bırakamadım yol boyunca. anahtarı vermiştim ya, sürpriz hazırlamış bana. sevdiğim bikaç yemeği yaptırmış annesine, bi de iki çeşit sütlü tatlıdan almış. bi de kendi var, üç çeşit oluyor :)

sanırım ilk defa böyle bi deneyimim oldu ailem dışında birinden. hani özelden daha fazla hissediyo insan. sanki birinin herşeyiymişsin gibi falan. gerçi bana "herşeyim" diyor bazen :) sadece gülümsüyorum ben de.

o biraz önce çıktı. evde az işi varmış. ama geç olmadan yine geleceğini söyledi, bekliyorum. ona sarılıp uyumaya ihtiyacım var. üzerimdeki yorgunluk ancak öyle silinir sanki.

zaten yarın da bursa'ya geçeceğim. annemi babamı özledim. belki yakışıklıyı da götürürüm. gerçi sormadım henüz ama "evet" diyeceğini umuyorum.

yorgunum biraz ama iyiyim yani. umarım siz de iyisinizdir.

7 Nisan 2011 Perşembe

zor hafta


yazamadım. ama kötü bi haftaydı benim için biçok açıdan. çok sevdiğim bi iş arkadaşım bir müdürle çok fena atıştı. o gerginliğin sonrasında ayrılmaya kadar verdi. konuştuk epey ama ikna edemedik. evde oturmayı göze alarak verdi istifa dilekçesini. neyseki işten ayrılma süresini işletecek bizimkiler, o da o arada bi iş ayarlar. enazından işsiz kalmasın isterim.

yakışıklı ile de görüşemedik haftasonundan bu yana. iki akşam ben meşguldum, sonra da o müsait olmadı. onun evde sorunlar var biraz sanırım. anlatmıyo bana, sordum üsteledim ama söylemiyor. yarın akşam buluşacağız diye planladık.

bu arada ahmet aradı pazar günü. kırgınlığı geçmiş sanırım. hoş ben kıracak bişey yapmadım. sadece beni bıraktığı yerde durmaktan vazgeçtim ve hayatıma devam ettim. sonuçta bana hiç umut vermeyen bi kimseyi yıllarca beklemek gibi bi lüksüm yok. bu hayat benim ve bi kez yaşama hakkım var. neyse bu ayrı bi konu..

uzuuuuun bi telefon konuşmamız oldu. tüm detayları burada paylaşırsam bi de buna alınıp gönül koyabilir diye kısa geçeceğim. hem ona da ayna olur o kadar lafından çıkardığım sonuçlar. öncelikle kafası karmaşık ve mutsuz. kafasındaki karmaşıklığın sebeplerinden biri olduğumu düşünüp hayatından her şekilde çıkmayı düşündüğüm olmuştu zaman zaman. ama bu son konuşmamızdan sonra bunun gerekliliğine daha da inandım. özellikle bu blogu bulması sonrası ve onunla olduğum zamanlarda yazdıklarımı okuması falan iyice karıştırmış kafasını. şuanda hayatımda olanların ve yazdıklarımın da etkisi var tabii. birini böylesine sevip hayatımı ona endekslemem onun kafasındaki soruları iyice çoğaltmış. bana yakışıklıyı kıskandığını bile söyledi.

tek yapabildiğim onu dinlemek oldu. zaten fazlasına da tahammülüm yok artık. ben artık deli sevdiği biri olan ve onun tarafından sevilen bi adamım. kafamı geçmişte kalması gereken detaylarla yormak lüksüm yok. gücümü enerjimi sevgilime ayırmak istiyorum. zamanım onunla geçsin istiyorum. bu konuda da samimi ve netim.

foto=flickr, nagatobimaru

2 Nisan 2011 Cumartesi

çikolata


sevgilimin son sürprizi :)
"özel bi gün mü" diye sordum elinde görünce. "yok ama görünce almak istedim, sen de seviyorsun ya" dedi şebek.

resmini çektim kutuyu açınca sizle paylaşırım diye. "i love you" yazanı da böyle ayırdım ki görünsün :) görmemişin sevgilisi olmuş .... misali :)

çikolataları bitiremedik. hani bilgi olsun diye söyliim bunu da :) seven falan varsa diye :P