26 Temmuz 2009 Pazar

dıhandım

uff nerden baktım yaw. takip ettiğim bloglardan birinde haberini gördüm. tıkladım linke yabancı bi bear(ayı) dergisinin pdf dosyasını indirip açtım. neyseki resimlerin çoğu sansürlenip mahremlenmiş :) ama buna rağmen gördüklerim karşısında içim bi acaip oldu. ahmet'le tanıştığım günden beri kendimi seksten ve sekse yaklaştıran herşeyden uzak tutuyorum. ama işte bian gafletle baktım, hatta okudum dergiyi biraz. jack radcliffe diye bi adamdan bahsediyor dergi uzunca. adamı bikaç gay porno sitesinde görmüşlüğüm tanışlığım vardı ama adamın ayı kültüründe böylesine önemli bi misyonu olduğunu bilmiyodum. herif az yaşlanmış ama bir ayı için oldukça hoş hala. neyse benim yazmaktaki amacım adamın reklamını yapmak yada ayı pornosunu nazara vermek değildi (zaten gay =eşittir= porno olması durumundan nefret ediyom)
benim asıl yazmak istediğim dergideki bu herifin eski resimlerine bakınca adamı ahmet'e benzettim. ben aslında ahmet için kafamda cinsel içerikli hayaller kurmak ve güzel giden şeyleri bulandırmak istemiyorum. bu yüzden adamında yarı cıbıldak resminde onu gördüm diye kendimi suçlu hissettim. bide kabaran cinsel isteklerimide katarsam işin içine bi garibim. annem burda ve uyanık. gidip ona sarılayım, dizine uzanayım biraz. geçer belki.. hadi size iyi geceler. dadlı rüyalar.

(ayı yada bear ne diye merak edenler olabilir. ahanda kısa bilgi linki. dıhlayın.)

tarih=17 nisan 2009

23 nisan kutlu olsun

ben dayanamayıp gene aradım ahmet'i. konuşurken konu konuyu açtı. bi ara 23 nisan'da bi planım olup olmadığını sordu. "hımm, cicilerimi taytımı giyip ponponlarımı alıp stada gitcem" dedim, gülmekten yarıldı resmen. "ya 24ünede izin alabilirsen 4 gün tatil oluyor. beraber bi yerlere gidelimmi? stres atarız" dedi. şaka sandım önce, toşak geçiyo benle dedim. "ciddi misin" diye sordum "evet" dedi. yani benle tatile gitmek istiyodu. sevinçten uçtum resmen. gerekirse ücretsiz izin alırım, babamın rahatsızlığnı falan bahane ederim işyerine, genede izin alırım. onla bikaç gün birarada olmanın ne kadar güzel olabilecegini hayal bile edemiyomki ben. ağzım kulaklarımda yani şuanda.

bu arada yarın sabahtan adana'ya uçuyom. iki gün yokum buralarda, sakın aramayın. ben anahtarı bakkala vercem, ordan gelip alırsınız acil bi durum olursa. yalnız eve kız atmak, adam atmak yok ona göre. şaka şaka :D

şimdi ben adana'ya gidiyomya, bol bol acılı yemekler yiycem, bide adana sıcağında terlicem bol bol. üniversiteden bi arkadaşım vardı, şimdi adana'da yaşıyor. belki ona giderim bi akşam geyik yapmaya. çocuğu olmuştu falan. ee millet boş durmadı tabi ben yalnızken, millet evlendi çoluk çocuğa karıştı. bu kız aslında okulda çok çılgın bi tipti. ben onun yanında süt çocuğu gibi kalırdım. aşırı aktif, sosyal biriydi. sanırım durulmuş evlendikten sonra, epey bide kilo almış. zaman işte herkesi ayrı bi şekle sokuyor, ayrı biköşeye savuruyor. bakalım ben ne olacağım bi sene sonra.

tarih=14 nisan 2009

ara beni, öptüm seni seni

bugün ilk kavgamızı yaptık ahmet'le.
çalışırken rahatsız etmek istemiyorum onu, pek rahat bi ortamda çalışmıyo çünkü. sesini duymak, aramak için bugün öğlen arayı zor ettim, rahat rahat uzun uzun konuşalım istedim. neyse aradım arada. o meşgule aldı. beşer dakka arayla iki kere daha aradım, gene meşgule aldı. bekledim öğlen ara bitmeden o arar diye, ama aramadı. nasıl bi bekleyişti anlatamam. dışarı çıkmadım ofisin içinde telefona baktım dakikalarca. aslında büyütülecek bi olay değil ama sanırım nazım geçsin istedim, geçmeyincede sinirlendim.

4 gibi gibi aradı. biraz sorgulayıcı ve kaba davrandım. o da alttan almadı. tartıştık epey. aramama mazeretini kabul etmedim zaten. "neyse şuan bunları konuşmak istemiyorum" deyip kapattı yüzüme telefonu. :( dayanamadım o anda. lavaboya koştum milletin ortasında gözüm dolmadan. epey kötü oldum, sinir ve kırgınlık karışık bişi işte. yüzümü yıkayıp yerime döndüm. bikaç dakka geçmiştiki yine aradı. bu sefer ben meşgule aldım. bi daha aradı, bi daha meşgule aldım. bi daha aradı, telefonu kapattım. bi 10 dakka sonra telefonu açtım. boş bi mesaj yollamış açtığımı anlamak için. hemen aradı. açtım bu sefer. "özür dilerim, seni kırdım" dedi. "yok kırılmadım ama ne biliim sesini duymak istemiştim sadece, beni önemsediğini düşünmüştüm" dedim biraz sitemle karışık. "ya delimisin sen. ben seni çok önemsiyorum ve sürekli seni düşünüyorum. ama o an arayamadım. kızma bana olur mu?" dedi. o an benim yelkenler fora. güldüm, duydu gıcık. o da güldü. "tamam akşam rahat konuşuruz" dedim, kapattık. demin konuştuk bi yarım saat kadar :)

flört eden arkadaşlara hep hayret ederdim "ulan konuşcak ne buluyosunuz" diye, bak şimdi ben buluyorum. birbirimizin hayatlarına dair detayları anlatıyoruz mesela. biçok iş arkadaşımı ve huylarını biliyor. bende onun ençok neleri sevdiğini, annesinin nasıl biri olduğunu, kızkardeşinin kaçıncı sınıfta okuduğunu, tatillerini nerelerde geçirdiği gibi şeyleri biliyom. yakında ikimizde telefondaki radyasyondan ölmesek iyi :))

tarih=13 nisan 2009

fotoğraf: flickr, aknacer

25 Temmuz 2009 Cumartesi

ankara'da aşık olmak zor iki gözüm

dün eskişehir'de işim öğlen 3ten önce bitti ama hızlı trene yetişemedim. ankara'ya giden ilk otobüse atladım. sağolsun gelip otogardan aldı beni. hala karanlık çökmemişti diye gezmek isteyip istemediğimi sordu. "yes but farketmez" dedim. emanete verdim çantayı ordan bilkent'e geçtik. biyerde oturduk. o konuşuyor ben dinliyodum. sanki böyle lafını biriktirmiş çocuklar gibiydi. motora baglamıstı sanki. :) ama güzeldi onu dinlemek. mimikleri jestleri sesi bakışları. herşey çok doğaldı. sahte hiçbişi yoktu. beklenti kokan enufak bişi yoktu. bana önceden sormadığı kadar ciddi sorular sordu aralarda. benim cevaplarımdan sonra kendide cevapladı aynı soruları. "daha önce aşık olup olmadığımı" sordu mesela. "hatırlamıyorum" dedim gülümsedi. kendisinin bikere aşık olduğunu söyledi ama tekrar anlatmadı acılarını. zaten msn arkadaşlığımız zamanında dinlemiştim olayı. anlatmaması çok güzel bişeydi, yani yaşadıkları ne kadar güzelde olsa geçmişe saplanıp kalmamıştı demek. oturduğumuz yerde kovulmadan kalktık. hava çok güzeldi yürüdük biraz. sanırım aynı yeri dönüyorduk ama o anda nerde oldugumuzun pek önemi yoktu. susarak yürüyoduk. yine kolunu koluma geçirdi karanlıkta çökmesinden istifade. bi ara yürürken başını omzuma dayadı. sonra çekti. bana dokunması çok hoşuma gidiyordu. ama hiç ses yoktu hala :) ben dayanamadım, otobüste dilime musallat olan candan "ben kimim" şarkısını söylemeye başladım. valla mesaj kaygısı gütmeden dilime geldi. "geçimsizim bu günlerde, kimsesizim bu yerlerde, değersizim bu ellerde, çaresizim doğduğum yerde" diye mırıldanıyorken, sessizce "seni seviyorum" dedi. ama önce tam anlamadım. "ne dedin sen duymadım" diye tekrar etmesini istedim emin olmak için. biliyodum çünkü o cümleyi herkese kullanacak sıradan biri olmadığını. söylemedi, utandı sustu. hafif salladım koca adamı. "söylesene ne dedin" diye çıkıştım. "seni seviyorum gerizekalı" dedi biraz kızarak. o an dudaklarım sevinçle bir büzüştüki aynı avrupa yakasındaki dilber hala gibi oldum. ya ben bu durumlarda birine rahat konuşamam, hareket edemem, oda benim gibi biraz. biraz daha yürüdük, aslında birinin görmesi çok kolay olabilecek biyerde artık dayanamadım. durdum sarıldım sıkıca. "bende seni seviyorum" dedim kulağına. o an korku morku kalmadı ikimizdede. öpüşecek kadar cesurduk. yandaki ağaçlar arasından birinin geldiğini farkedince direkt kendimize geldik. ama fena ereksiyon olmuştuk :) hemen yüzüne baktım, pişmiş kelle gibi sırıtıyordu. bende tabii. ilk defa açık bi alanda bi erkekle öpüşmüştüm daha doğrusu öpmüştüm. ama valla zerre kadar korku oluşmadı içimde. en fazla biri bi yerden görecek, "tühhhhhhhh sapıklar defolun lan burdan" diyecekti. umrumdamı, hayatımın en güzel anlarından birini yaşadım. yinede ne olur ne olmaz bilmediğim bi şehirde olmanın rahatsızlığı, gidelim burdan dedim. bahçeli'ye geçtik. orada oturduk biraz. sonrada otogara geçmek için müsade istedim. "bende gelcem" dedi. daha fazla vakit geçirmek için hayır demedim. otogara vardık çantamı emanetten aldık, otobüse verdim bagajına attılar. biz otobüsün dibinde birbirimize bakıp bakıp gülüyoz tabi :) kalabalıkta ortam, sarılıp doyasıya öpmek istiyorum ama imkansız. muavinin "istanbul yolcuları kalmasın" demesini fırsat bildik birbirimize uzun uzun ve sıkıca sarıldık. valla o ara dayanamayıp boynundan öptüm kalabalıga rağmen. "istanbul'a beklerim ilk müsait olduğunda" diyebildim binerken, "inşallah" dedi. ilk defa ankara'dan ayrılırken üzülüyodum. otobüse el salladı en sevimli haliyle. bende uzun uzun salladım. otobüs otogardan çıkarken benim bogazım düğümlendi. yutkundum zarzor. ağlamak istedim ama yarım saat ağlayamadım. ancak ışıklar sönünce ağlayabildim. onu düşünerek uyumuşum. onu düşünerek uyandım. onu düşündüm tüm gün yine. şimdide onu düşünüyorum.

tarih= 9 nisan 2009

seviyorum, seviyor musun?

obama gelmeden gidiim dedim bu şehirden ama olmadı, yakalandım umut dağıtan başkana. neyse yarın sabah kaçıcam eskişehir'e artıkın. bi süredir hiç gezemiyorum. sıkılmaya başlamıştım istanbul'dan. bi de seyahat etmek bana iyi geliyor aslında. epey bi eğleniyorum farkında olmadan. farklı yemekler, yerler görmek, farklı insanlar tanımak falan. iki gün kalıcam kadarlık bi işim var. severim güzel yerdir. genç yüzler ve porsuk çayı kenarında topalanmış bi şehir işte. dün içim daralmıştı bi dostumla sohbet etmek istedim. evli hatta çocuklu ama hala eskisi kadar yakınız. yani birbirimiz için gerektiğinde çok rahat vakit ayırabiliyoz. eşinin ikramları eşliğinde muhabbete daldık. bi süre sonra karısı bizi rahat konuşalım diye yalnız bıraktı. ben anlattım ona yaşadıklarımı. yeni erkek arkadaşımı bi kız olarak anlattım. benim biseksüel olduğumu bilmiyor, gerekte yok zaten. tabiki netten tanıştım falanda diyemedim, bi ortamda karşılaşmıştık falan dedim. işte tam güzel şeyler hissederken ex kız arkadaşımın yine karşıma çıktığını söyledim. dostum o kızı hiç görmemişti ama o beni terkettikten sonra çektiğim acıların bi kısmına şahit olunca kıza karşı hiç iyi şeyler düşünmüyordu zaten. dinledi herşeyi, ona anlattığım şekliyle yorumlar yaptı, tavsiyelerde bulundu. kendimi çok iyi hissettirdi. canım dostum ya..

ankaralı arkadaşımı biraz daha tanıdıktan sonra bu dostlarımla tanıştırmak istiyorum, tabii oda kabul ederse. konumumuz gereği bu hisleri ikimizde gizlemek zorunda olduğumuzdan ona güvenim tam. şimdiye kadar iki kız arkadaşımı tanıştırmıştım bikaç arkadaşımla. ama hiçbi erkek arkadaşımı dost ortamıma sokmadım henüz. ne biliim.. insan birisine güvenmek istiyor bişekilde, bedeli ne olsada.
önceleri sadece hoşlanıyorum, geçebilir ona karşı hislerim diyodum. ama onu tanıdıkça ve şimdiki hislerimi geçmişimde hissettiklerimle kıyasladıkça ona daha bağlanıyorum. sanırım ben onu seviyorum. o da beni seviyor mudur acaba? işte bunu bilmiyorum ?!!?!?!?

tarih = 6 nisan 2009

24 Temmuz 2009 Cuma

gel, yatagıma gel

geç uyudum ama erken kalktım. öyle kaldım bisüre yatakta. yastıktan başımı kaldırmadan düşündüm biraz. güneş yastıgıma düşüyordu. seni düşündüm yine. keşke burada olsaydın dedim. tam yastıga güneşin düştüğü yerde. gözüm aynı şekilde kamaşırdı sanırım. sarılırdım sana sıkıca, başımı kıllı gögsüne koyup bebekler gibi uyurdum. belki ben uyurken saçımı öperdin sende. eşşek değilsinya :) okşardın tenimi. belki uyurdun sende. rüyalarda bile sevişirdik. kasıklarım arasından sızan her çocuk beni sana daha bağlardı. terin tenime değdikçe yanardık ikimizde.

bunları okumuyosun biliyorum. okumada zaten. ama ben seni özledim valla bilmesende. çok hemde. çokkkkk... :(

tarih = 5 nisan 2009

git ve bi daha gelme



bana bunu yapma nolursun. yapma. bana acı verme, yeter. git. git nolur. bi dahada gelme. tamammı. bidaha gelme. git hadi.
iki gündür başım dönüyor düşünmekten. neyse anlatayım size, beni seksopat yapan başlangıcı bilin. ben eskiden çok iradeli idim. çok büyük yaşlarıma kadar bakir durabilmiştim. bi gaflet anında bişi oldu ama önemsemedim. yine müzmin bekar hayatıma devam ediyordum. sonra ben bi kızı tanıdım. diğerlerinden farklıydı. çok farklı. etkilendim. o da benden etkilendi. yıllar süren bi arkadaşlık. hayatımdaki herşeyi değiştirdim onla bi hayat kurabilirim belki diye. o da ciddi ciddi ümit verdi aslında. karşılıklı kaçma kovalamacalı bişiydi. ama güzeldi böyle bişi yaşamak. sonra bişiler oldu, işte benim ve onun salaklıkları toplanınca bi ayrılık etti. ama dost bile kalamadık. beni tamamen hayatından çıkarmak istedi. çok direndim. yalvardım. ağladım hatta yüzüne. ııı ııhh, nuh dedi peygamber demedi. bi yıla yakın sürdü çabam. telefonunu değişti ve tamamen hayatından çıkmış oldum. unutmak zor oldu ama başardım. onun yokluğu acı verdiğinde seks yaşayarak dindirdim acımı. yanlış ama doğru. seviştiğim tüm adamlardada kadınlardada onun yüzünü görüyordum çoğu zaman zaten. seviştikçe o içimde azalıyordu sanki. enazından böyle yaşayabildim. neyse gelzaman gitzaman bugüne geldim. hatalarımla sevaplarımla. hatta sizlede paylaştım, çok güzel bi adamla karşılaştıgımı. güzel hislerle dolduğumu. tam herşey düzelirken, telefon geldi dün. ex kız arkadaşım aradı. ortak bi arkadaşımız vardı, ondan babamın rahatsızlığını öğrenmiş, geçmiş olsun dedi. yine mağrurdu, hiçbişey olmamış gibi. sitem etmedim, hayatımda hala büyük yeri olduğunu bilip bundan mutluluk yada üzüntü duymasını istemedim. ama sonuçta yeni çalıştığı ili, şirketi, telefonunu yani yeni hayatını öğrenmiş oldum. telefonu kaydettim, bidaha ararsa açıp açmama konusunda seçme hakkım olsun diye. elim telefona gidiyor, bende aramak istiyorum sanki. aramakta istemiyorum. bugün salak bi siteye girdim, seks yaşayıp bu sürprizin kafamdaki etkisini sıfırlayayım diye. neyse işte, epey bi çabaladım, ama iyice çivisi çıkmış ortamın. yapamadım, kimseyle bi b..k yiyemedim. zaten aklım ankaradaki arkadaşımda. onun gülen yüzü aklıma geldikçe diğer herşey siliniyor kafamdan. özledim onu. haftaya eskişehirde olacağım bi ara, yanına geçsemmi hızlı trenle bikaç saatlikte olsa. offf gündemim çok karışık. onu görmek ilaç gibi gelecek. sesi kesmiyor artık :)

tarih = 4 nisan 2009

23 Temmuz 2009 Perşembe

fuck off

eski blogtan yazılara bi ara vereceğim. bu akşam olanları yazmadan geçemeyeceğim. bugün bi arkadaşımın biseksüel olduğundan şüphelendim. ifadem komik demi :) gay olduğundan değil biseks olduğundan şüphelendim. çünkü kendi tam bi fucker'dır. tüm feysbuk resimlerinde bi başka hatunla sarmaş dolaş, aktif cinsel hayatı olan arsız bi adam işte.

neyse ben bu arkadaşla çoktandır görüşmüyodum. bu akşam yemekte biraraya geldik. naber nasılsın faslı bitti bu yeni işinden bahsedip durdu. işte bilmem şu sanatçılarla çalışmış bilmem şu ünlü ile kankaymış. bırrrr. en tiksindiğim muhabbetler bunlar beni bozar derken olay dahada tiksinçleşti. çok ünlü bi sanatçının (ismini söylemiycem, bilmeden kimsenin günahını alamam) asistanı varmış. işte o şarkıcı ile bi iş dolayısıyla birarada iken bu asistan çocuk illallah ettirmiş. çocuk pasif gaymişmiş. ee dedim "sen nerden biliyorsun gay ve üstelik pasif gay olduğunu". apıştı kaldı, "biliyorum" falan diye geçiştirdi. "aman boşver sanane banane" dedim lafı kısa kestim.

sonra tatile gidecekmiş onu anlattı. gideceği yerde 6 kız bi gay arkadaş varmış. bana sende gel dedi. ben daha "gay arkadaşı" olduğu bilgisini hazmedememişken doğal olarak hayır gelemem dedim.

ve eve gelirken bu kişiyi aklımdaki arkadaşlar listemden çıkardım. telefonunuda sildim. ama gay yada biseksüel olma ihtimali olduğu için değil. yeni işinden ötürü g.tü kalktığı ve bayat kişiliği ortaya çıktığı için ve üstelik bu g.tü kalkmış haliyle insanlarla dalga geçtiği için.

amma gerginmişim. yazdım rahatladım. :)

sadakat ve bağlılık sorunum

aradı öğlen gibi, çok müsait değildim konuşamadım, kısa bi vedalaştık. enazından aradı işte :) şimdiden triplere girmiim demi. o da girmesin tabiki.

zaten bi seminerdeydim aradığında. uluslararası bişeymiş bende gidene kadar bilmiyodum. seminer tanıtım dökümanı gibi bişey almak için görevlilere yöneldim. gülümseyen güzel sesli bi kız karşıladı beni. işte muhabbeti sorularla uzatıp biraz göz ve kulak banyosu yaptım. seminere girdik sonra, bi ara uyuyacaktım. neyseki ara verildi. kokteyl gibi bişi vardı, aç olduğumdan masalardan birine yanaşıp üçbeş pasta aliimde kan şekerim yükselsin dedim. o sırada bi adam yanaştı. "hi, can u speak english" dedi. "yes" dedim, konuşmaya başladı. eleman slovenyadan gelmiş. o hem anlatıyor, hem bişiler soruyor. işte yardımcı olmaya çalışıyorum ama olamıyorum. çünkü eleman rusya başbakanı medvedev'in az zayıf ve biraz esmer hali. ordaki işinden gücünden bahsetti, ben o ara eline baktım hemen, yüzük yoktu, bekardı. seks orucumu o an istese bozabilirdim. henüz bu konuda kimseye verdiğim bi sözde yokkene :P şaka bi tarafa, bana birlikte olmak için bi lider seç deseler, istisnasız medvedev'i seçerim. tip olarak o denli beğeniyorum adamı yani. ama bu eleman ondan daha yakışıklıydı valla kriterlerimde. sonra farkettim adam seminerde arkamda oturuyormuş, ben uyumamak için birşeyler not etmeye çalışırken beni çok bilgili ilgili falan sanmış. ondan yanaşmış sanırım onca millet içinde bana, belkide gaydi ne biliim, hoştu valla.

offf renkli biseks geçmişin bendeki en kötü izi bu. SADAKAT ve BAĞLILIK sorunu. güzel kadınlara yada yakışıklı adamlara meylettim bianda. üstelik çok değerli biriyle zor biyola çıkarken. umarım bu durum değişir.

tarih = 3 nisan 2009

ben özledim galiba seni

gecenin kaçı olmuş hala yatmamışım. akşamdan beri onu beni geçmişi geleceği düşünüyorum. çok pinpirik adamım ben. böyle yetiştirildim. eşşği sağlam kazığa bağlama olayı bende vesvese boyutunda. hoş ortada eşşekte yok.

işte akşamdan beri oturdum salona. favori romantik filmlerin en ağlatan sahnelerini izliyorum. bi ileri bi geri :) çok fena oldum ben, onu düşünüyorum. şimdi yanımda olsa. tüm kafamızdaki sınırları, erkekliği kadınlığı, cinsel arzuları, korkuları bi kenara biraksak bi kaç saat. ben ona sarılsam uzun uzun ve sıkıca. uyusak oyle, uyansak aralarda, o bana baksa ben uyurken, ben ona baksam o uyurken. en savunmasız hallerimizi görsek birbirimizin. daha sıkı sarılsak bu yüzden. sadece bikac saatlik. off ya, çok şey istiyorum. şimdilik :)) belki bigun bunlar olur.
kimbilirrrrrrrr.

tarih = 3 nisan 2009

22 Temmuz 2009 Çarşamba

haydi gel benimle ol

inanılmaz yorucu bigündü. kafamı işlerden kaldıramadım. nezaman akşam oldu farketmedim bile. telefonuyla kendime geldim. sesi telaşlıydı, "müsaitsen hemen gel" dedi. gittim, arabaya bindi, o gülen espriler yapan çocuktan eser yoktu. "hayırdır" diye sordum, "yok bişi, sadece gitmeden konuşmam lazım senle, sakin biyerde" dedi. iyice tırstım. sustum, ikimizde yola bakıyorduk aklımızdan birşeyler düşünüp hesap ederek. yakınlarda bi yere park ettim aracı. heryer tıklım tıklım. sakin bi cafe bulduk oturduk. "şimdi anlatmak istermisin" diye sordum. başladı anlatmaya.
"dün işlerim vardıya hani. davetli falan olduğum falan. şeyyy, nasıl desemki, şey." dedi ve sustu utanarak.
"ya açık olsan, söylediklerin çok değerli benim için, nolur anlat" dedim ve tekrar anlatmaya başladı.
"dün bi işim yoktu aslnda. kaç gündür akşamları hep senleyim biliyosun. yengemide kandırıyorum üniversiteden arkadaşlarla görüşüyorum diye. dün senide kandırdım. bak neolur kızma söyleyeceğim." dedi ve duraksadı gene.
"evet?!?!?!?!?!?" dedim ama aklımdan olabilecek yani bana yalan söylemesine sebep olan hertürlü ihtimal geçmeye başladı.
"biri vardı, senden önce tanışmıştım aynı siteden. msn listemdeydi. senin kadar sık olmasada konuşuyorduk her konudan. çok acı çektiğim bi gün dertleşmiştim. ankaraya gelmek istedi ama mani oldum. ogün değerli hissettirdi bana kendimi." dedi, yüzüm asıldı, onu kaybettiğimi düşündüm bian, "ee. sonra" dedim.
"sonra bişi olmadı işte seninle tanıştık. kaçgündürde birlikteyiz. umduğumdan daha iyi biriyle karşılaştım aslında. gerçekten samimiyim bu konuda. çok iyisin. keşke çok önceleri tanışmış olsaydık" dedi, yüzüm kızardı ama kafamı kurcalamasın diye cesaret edip sordum
"peki neden gittin adama" diye.
"tam bilmiyorum, istanbul'a gelirken aklımda ikinizide görmek vardı, onada söylemiştim gelecegimi, bana mutlaka goruselim dedi. sırf verdiğim söz yüzünden gittim. pişman oldum gittiğimede. bi gay sevgilisi varmış. birlikte yaşıyorlarmış hatta. bana şimdi söyledi. Allahtan ona karşı ciddi bişi düşünmemişim" dedi sustu, tam yeriydi iki gündür beni tıkayan soruyu sormanın
"peki ben neyim senin için" diye sordum.
"insanları kıyaslamayı sevmem. ama gerçekten karşılaştığım en değerli insanlardan birisin. hayatımda kalmanı çok isterim, sende istersen" deyince yüzümdeki ifadeyi görmeliydiniz. oanki mimiklerim geliyorda aklıma, karşımda bi ayna olsa saatlerce gülerdim halime. yine sustuk ikimiz, zaten hep susuyoruz biz anlamadım gitti. ama onla iken sessizlik bile huzur veriyor buda bi gerçek. sonra kalktık geç olmadan, onu bıraktım eve geldim. şimdi sözlerini düşünüyorum. hepsi kafama kazındı zaten.
bana gelince, ben çok büyük cümleler ve hayaller kurmak istemiyorum ama istediğim cevabı en güzel şekliyle aldım ondan aslında. dünkü yazıma gelen yorumdada dendiği gibi belki uzak mesafe tutkuyu tetikler, arkadaşlığımızı güçlendirir. gerçi tutku bende cinsel dürtüleride arttırıyor:) ama kendimi dizginleyebilirim sanırım. onun hazır olduğu bir zamana kadar sabredebilirim. her halukarda masturbasyona devam yani :)) espri yapabildiğime göre bugün iyiyim sanırım. iyiyim iyi maşşşallah. hahaha :)))

tarih= 2 nisan 2009

21 Temmuz 2009 Salı

ya herro ya merro

bugün görüşemedik. ne ben aradım onu ne o aradı beni tüm gün. zaten bikaç gündur işten erken kaçtıgımdan biraz mesai yaptım bugün. yordum iyice kendimi. büyük ihtimal o da koşturuyordu bugün, sıkışıktı programı dün söylediğine göre, arayamadı. arar sanırım geceye doğru. mesele araması falan değil artık, aştık o eşiği sanırım. mesele ruh halim. mutluyum desem tam değil, üzgünüm desem o da değil. bildiğim şu, kendimi çok iyi hissetmiyorum. zaten ne zaman güzel bişi yaşıyor olsam yalnız kaldıgım ilkanda hep bu his çöker üzerime. durmadan kendime sorular sorarım. hiç olmadığım kadar yalnız ve güçsüz hissederim kendimi. karmakarışık bidurum. aslında biraz düşünmeye ihtiyacım var. farklı bişehirdeki birine özel hislere kapılmanın eşiğindeyim ve bu hislere karşılık görebilecekmiyim ondanda tam emin deilim. böyle bi yola çıkacaksam ne kadar destek alacağımı net görmeliyim. yada bu b..ktan hayatıma kaldığı yerden devam etmeliyim. farklı tenlerde bulamadıgım mutlulugu yine başka bifarklı tende aramaya. bigün kendimden igrenene kadar :(

tarih= 1 nisan 2009

20 Temmuz 2009 Pazartesi

gitme, gitme kal bu şehirde

şimdi geldim eve. daha dogrusu gidip geldim.
akşam buluştuk arkadaşla yine aynı saatlerde. yemek şu bu işlerini dışarda yaptık. sonra ona "bize geçelimmi" diye sordum. nezaketen bi soruydu ve o akşamki şehvet dolu öpüşme ve önsevişmeden sonra "yok buralarda takılalım" demesini bekliyordum. ama "tamam" dedi, beni şaşırttı. beraber evin yakınındaki markete uğradık gelirken. içecek ve çerez aldık biriki. meyvede bitmişti, o seçti taze taze :) kendi ödedi zorla hepsini. eve girdik, poşetleri mutfağa bıraktık, bana "sen git ben bişi yapcam" dedi :)) meraktan çatlayarak salonda takıldım. canım benim yaaa, özene bezene bi meyve salatası yapmış bana. bende defalarca izleyip sıkılmadığım bi filmi taktım dvdye muhtemelen izlememiştir diyerek. tom hanks ile meg ryan'ı ilk buluşturan film, "sleepless in seattle". "you have got mail" filmine benzesede bence daha sıcak ve içten. başladık izlemeye. koca masum çocuk yanıma oturdu ama aklımdan enufak kötü bişi geçmedi. sadece elini tuttum. öyle 15 dk falan geçti. kendi tenime dokunmak gibiydi. sonra ummadıgım bişi yaptı. başını gögsüme dayadı, sağ eli hala sol elimdeydi. saçlarını kokladım, çok güzel kokuyordu. dudaklarım değiyordu saçlarına. sağ elimle saçlarına dokundum yine. yüzüne dokundum korkutmadan. parmaklarım hafif hafif kaşlarını gözlerini alnını yanaklarını dudaklarını dolandı. dizimdeki bi kedi gibiydi. bi yandan filmi izledik, biyandanda yanyana güvende huzur dolu olmanın tadını çıkardık. o an son 5 yıldır yaşadıklarım geçti gözümün önünden. hayatımdan gelip geçen kadınlar erkekler. hangisi bana bu güven ve huzur verdi diye düşündüm. hangi sex beni şimdiki kadar mutlu yapabilmişti. cevap bulamadim. ben böyle yine dalmışken düşüncelere dudagımdan öptü yaramaz bi çocuk gibi. :) kafasına vurdum hafifce, sırıttı. filmi izledik sonuna kadar. film bitti bi elim saçlarında bi elim diğer elinde oldugundan kumandaya uzanamadım. oan herşey durdu sanki. "gitmeliyim" demek için dogrulmak isterken birden kollarımı kastım, sıkıca sardım onu. çok sıktım hemde. oan onu orda içime çekip saklamak istedim. yada oanın bi resmini çekip duvarıma asmak ve mutsuz olduğum zamanlar bakmak istedim. sahne kafamda kazındı adeta. ama sonuçta yinede gitti. yarın başka biyere davetliymiş, görüşemiycez. cuma akşamda ankaraya dönüyor. gitmeden 10 dk bile olsa görüşme sözü verdi. ama gidecek işte. bu fikir bile bana acı veriyor şimdiden. :(

tarih= 31 mart 2009

19 Temmuz 2009 Pazar

mutluluk gözyaşı



aradı beni. ama epey geç aradı, ancak müsait olmuş. ben arada kafayı yedim tabi arar aramaz ariimmi diye diye. nasılsın-iyimisin faslından sonra sustuk bi ara. bekliyoruz hangimiz açılacak diye. "şeyyy" dedim. "neyy" dedi. "şeyyy" dedim gene. "ya söyle ne söyleyeceksen" diye sinirlendi. "seni özledim" dedim. sustu, derin bi nefes çekti. "sen?" diye sordum, "ben senden hoşlandım" dedi. sessizce "bende" dedim. güldü bu sefer. yine sustuk. yine ben bozdum sessizliği. "keşke burda olsaydın, yanımda, valla sadece otursaydın yanımda yeterdi". cevap vermedi. nefes bile almıyordu sanki. 20 sn kadar sustuk bu sefer. "neyse, yarın yogun olacak uyuyalım" diye lafı geçiştirdim ve duygusal havayı dağıtmaya çalıştım. "ne olur üzme kendini hiçbişi için. ben senin yanındayım. şimdi güzel şeyler düşünerek uyu" dedi bana, sonra kapattı. apışıp kaldım öyle. gözlerim doldu. bikaç damla yaş süzüldü yanağıma. aylardır ilk defa ağladım. mutluluktan..... .. .. .

tarih= 30 mart 2009

18 Temmuz 2009 Cumartesi

ara beni fazla bekletme



dörtbuçuk gibi aradı beni. işi bitmiş, "dayımlara geçmeden görüşelim mi" diye sordu. sesi dünden daha sıcak ve heyecanlıydı. dünkü korkuları yoktu ses tonunda sanki. "tabiki nerdesin" diye sordum çıktım işten erkenden. söylediği yere vardığımda en sevimli haliyle duruyordu bi banka şubesinin önünde. bindi arabaya "nasılsın görüşmeyeli" esprisini yaptı gene, bide yanaklarımdan öptü. muzır bi sırıtma yüzüme bulaştı. "iyilik" dedim, "eğitim nasıl geçiyor" diye ben sorunca, "iyi nolsun, çok dinleyemedim,...., aklımdaydın" dedi. demesiyle tüm tüylerim diken diken oldu. uzun zamandır duyduğum en özel cümleydi bu. birinin aklında olmak, işlerine mani olmak. biraz daha derinlere dalsam, kaza yapacaktım azdaha. neyseki o konuşmaya devam etti, işte kursun formaliteliğinden, kuzeninin yakın zaman sonra olacak düğününden falan konuştu. "hıhı" diye geçiştirdim laflarını, benim aklım "aklımdaydın" lafında kaldı.
"şeyyyy, öğlen arada aramanı bekledim aslında bende, müsait değilsindir diye ben aramadım" dedim utana sıkıla. "yok yaw, arasaydınya" diye çıkıştı bana.
"ee napalım ağa, aç mısın" dedim. "ya öğlen çok az yedim, açım aslında ama yengem tok gidersem öldürür beni. hafif bişeyler atıştırabiliriz"
"tamam, dur bildiğim biyer var. seni oraya götüreyim.".. salacakta bişeyler atıştırdık. sonra sahil yolunda yürüdük biraz. ama çok az konuştuk.
"vay beee. harika bi görüntü" dedi. canım benim yaaa.. ben sağında yürüdüğümden görüntüye onuda katıyordum. hakkaten harika bi görüntüydü. o ve istanbul, hoştu. oan fırlamalığım tuttu, nerdende aklıma geldiyse birden şarkı söylemeye başladım. "karşımızda kız kulesi kollarımda sen" diye diye. başladı gülmeye kahkaha atarak. şarkıyı tamamlamak istercesine koluma geçti. hatta sokuldu biraz. yaaa şaka gibiydi herşey. bi yerimden cimdikleseydi biri uyanırmıydım bu rüyadan bilmemki. sesimi kestim, anın tadını çıkardım. karşımda kızkulesi, kollarımda o. üşüdü biraz geri döndük arabaya atladık. sağolsun saatler ileri alınınca akşam geç oluyorya artık. "vaktimiz var daha demi" dedim. kafasını salladı bebekler gibi :) çoktandır gitmemiştim, manzarasını çok sevdiğim fethi paşa yalısına götüriim dedim. birer sütlaç yedik, istanbul ayaklarımızın altında. ben yerken bana baktı uzun uzun. rahat baksın diye yüzümüde çevirmedim, gözgöze gelmeyelim diye.


"buraya gelip yerleşsene, bak ne güzel herhaftasonu buraları gezersin" diye saçmaladım sanki ben herhafta içinde olmama rağmen gezermiş gibi. "zorrrr, hatta imkansız" dedi. vereceği cevabı bilmeme rağmen yinede kötü hissettim. sustuk ikimizde tatlılarımız bitene kadar.
"kalkalımmı" dedi. kalktık sonra dayısının evine bıraktım, arabadan inerken vedalaşmak için elimi tuttu, bırakamadım, eli elimde biraz durdu öylece. o yine bana ben önümde görmediğim bişeylere bakıyordum. sıcaktı elleri. avcumu ısıttı sıcaklığı. resmen transa geçtim o ara. "ben gideyim" diyince uyandım. "tamam, akşam müsait olunca arar mısın" dedim."tabiki" dedi gülümsedi bana. bastım gaza eve geldim.

keşke gelmeseydim eve, keşke gitmeseydi o da, keşke...... :(
off özledim bile.
aramasını bekliyorum şimdi. ya aramazsa. benmi arasam acaba. arar demi, arar arar. neden aramasınki :S

tarih=30 mart 2009

rüya gibi, masal gibi.

demin geldim eve sevinç içinde. kitaplardaki gibi masal gibi bigün yaşadım bugün, sevincim ondan. sizlerle paylaşacağım ama en başından alacağım.

onu almaya gittim. o kısa zaman diliminde üzerindeki kazağı değişmiş, cizgili mavi bi gömlek giymişti. saçlarınıda taramış korkulu gözlerle beni bekliyordu bankanın önünde. arabayla yanaşıp kornaya bastım. koştu, içeri girdi, "selam nasılsın görüşmeyeli" diye bi espri bile yaptı. biraz baktım kirli sakallı yüzüne, gülümsedim. sonra sohbet ede ede eve vardık. salona geçti o. benim işle ilgili dergileri kitapları tırtıklamaya başladı. ben hemen pilavı yaptım o ara. yemeği tekrar ısıttım. yemek yerkende yüzüne baktım. mimikler yalan söylemez diye. yemegimi cok beğenmiş. neyse yemek bitti. yemeği masadan kaldırmamada yardım etti. acaip çekinikti tüm bu anlarda. işi gereği seçim sonuçlarını merak ediyormuş, tv açmak için müsade istedi. "tv kölen olur" dedim "çok krosun" dedi güldü. biraz bende oturup izledim onunla. hatta daha çok onu izledim çaktırmadan :) elimde çokaz omzunda. fışkıran maskülen haline rağmen çocuksu bi yanı vardı. bi ara kendimi tutamadım, ellerimle saçlarına dokundum. tepkisiz kalınca karıştırmaya başladım. biranda başını geriye verdi, gözlerini kapadı. kaç dakka saçlarıyla oynadım bilmiyorum. ama o kadar ince telli ve yumuşaktıki saçları çok hoşuma gitti. biyandan gözlerini kapamış yanımda oturan kocaman adama bakıyodum, biyandanda saçlarını okşarken dudaklarına yapışmamak için zor tutuyordum kendimi. başımı omzuma koydum ellerim saçlarındayken. nefesimin sıcaklığı boynuna kadar ulaştı. daha hızlı nefes alıp vermeye başladı, daha sesli. kafamı biraz daha yan çevirip boynundan öptüm hafifçe. oda bende erekte olduk sanırım. ama gözleri hala kapalıydı. sonra yavaş yavaş boynundan yanaklarına kadar kısımları öptüm ıslatmadan. kulak memesini ağzıma aldığımda sessizce "ahh" diye inledi. :) o an gözlerini açtı bişey demesine müsade etmeden dudaklarına yapıştım. deli gibiydim o an (hatırlamak bile istemiyorum o halimi), ama biyandanda onu korkutmamak için kendimi kontrol etmeye çalışıyorum. oda beni öpüyodu. gömleğinin üst üç düğmesini açtım tek elimle. boynundan aşağı doğru yalamaya başladım. yine kapadı gözlerini. o inlerken uzun kıllı gögüs uçlarını anne sütü emer gibi emiyodum. gögsünde ne kadar kıl varsa ıslattım hatta bi kısmını yuttum ama umurumda değildi, uzun süredir gördüğüm engüzel şey karşımdaydı.

biranda noldu anlamadım. ikimizde zevkin doruklarında bulutlarında uçarken, "dur, henüz erken" dedi bana. çok utandım o an, yerin dibine girmek istedim. yüzümü tvye dönüp "pardon, afedersin, bianda oldu anlamadım" falan dedim. oda bi yandan beni teskin etti "sana kızmıyorum, sadece erken" dedi. ben o ruh haliyle lavaboya koştum, bi yüzümü yıkadım, elimle hızlıca boşaldım, çişimi falan yaptım. 10 dk kadar oyalandım. sonra salona geçerken dolaptan tatlı ve içecek aldım. hiç bişi olmamıs gibi davrandım. o yine seçim haberlerine dalmıştı. beni görünce gülümsedi. bu gülümseme beni acaaaip rahatlattı. onu o an çekinik bulsam ben hala utanmaya devam edecektim. tatlıyı yedik, onuda çok beğendi. zaten iddialı olduğum tek tatlıydı, özellikle bunu yapmıştım. sonra epey bi sohbet ettik. ailesi ile süren hayatından işlerine, bu eşcinsel hislerle nasıl yaşadığından geçen yıl yaşadığı eşcinsel ilişkiye kadar herşeyi anlattı. bende b.k gibi hayatımdan beni utandırmayan sahneleri anlattım. aslında bunların çoğunu yazışmıştım ama yüzyüze söyleyince ilk anlatır gibi oldu. bide ben anlatırken gülümsüyordu hep. ben dahada anlatmak istiyordum. cinsel olarak olmasada ruhsal olarak epey bi boşaldık. saat onbuçuk gibi çıkmak istedi. ben bırakayım seni kadıköye yada gideceğin yere kadar dedim. önce yok dedi. üsteleyince tamam dedi. kadıköye değil, dayısının evinin önüne kadar gittik bu sefer. bana güveniyor demekti. bu bile beni çok iyi hissettirdi. kapıdan içeri girene kadar bekledim. komikti görüntü. flört eden heteroseksüel çiftler gibiydik. kemli kümlü bişiler dedik o ara bende o da anlamadık :)

arkadaş bi süre istanbulda. yarın müsait olduğu ilk anda arayacak beni. ben bu çocukla buluşmayı nediye bu kadar erteledim diye hayıflanıyom zaten.

komik gelecek size ama onla buluşmadan 3 defa masturbasyonla boşalacağım iliklerim kuruyana kadar. bitap düşmüş gitcem yanına. iki basit seks uğruna feda etmiycem bu güzel adamı. diğerleri gibi olmuycak inşallah.

tarih=29 mart 2009

ankaradan misafirim var

oyumu kullanmış eve dönüyordumki telefonum çaldı. şu ankaradan yazıştığım kıllı çocuk istanbula gelmiş sabahtan. görüşelimmi dedi. hay hay dedim. kadıköy'de buluştuk. kameradakinden daha yakışıklıydı. seside telefondakinden daha hoşuma gitti, konuşurken güven veren bi ses tonu vardı. ürkek utangaç halleri bana unuttuğum ve kaybettiğim saflığımı hatırlattı.
bi saat kadar oturduk. muhabbet koyulaşırken kuzenleri aradı acilen gitti ama akşam yemegine tekrar buluşcaz. ona söz vermiştim yemek yapmaya. istanbul'u bilmiyo pek. gidip alcam yine aynı yerden birazdan. ama gitmeden pilav dışındaki şeyleri bitirmem lazım. haa mönüyü sayyim bu arada efenim. sofralarımızın vazgeçilmez tadı: karnı yarık, türk mutfağının değişmez katıgı: tereyağlı arpa şehriyeli pirinç pilavı, biseks usülü çoban salata, irmik tatlısı.
tatlı ve salata tamam, karnıyarıkta pişiyor fırında, bitince çıkcam zaten. pilavında pirinçleri yıkandı süzüldü.

ya çok heyecanlıyım. ayağımın sızısını bile unuttum. yemekleri beğenir inşallah.


tarih=29 mart 2009

17 Temmuz 2009 Cuma

ölürüm sana, ölürüm

gecenin kaçı olmuş hala uyanığım. duşumu almış tam yatıyodumki ahmedim aradı. canı sıkılmış dün işyerinde yaşanan bi olaya. ama bu sefer epey bi sıkılmıştı sanki. anlattıda anlattı. dinlemekten başkada bişi gelmedi elimden. hani keşke burada olaydıda şöyle sarılaydım sıkıca tüm derdini tasasını alaydım. ama işte mesafeler engel buna. biraz önce kapadı telefonu. sesi daha iyiydi kapatırken.

bu seferde benim uykum kaçtı. aslında film izleyesim bile var. ama izlemiycem. bugün arkadaşın teki 200gblık divx film arşivini verdi bana. bu hafta ve gelecek hafta beğendiklerimi izleyeceğim. bu aradada filmler benim ruh halimi çok fazla etkiler diye güncel şeyleri fazla yazmayacağım. eski blogtan silmeyip sakladığım şeyleri yazarım. ahmetle tanışma sürecini. :)

fotoğraf= 'the big kahuna' filminden

16 Temmuz 2009 Perşembe

gel, gir rüyama

ben şimdi birazdan uyuyacağım

sen bu gece rüyama girsene. nolur!!
çok özledim gerçekten. hemde çok..

fotoğraf= flickr, don.jezzy

15 Temmuz 2009 Çarşamba

deja-vu

demin eski blogtan yazıyı paylaştım ama sebep bugün öğle yemekte aynı şeyi tekrar yaşamam. sanki dejavu.

bu seferki ekip bayanlardan oluşuyordu. garip ama konu bi şekilde eşcinselliğe geldi. işte birinin okuldan arkadaşı bişekilde gay olduğunu açıklamış birine. tabi haber feysbuk üzerinden buna kadar ulaşmış. buda açmış çocuğun resimlerine bakmış profilinden. bi erkekle yanyana resimler. muhabbet, adamın eşcinselliğini itiraf etmesinden çok nasıl eşcinsel olabildiğiydi. adam tam bi kroymuş. kıl yumağı maço bi tipmiş. arkadaş hayret edip duruyor diğer iki bayan arkadaşa anlatırken. onlara katılmamı, gülmemi bekliyorlar ama ben dinliyorum tepkisiz. benim ex kız arkadaşımı tanıdıkları için bana çamur atmadılar ama "artık erkeklerede güven olmuyor" demeleri acaip gerdi beni. bian "biseksüelim ulan" diye bağırasım geldi masada. sonrada o duvara çarpmış gibi matlaşacak suratlarını görmek. ama iradeliyim sustum. gülmedim bu sefer yorumda yapmadım. kafalarındaki gay tanımı saklı kalsın, ben değiştirmekle uğrasamam. değiştirememde o kalıpları.

hepimiz öyle değilmiyiz. kalıplarımız var. dinci, laik, çağdaş, yobaz, köylü, modern, kro, entel, kokana, süslü, bakımlı, zarif, kaba-saba, duygusal, mantıklı, feminen, maskülen, doğulu, batılı vb.

bunlardan birine sokmazsak insanları ölürüz. herkesi bi birey olarak algılamak onun diğer tüm insanlardan farklı olabileceğini düşünmek bu kadarmı zor.

fotoğraf=photobucket,navigate53